Hoşgeldin küçük şempanze (mağara adamı mı desem ?)

Geçen sene, tam da bu zamanlarda, Kitubi’de parmaklığa veda ve genç yatağına geçiş yazılarını okumuştum. Yerde yuvarlanan 5 aylık bebeğime bakınca Ilgaz pek büyük gelmişti gözüme ve daha çoook zamanımız var diye düşünmüştüm. Oysa zaman denilen şey – hele ki bebekli yaşama geçişten sonra – dünyadaki en nankör şey…

MIRA – jump in to the fire from banu akman on Vimeo.

Bir yaşını geçtikten bir süre sonra Mira, yatağının parmaklığına tırmanmaya başlayınca, o zamanki halimi hatırlayıp kendi kendime güldüm. Bir yanım bu kadar çabuk büyümüş olmasına inanmak istemedi ama diğer yanım ilgili hazırlıkları yapmaya başladı… Mira’nın yatağı da Ikea’nın Gulliver serisinden olduğu için Damla’nın parmaklık önerisi bize aynen uydu 🙂 Sağolsun Çiğdem, o günlerde, İstanbul’daydı, aldı gönderdi… (malum hala Ankara’da bir Ikea yok 🙁 )

Parmaklığı çıkartmak üzere teknik donanım tamam ama ruhsal donanım yeterli değildi… Gerçi Archi*Sugar’ın “Bebekler için Montessori” yazısını gecikmeli olarak okuduğumdan bu yana Mira’yı baştan beri bir yer yatağında yatırmaya alıştırmış olsam nasıl olurdu diye düşünmeden edemiyordum. Ama parmaklıklara alışan bir bebeğin de nasıl yatmaya ikna edilebileceğini gözümde canlandıramıyordum.

Neyse bu ruhsal hazırlık süreci dün akşam hızlıca tamamlandı 🙂  Artık yatağa koyduğumuz anda canı istemiyorsa kendini öyle bir hızla dışarı atıyor ki parmaklık güvenlik amacını yitirip tehlike arz etmeye başladı. Yukarıdaki izlediğiniz kayıdı almak 4. atlayışında geldi aklıma…

İlk geceki uyuma süresi bir hayli uzadı… “Yatağına hadi kendin çık” dedik. “Nen nenn” diyerek hemen çıkıp, attı kendini, yastığının üzerine… Sonra, son haftalarda her akşam yaptığı gibi, öncelikle yumuşak oyuncak takımından seçtiği, yatak içi mangasının yoklamasını gerçekleştirdi.
– Gugu?
-kuzu burada Mira’cım o da uyuyor, eee eee yapıyor…
– Ayııı?
– burada ayı da eee eee yapıyor…
– Okkooo?
– Okko’nun da çok uykusu gelmiş… eee eee eee
– Tata?
– ooo tavşan çoktan uyudu…
– Kugu?
– Kara kuzunda uyumuş…
– Babba?
– Balıklar kendi yataklarında yatıyorlar, hmmm baktım onlar da çoktan uyumuşlar…

(Aslında başlarda, yatarken dikkatini çekmesin diye yanına oyuncak vermiyordum ama bir iki derken yatakta bir bir manga oyuncak toplandı… Okkoo ise Mira’nın kendi seçip aldığı ilk oyuncak 🙂 DR’da National Geographic’in yumuşak oyuncaklarını uzaktan görüp, “Okkoo” diye bağıra çağıra yanına gitti. Yeşil bir peluş papağanı annemin “Rokko”suna benzettip sarıldı)

Ardından yine her akşam olduğu gibi yakın aile, eş, dost, akrabanın halini hatırını sordu…
– Baba?
– Baban içeride, o da uyuyacak sonra…
– Dadda?
– Suha dayın evinde…
– Dadda?
– Baha dayın da evinde…
– Ama?
– Amca evinde…
– Annii?
– Anneanne evinde…
– Annnniii?
– Benim anneannem de evinde…
– Hatce?
– Evinde…
– Dedde?
evinde
– Abi?
– Tuna abi çoktan uyumuş…
– Aba?
– Zeynep abla da uyumuş…
– Anne?
– Buradayım ya ben Miracım…
– Ceeeeee (espiri yapıyor ya…)

– Baba? Okko? Gugu? Hatce?… Sar başa, sar başa… her ismi tekrar tekrar saydı… Ben artık cevap vermediğim kendi cevabını kendisi verdi. Bazılarına “gittiii”, bazıları için “nen… nenn”… Yerimden kalkıp içeri gitmeye çalışırsam da hemen kalkıp peşimden geldi… Akşam 9:20 de başladığımız bu sürece, inat etmeme rağmen, saat 23:00’e kadar ancak dayandım. Hala uyumamıştı. Peşimden görevi Cenk devraldı. Benim yerime babasını görünce bir iki mızıklandı 10 dakika bile sürmeden melekler gibi uyumuştu… Gece bir kaç defa kalktı ama hiç yataktan çıkıp evin içinde dolaşmadı. Her zamanki gibi kalkıp ışığı yakıp “Annneee” diye avazı çıktığı kadar bağırdı. Zaten sabaha doğru son kalkışında, ben tembelliğimden – her sabah olduğu gibi – yanımıza aldım, birlikte uyandık 🙂 Bugün sabah kahvaltısından, öğle yemeğine kadar hiç bahçeden içeri girmeyince, öğlen tık demeden uyudu. Hala da uyuyor… Darısı bu akşama…

Bu aralar Dr. Harvey Karp’in “Mahallenin En Mutlu Yumurcağı” (The Happiest Toddler on the Block) kitabına göz atıyorum. Mira yeni doğduğunda da Pratik Anne’nin önerisi ile “The Happiest Baby on the Block” videosunu izlemiştim. Çok ama çok işime yaramıştı. Onun için vakti gelince işime yarayacağından emin olduğum “Mahallenin En Mutlu Yumurcağı”nı da alıp atmıştım bir köşeye… Karp; 1- 4 yaş çocukları mağara adamlarına benzetmiş 🙂 Onları minyatür çocuklar gibi görmeden, “sen Tarzan, ben Anne” şeklinde bir diyalog kurmayı anlatıyor. Bu mağara adamı benzetmesi bu aralar bizim cadıya pek uyuyor… Evimizde diz yüksekliğinde bir neandertal yaşıyor. Nereye gitti bizim minik bebeğimiz diye bizi şaşırtıyor. Neyse kitabı bitirince bir özet geçerim… Şimdi kaçıyorum, Mira uyanmadan, “Frozen Yogurt” yapacağım…