Pratik hayat becerileri ve tuvalet eğitimi

Pazar sabah, uzun zamandır görmediğimiz arkadaşlarımızla çoluk çocuk kahvaltıda buluştuk, ardından araba ile İstanbul’a gittik… 30 haftalık hamile ben ve 3 yaşına 3 gün kalan Mira’nın performansından emin olabilmek için Cenk de bizimle yola çıktı. Akşamına da otobüse atlayıp geri döndü. Biz de, Mira’nın ilk gece azan konjiktiviti, ikinci gece de yükselen ateşine rağmen keyfimizi hiç bozmadan iki gün geçirdik. Kızımı mı, kendimi mi taktir etsem bilemedim 😛 Mira hafif hastalık etkisinde olabildiğince mızmızdı ama hiç arıza çıkartmadı; acıktığında yedi, uykusu geldiğinde uyudu. Hatta kucağımda 2 saat uyuduğu sürede ben de nihayet Senem ile yüzyüze tanışma fırsatı buldum… Arada, vicdansız anneyim ben diye kendimi sorgulasam da, ne diyeyim hiç zorlanmadım suçluluk duygusundan arınmakta… Mira kucağımda mızır mızır mızırdanırken, arkadaşlarıma laf yetiştirerek kendi kendime aştığımı gösterdim 🙂

Bir kez daha İstanbul’da yaşayan ve araba kullanan arkadaşların ileriki yaşlarda alzeimer olma ihtimalinin çok düştüğüne kanaat getirdim. Değişen yollar konusunda sürekli bir beyin egzersizi yapmalarının yanısıra bir de akıl sağlıklarını koruyabilmek için sukunetlerini kaybetmemeleri gerekiyor. 30 haftalık gebe aklım, 4.5 saatlik yolda değil ama trafikte yıprandı. Ikea çıkışında ön kapıda beni bekleyen arkadaşlarımın yanına döneceğim yere 3. defa kapalı garaja girmeye kalkınca, güvenlik halime acıdı ki buradan geri vitese alın U dönün diye yardımcı olmaya girişti. Benim geri vitese almam ile arkadan bir arabanın gelip bize dokunması bir… arabanın içinden fırlayan baba oğul olduğunu anladığım 2 kişinin “kadın milleti değil mi” diye böğürmeye başlaması iki… oldu… Güvenliğin duruma “hanımefendi duruyordu, geri gitmemişti, durmadınız” diye müdahale etmeye çalışmaları, “korna çaldıydık ya işte… bunlara araba alan kocalarında (!) kabahat şeklinde…” seviyesizce uzadıkça uzadı… Rapor tutmaya yanaşmadılar. Karnıma ve yanımdaki çocuğuma bakıp “polis çağırsak saatlerce bekleriz, en az 300 liralık hasar var bu arabamızda, ödeyin gidelim” şeklinde bağırınmaya devam ettiler… Çevredekiler önceden olup olmadığı belli olmayan ince çizik için, polis çağıralım diye benim saffında yer alırken, Mira da “çişim geldi hemen yapmam lazım” diye koroya eklendi. Mira’yı kucaklayıp çimlerin üzerine işetirken, içimden bir his hala bekle polisi diyordu ama Mira’nın akşam yemeği yiyememesini göze alamadım, Angara’lı olmamın hatırına 50 lirada uzlaşan adamlara içimden saydırarak olay mahalinden uzaklaştım. Sonrasında Mira uyuyakalınca akşam yemeği yiyemedi o ayrı 🙁 17 yıldır aktif bir şöförüm… Uzun yola çıkarım, minibüse kadar her boy motorlu taşıtı zorlanmadan kullanırım. Ama karşıma çıkan bu baba – oğula, o çok sesli koro içinde bir de ben bir şey söylemek istemedim. Çocuğumuzu böyle bir toplum içerisinde büyütüyoruz, dahası bu ortamda hayatta kalma becerisini yükseltmek zorundayız. Söyleyecek tek şey var; çocuklar ne görürse onu yapar. Biz kendimizi düzeltmekle mükellefiz… Armudun başka ağacın dibine düşmesini beklememek lazım… (bu videoyu daha önce paylaşmıştım ama tekrar izlemeli…)

Dün Feneryolu Saray’da yaptığımız geç kahvaltının ardından sahil yolundan Pendik’e oradan da Ankara yoluna doğru devam ettik. Ne diyeyim sahil yolundan geçerken İstanbul bu sefer gözüme pek sakin pek huzur dolu geldi… Mira kısa bir şekerleme yaptı. Sonrasında yol boyunca hikaye yazmaca oynadık. Hikaye yazmaca deyip düşününce farkettim; oyunumuz FRP gibi bir şey olmuş . Ben bir hikaye yazmaya başladım, kahramanlarından biri Mira oldu, onun kararlarına göre hikayeyi yönlendirdim… Bir zamanlar benden DM olmaz derdim ama bir kez daha anladım ki anne olunca herbişi olabiliyormuş insan 🙂

Ankara’ya kadar hava ışıl ışıldı dolayısıyla yol da çok güzeldi. Yanlızca 30 haftalık gebe, 3 yaşındaki çocuğu ile yola çıkınca şurası güzeldir mola verelim şeklinde bir tercihte bulunamadı 😛 Yol boyu bir benim, bir Mira’nın çişi gelince, bir sonraki servis alanı 25km şeklinde tüm tuvaletleri tavaf etmek durumunda kaldık. Tabi toplumumuzun tuvalet kullanma alışkanlıklarını yerinde gözden geçirme fırsatını da yakalamış olduk. Sifon, tuvalet kağıdı kullanmayı bilmeyenlerden çok, son derece medeni gözüken bir kaç kişinin çocuklarını alafranga tuvaletlerin tepesine tüneterek işlerini yaptırmasına veya öyle yönlendirmesine inanamadım. Acıklı olan tarafı, kendini ve çocuklarını mikrop kapmaktan korumaya çalışırken, arkada bıraktıkları pisliğin farkında bile değiller… Benzer bir şeyle geçenlerde Ankara’nın A sınıfı alışveriş merkezlerinden birinde karşılaşmıştım. Mikrop kapma kaygısındaki yaratıcı Türk kadını marketten aldığı poşeti klozet korucusu olarak kapağa geçirmiş, ortasına da bir delik açmış… Deliğin küçük gelmesine aldırmamış, aynen de bırakıp çıkmış… Bunları gördükten sonra; ister istemez aklıma Mira 15 günlükken yaptığımız Raleigh – Washington arası 4.5 saatlik yolculuk araba yolculuğu geliyor. Yol kenarında bizimki gibi tam teşekküllü merkezler yerine bir tuvalet binası ve yanında içecek otomatlarının bulunduğu basit noktalardan ikisinde duraklamıştık. İlk durakta Mira’nın altını arabada değiştirmeyi tercih etmeme rağmen, tuvalete gittiğimde o kalabalıktaki temizliği karşısında şok geçirmiştim. İkinci durakta bunun bir tesadüf olmadığından emin olmuştum. Ülkemizde tuvaleti bile olmayan okullar varken, büyük bir toplumsal uyanış beklentisinde değilim. Her değişim önce insanın kendinden başlar… çantada dezenfektan mendil ve sabun taşımak gerçekten zor değil… katlanır klozet adaptörü gibi ürünler varken de, kendi maruz kaldığımız mikrop kaparız paranoyasını bir sonraki kuşağa aktarmak hiç doğru değil…

12 thoughts on “Pratik hayat becerileri ve tuvalet eğitimi”

  1. İstanbul’lular olarak şimdiye kadar çektğimiz çileyle ermemiz gerekirdi ama her bünyede aynı etkiyi yaratmıyor demek ki. Çok kötü olmuş. Üzüldüm. Geçmiş olsun

  2. Cok gecmis olsun banucum. Almanyada ehliyetimi 17 yasinda yaptim yani tam 13 yildir araba kullaniyorum, istanbulda ise araba kullanmaya korkuyorum (yarin dis doktura gidecegim simdiden düsünüyorum nereden gitsem diye), her an her yerden önüne birsey cikabiliyor. Kural zaten yok. Esim bana “kendi carpisan araba gibi hisset, tek farki burada capmamaya calisacaksin ve bildigin bütün kurallari unut” dedi. Ben kuralci bir toplumda yetistim. Bi insani yasadigi toplum ve gördügü egitim inanilmaz etkiliyormus. 2,5 yildir istanbulda yasiyorum, cok güzel bi sehir ama ben bu sehirde bir yabanciyim hatta bu ülkede…
    Tuvalet konusu, zaten basli basina bi konu. Biraz garip olacak ama belkide böyle yerler bi insana o ülkenin gercek yüzünü gösteriyor.

  3. Annevebebişi, teşekkürler… tahammül edemezken denk gelebiliyorsun işte böyle… orada değil ama dönünce farkettim durumun vahimiyetini… hala polisi çağırmadığım için kızıyorum kendime…

    Ozguranne… bir kısmı ererken, bir kısmının da ilkel yanları iyice oratya çıkıyor sanırım…

    Yeliz… senin için durumun çok daha zor olduğunu anlayabiliyorum. ben bu ülkede doğmuş, büyümüş yetişmiş olmama rağmen zaman zaman o kadar yabancı hissediyorum ki… doğrusu bu olmamalı…

  4. Yazik, cocuklu hamile bir kadinin uzerinden kendine cikar saglamaya calismak cok yazik:( İnsanligimizi yitiriyoruz buyuk sehirlerde.
    Not:Gene de sabahlari sahil hatlarimiz pek huzurludur, gene gelin:)

  5. Banucum çok geçmiş olsun, çok sinir bozucu bir durum olmuş gerçekten beb okurken bile gıcık oldum orada olsaydım dalardım herhalde!!

  6. Of, çok geçmiş olsun Banu. Ben de hamileyken İstanbul’da bir arabanın hışmına uğramıştım, yürürken hafifçe çarpmıştı, sonra da kalkıp senin orda ne işin var diye bağırmıştı adam!!! Tatilin ilk günleriydi, şok geçirmiştim! Birkaç gün içinde alıştım 🙂 Dediğin tuvalet olayında ben de buraya geldiğimde aynı şeyi yaşamıştım ve çok şaşırmıştım, Türkiye’ye dönünce de hüsran tabii 🙂 Bu ürün çok iyiymiş, ben kendime de alsam diye baktım, göremedim 🙂 Pratik Anne’ye bir sorayım.
    Bir de son olarak: Senem’le buluştuğunuzu duyunca kıskananlar çatladı, buraya da bekliyoruz, duyurulur 🙂

  7. Yaaa araba ile ilgili olan olay cidden çok sinir bozucuymuş, geçmiş olsun,ilgili baba-oğul un da yolu açık olsun diyorum!!!

  8. banucum çok geçmiş olsun.. ne yazıkki o modellerden öyle çok varki bu şehirde nitekim sana da o kadar sürede bir tanesi rastlamış.. çok güzel çok karma çok ilkel pek çok çoku barındırıyor içinde bu şehir.. sahil yolunun o güzel güneş ışıltılı sakinliğini çok iyi bilirim, keşke hep o güzel yüzünü gösterseydi ama biraz bıçaksırtı herşey:) sen onu hatırla ve yine gel tamam mı?;)

  9. 1960’da Istanbul’a, 70’de de Londra’ya goc eden bir teyze ile tanistim bu hafta. Cogu zaman Londra’da, zaman zaman Istanbul’da yasamaya devam ediyor. Istanbul’un karmasasindan bahsettik bol bol. Oyle icten, oyle bir ah! cekerek; “ahh.. ben ilk gittigimde nasil guzel, nasil sakindi Istanbul” dedi ki.. O’nun gorebildigi Istanbul’u gormek, tanimak istedim.

  10. Çok geçmiş olsun Banu. Bu tarz olayla karşılaşmış olman çok üzücü.Kendini bilmez insanlarımız malesef çok ve içimizdeler çalışma hayatımızda da günlük hayatımızda da karşılaşmamız an meselesi ve ben çok tedirgin oluyorum dışarıda WC kullanırken.
    Senem ile buluşman güzel olmuş.Kaza olayında senin ses çıkarmamandaha iyi olmuş densiz kendini bilmez insanlarla ne kadar konuşsan az malesef gerekli eğitimi ailesinden görmediği belli ki baba, oğlunu da aynı şekilde yetiştiriyor ortaya bu durum çıkıyor.

  11. Cok gecmis olsun Banu! Bu tur olaylar oyle cok yasanitor ki! Gudemedigimize gore, acep gitsek mi bu diyardan diyorum bazen!! Cunku sen ne kadar egitim versen de kendine ve cocuguna, hep boyle baskalari olacak dusuncesiz ve bencilce yasayan… Onun disinda istanbul havasi almaniza sevindim, gitmis kadar oldum ben de! İkea cicilerini de merakla bekliyorum 🙂

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *