Bir yavru serçe geçti bu diyardan

Bu sabah bir toplantım vardı… Mira’nın Hatice Ablası kapıdan girer, ben bacadan çıkar şeklinde bir sabah olacaktı ki… İlk önce telefonum çaldı; toplantı ertelendi… Hemen peşi sıra kapı da çalındı… Hatice geldi… Elinde de minicik bir serçe yavrusu… Eh bu ikisi günün akışını bir hayli değiştirdi…

Yavruyu kaldırımın kenarında bulmuş. Hoplaya zıplaya bir kediden kaçmaya çalışıyormuş. Herhalde heveslenmiş yuvasından erkenden uçmaya çalışmış. Hatice bakınmış yuvasını bulamamış… Pek minik… Elime aldım. Hiç korkmuyor. O kadar minik yani… Büyük olsa yüreği pıt pıt diye ağzında atardı.

Serçe nasıl beslenir ki… Bahçedeki kuşlar için evde kuş yemimiz eksik olmaz. Ama verdik yemedi… Biraz ekmek ıslattık. Biraz da su koyduk… Ne olduğunu anlamadı. Ekmeği aldık elimizle gagasına götürdük. Açtı ağzını bir iki gaga attı… Pek sevindik.

Bu sırada Mira çıldırdı. Sevinç nidaları ile evde tur atmaya başladı… “gel uzat elini” dediğimizde ise bu yüksek toleliteli sevinç gösterisi yerini şaşkınlığa bıraktı. İlk defa bu kadar yakından (ve bu kadar küçük bir kuş) görüyordu ya, dondu kaldı. Baktık Mira’cım da tık yok… Yavru serçeyi koltuğun kenarına koyduk, benim yavruyu da yanına oturttuk. Önce sadece “kuuu(ş)” diye seslendi, sonra yavaş yavaş alıştı. Eline kuşun ıslak ekmeğinden alıp, “a(l)… a(l)” diye uzattı… bir yandan da yemesi için “mam, mam” gibi bir şey dedi ve ağzını da kuş gibi açıp kapattı… Sanırım benim onu yedirmeye çalışırken ki hareketlerimi kopyalıyor. Çok komik ama ben daha komiğim durum öyle anlaşılıyor.

Bizim minik serçe pırı pırı derken canlandı. Önce kalktı Mira’nın omuzuna, derken çıktı kafasına kondu. Mira’cım önce şok oldu… Her sıkıştığında yaptığı gibi (şikayetçi bir nida ile…) “Anne” dedi ve geldi benim tepeme kondu 🙂 Tabi herzaman ki gibi bir iki sefer sonunda alıştı. Hatta kafasındaki kuşu beslemeye kalktı. Kuş kaydığı zaman bu sefer eli ile düşmesin diye tuttu, olmadı (yardım et nidasıyla) “anne” diye seslendi… En nihayetinde bir de kuş anatomisi dersine başladık 🙂 Yeni iki kelime öğrendi -gaga ve -kuyku (kuyruk)… Bildiği kelimeleri pekiştirdi -ayakı (ayakları) ve -kafka (kafası)…

Yavru serçemiz biraz biraz uçmaya başlayınca hemen romantikleştim. “Belki akşama kadar biraz güçlenir.” “Bak bak artık daha uzun uçabiliyor” “En kötü ihtimal ile bugün yaşatırsak, yarına kesin uçar” diye heveslendim. Bu sırada evdeki curcunayı sukut içerisinde izleyen Cenk, her zamanki gibi daha sakin ve soğukkanlı bir yaklaşım gösterdi. Evden çıkmadan önce “Mira ile kuşu yanlız bırakmayın. Farketmeden zarar verebilir. Kediden kurtardınız, Mira’ya yem olmasın. Bu arada kuşa bir şey olursa da Mira’ya çaktırmayın…. Siz de üzülmeyin… Ömrü ne kadarsa o kadar yaşayacaktır.” diye tembih üstüne tembihde bulundu.

Kahvaltı sonrası Mira kendi haline döndü… Yavru serçeyi de yemek ve suyunun yanına koyduk. Mira sadece ara ara uzanıp “kuuu(ş), mamma, hııı” diye kuşa talimat veriyordu. – o anda emin oldum bu yemek yedirme işinde kesin benim taklidimi yapıyor cadı… – Bu sırada annem arayıp bir kafes göndermeyi teklif etti ama ben serçe kafes içerisinde hiç uçamaz diye istemedim. Zaten ev içinde bir iki uçma denemesi yapıyordu, biraz uçarsa güçlenir diye düşündüm. Aklım Mira’cım ile serçede kalarak çıktım evden… Giderken Euroflora’ya uğradım. Bir kutu yapma kuş aldım. Akşama serçeyi bahçede bıraktığımızda Mira kuş nerede diye problem yaparsa diye…

Bir kaç saat sonra aradım… Su almaya içeri gitmiş, döndüğünde kuş yerdeymiş. “iyi gibiydi anlamadım?” dedi. “Mira’ya mı yem ettik yoksa?” dedim. “Yok Mira hiç ellemiyordu… ilk anda kuşu görmeyince, bir an korktum, hatta Mira üstüne oturdu sandım ama sonra kuşu yerde buldum zaten sadece iki dakika içerideydim” dedi. Hatice serçeciği yemeklerinin yanına koymuş. Serçecik de kafasını kanadının altına sokmuş. “uyuyor galiba” dedi. Mira’da kuşa da “kuuu(ş) nen nen” (kuş hadi uyu) diye sesleniyormuş. Kuşum bu saatte ne uykusu bu dedim; dua ettim içimden… Akşam geldiğimde yavaştan “kuş” dedim Hatice’ye… “Uyanmadı abla” dedi… Hatice gitti. Mira’nın eline bir pastel boya, bir de kağıt verdim… Tuvalete girdim, kapıyı örttüm usuldan ağladım. Uzun zamandır doya doya ağlayamıyordum; acısını çıkartacaktım ki… 5 dakika sonra (neredesin hadi seni bekliyoruz nidasıyla) “Anne” sesi ile kendime geldim.

Güzel minik serçe… Birkaç günlük ömründe, birkaç saatlik birlikteliğimizle unutulmaz kıldın bugünü… Keşke biz de senin için bir şey yapabilseydik. Daha uzun yaşatabilseydik seni… Bizim sana bir yardımımız olamadı, çok ama çok üzgünüm bunun için…

6 thoughts on “Bir yavru serçe geçti bu diyardan”

  1. birkaç saatlikte olsa mutluluk vermek için geldi belki de sizin eve. Öyle güzel kareler çekmişsin ki ben de mutlu oldum burada; son kısımda çok üzülsem de…

  2. Önce yüzümde tatlı bir gülümsemeyle okudum yazını sonra gözlerim dolu dolu… Halbuki başlık bu hikayenin sonu için yeterince ipucu veriyordu… Yine de farkı bir son olmasını umdum galiba… Neler hissettiğini anlayabiliyorum… Hele o fotoğraflar çok özel bir anı olarak kalacak…

  3. Ağlattın beni Banu ya. Hem de iş yerinde. Oldu mu şimdi…
    Olsun sokakta bir kedinin pençesiyle ölmedi ya. Onu çıkarsız, sorgusuz evlerine kabul eden, sevgi dolu insanların yanında, güzel Miracığımın yanında uyudu.
    Yok daha fazla yazamayacağım ben
    Sevgiler
    Umur

  4. Gece gece fena oldum, içim kabardı. Tam fotoğraflar şahane derken…

    Bazen bir kuşun kanadında geçer ömür kısa bile olsa,
    Bazen de sevgili dolu bir ailenin huzurlu ortamında
    Uzun uzun doya doya…

    Öperim,
    ç.

  5. Sevgili Banu, teklifin icin cok tesekkur ederim. Senin gezi yazilarini zevkle takip ediyorum zaten, blogun elini yuzunu bir duzelteyim insallah senin ve paylasmak isteyen diger tum arkadaslarin gezi yazilarini bir araya toplayayim :)) Tekrar tesekkurler..

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *