
Cuma akşam zorunlu yemeklerden biri için çıkmadan önce Mira “yookk, kalsana, benimle yatsana… anne lütfen…” diye başlayıp “banuuu baksana kalll amaaaa” diye sarınca Cumartesi için kendisine masal gibi bir plan anlattım. Sabah beraber uyanacağız. Yuvarlak omletli kahvaltı yapacağız. Sonra beraber okula dans etmeye gideceğiz. Sonra Selin, Zeynep ve Ada bize gelecek… Akşam da Karya ablalara gideceğiz, seni çok özlemiş. O kadar hoşuna gitti ki “peki, tamam birazcık (!) git ama hemen gel” dedi, el sallayıp, öpücük atıp yolladı beni… Read more…

Mira’cım doğduğundan bu yana ilk defa benden ayrı bir gece geçiriyor… Pek sistematik olduğumuz ilk 7 aydan bu yana, ilk defa - üç beş sinema kaçamağını istisna tutuyorum - emmeden uyuyacak ve aynı yatakta yatmadan tam bir gece geçirecek. Ben Antalya’dayım. O babası ile Ankara’da. Bursa’dan ayağımızın tozu ile bir de buralara sürüklemek istemedim onları… en mantıklısı buydu, duygusalaşmaya da hiç niyetim yoktu… Ama bu dilli düdük en son telefonda “annnemm uykum var ama sen geri gel işten artık…” deyince içim buruldu. Burnumun ucu sızladı… şimdi hemen uyumalıyım ki… çabuk sabah olsun… hatta hemen tekrar akşam olsun… ben kızım ile koyun koyuna uyuyabileyim.
Read more…

Az da olsa iş için nokta atışı geliş gidişler yapıyordum Bursa’ya, ama nokta atışı olunca hiç kafamı kaldırıp bakmamışım anlaşılan… Bu Bursa Master yarışları aldı beni çocukluğuma götürdü. En son 1993 olmalı bizim Bursa Kapalı Havuza gelişimiz. O zamandan bu yana Bursa’da ne çoook şey değişmiş. Değişmeyen tek şey de Kapalı Yüzme Havuzu olmuş sanırım. Zaman donmuş kalmış orada ! Tadilat gördüğü söyleniyor. Eskisehir ve Ankara’daki aynı model havuzların durumu daha da içler acısıymış. Bana duşlar, tuvaletler, kapanamayan - kapansada açılmayan - aliminyum kapılar, ellerine verilen kronometre ile hassas ölçümler yapmak zorunda kalan hakemler… hepsi aynı… geldi. Sadece o zamanlar biraz daha büyük gelirdi tribünler… - meğer ben çok küçükmüşüm. - Sonuçta aynı kaldığı için sevindiğim tek şey büyümüş popolar ve genişlemiş bellere rağmen değişmeyen yüzler oldu….
Read more…

Neslihan ile aylar önce karar vermiştik. Zeynep ile Mira’nın doğumgünlerini birlikte kutlayacaktık. Hatta hepbirlikte Zeyno’nun dedesinin minibüsüne doluşup, Kızılcahamam Çamkoru’da kartopu oynamaya gidecektik. Ben hindistancevizli bir kardan adam pastası yapacaktım… sobada kestane kızartacaktık… falan… Ancak kar yerine bol bol yağmur getiren bu kış, kartopu partisi yerine de bize çamur banyosu alternatifini sununca bu plan yattı, kaldı. Read more…

Katlettirdiğimiz karıncalardan özür dilersem, hayatımız normale döner mi? diye düşünmeden duramıyorum. Mira hepimiz adına yeniden “kanka”lar gelsin diye hızla çalışıyor ya hemen işe yarar mı? Söylenmek yerine susalım hatta iyi düşünelim iyi olalım diyordum ama sanırım pilim tükendi.
Read more…
Yine gittik geldik… Bir baktık evimizi karıncalar basmış… Zaten Mira sayesinde kırıntımız ve karıncamız eksik olmuyordu ama bu sefer bizim yokluğumuzu fırsat bilip eve ciddi ciddi yerleşmişler. Cenk’in karınca berekettir varsayımına göre biz yokken bize büyük bir ikramiye vurmuş olmalı… Bavulları bile doğru dürüst boşalmadan, evi ilaçlattık, kapıları (belki de kısmetimizi) kapattık. Anneme gittik. Dün akşam (gece 12′yi geçtiği için önceki akşam diye düzelteyim) ilk defa Ankara’da evimiz dışında bir yerde kaldık… Evi temizleyemediğimiz için bu gece de buradayız…
Annem kendi odasını ve yatağını bize verdi… Mira’nın yanına yattım, tam uyudu diye düşündüğüm anda…
Read more…

Binbir Çiçek‘te bugün;
Mira’cım “ben işe gidiyorum” dediğimde, “anne üüüü kal… kal” diye isyan bayrağını kaldırdı.
Hilal Hanım ona “Anne işe gitsin. Sen Jessica’ya havuç vermek ister misin? diye sorunca…
“isteeerem… tamam… sen git” dedi !
Jessica’nın aşkına büzük dudaklar ile çıkış vizesini aldık ! Read more…

Bir kaç hafta önce yılbaşı ağacımızı çıkarttık. Geçen sene Mira’nın uzanamayacağı şekilde kıyıya köşeye sakladığımız ağacı bu sene başköşeye oturttuk. Aydınlatmalar dışındaki tüm süsleri de Mira’cım elleri ile astı
Bazılarının yerini beğenmedi, çıkarttı, taktı, “bu son… bu son…” diye diye tekrar tekrar yerleştirdi. En sonunda memnun kaldı ki bir daha süslere ilişmedi. Akşamları bizim eve dönmemizle ağacın başına geçip “ışııık yak” diyerek ışıklarını yaktırdı. Ancak, ben - her akşam ışıldayan Mira ve ağacına rağmen - koşturmaktan ve o koşturmalar arası stres olmaktan yeni yıl havasına girememiştim. Nihayetinde yılın son gününden bir gün önce bunun için hayıflanmayı bırakıp havamı değiştirmeye karar verdim. Eskiden olsa bu karar sonrasında, hemen kendimi yeni yıl için süslenmiş ışıltılı bir alışveriş merkezine atıp ülke ekonomisine katkıda bulunabilirdim
Ama Mira’dan sonra, Mira’lı işlerin pozitif enerjisi herşeyden daha etkili oluyor. Read more…
Son Yorumlar...