Mira’nın Bahçesi’nden Anasının Çöplüğüne…


Mira 6 aylıkken; bundan tam 3 sene önce blog tutmaya başlamıştım. Taze bebekle gelen huzur kayıt altına alınır, az biraz okunur, fikir verir, güzel bir anı kalır diye yazdığımı düşünüyordum. Başı olduğu gibi, sonu da olacak bir meşgaleydi. Belki gün gelecek diğer bir yavru için de en baştan tekrarlanacaktı… biraz daha sık yazabileceğimi sanmış ama kendim için yazacağımı hiç varsaymamıştım. Hafife almıştım.

Tamam devam ayrımında durdum düşündüm. Artık; Mira -cık’lığını geride bıraktığı, Sarp ada-m olduğu zamanlar geldiğinde de birşeyler yazmak isteyebileceğimin ayrımındayım. O zaman bu sayfa kapandı, yenisine buyrun, oradan da buraya alalım demek yerine dükkanı hepten taşıyorum. 3 yıl önce kızımla ev yaşantımızı geçirdiğimiz bahçemizden adını alan blogum, resmen kendi çöplüğüme dönüştürülmüştür. Gelmişimle geçmişimle annelik sonrası monologlarımı yazmaya devam edeceğim. Böyle alalım sizi…

Ada’m 40 günlük

Ada’m tam 40 günlük oldu. ve nihayet göbeği de düştü. – evet evet göbeği tam 40 günlükken düştü. – Kırkının dolması şerefine ablasının okulu ile birlikte bir halk sağlığı merkezini gezmeye gittik – diş bakımı konusunda bir sunum dinledi 😛 Akşam da çitileye çitileye tümden yıkayabildim, mis gibi oldu 🙂 Şahsına münhasır bir bebek Ada’m; ilk bebeğim olsaydı belki biraz high need diye adlandırabilirdim kendisini… azıcık hoşuna gitmeyen bir şey bile anında mimiklerinden okunuyor. Zaten sen onu okumazsan, o senin canına okuyor. Slingde ve suda çok sakin, huzurlu… Onun dışında kıpır kıpır; yuvarlanamasa da turtıl gibi kıvrılarak kaçmayı keşfetti. Baktı olacak gibi değil, ablasının sevgi gösterileri altında eziliyor, bir an önce büyüme çabasında… Hamileliğim nasıl göz açıp kapayıncaya kadar geçtiyse, korkarım bu kuşun adam olması da aynı hızla gerçekleşecek.

Onun kırkı uçtu gitti ama lohusa cinleri geldi benim kafama kondu. Ota b*oka hislenip ağlıyorum. Tutamıyorum kendimi… Gerçekten hayattaki tek kaygımın çocuklarımı yetiştirmek olmasını dilerdim. Acele etmeden, kaygılanmadan, sindire sindire yaşanmalı büyüdükleri her an… Yapamıyorum. yapabilecek gibi de değilim. Ona yanıyorum.

Mira 3 yaşında…

ve bir devrin sonuna geldiğimizi net olarak hissediyoruz. Bebeğimizi tadını çıkarta çıkarta büyüttük, artık karşımızda hiç kapanmayan çenesi, tercihleri, sevdikleri, hayalleri ile küçük bir insan var… ve ne olursa olsun görüyorum ki şahane geçecek bu 3+ yaşlar 🙂 Ömür boyu şimdi ki çocuk ruhunu ve mutlu olma enerjisini kaybetmemesi dileğim… Bir kez daha iyi ki doğmuş, iyi ki ben onun annesi olmuşum. Nice yaşlara meleğim…

İlk Sinema Deneyimi

Mira, geçtiğimiz Pazar günü ilk defa sinemaya gitti. Cenk ile sinemaya gittiğimiz bir akşam, Hatice’den “sana göre bir film geldiği zaman seni de götürürler, beraber sinemaya gideriz” diye söz koparmıştı. Ara ara sinema lafını duyar duymaz “ben ne zaman sinemaya gidebileceğim” diye bizi yokluyordu. 3 yaşını bitirmesine 1 aydan az bir zaman kalmışken muradına erdi. Bizim çocukluk kahramanlarından birinin – Ayı Yogi’nin filmine gittik. İlk sinema deneyimi için 3 boyutlu olmasını tercih etmeme rağmen, Ankara’da iki boyutlu gösterimi yoktu. Mira dert etmedi, çocuk boy gözlüğünü takıp kuruldu koltuğuna… Komik sahnelerde, Cenk’i, beni ve halası Canan’ı şaşırtacak kadar güldü… İlk yarının bitmesine az kala “çişim geldi ama biraz daha tutabilirim” dedi 🙂 arada herkes ile birlikte tuvalete koştu… Kötüleri kazanmak üzereymiş gibi gösteren finale yakın sahnelerde sesli sesli itiraz etmeye başladı, hatta gözleri doldu… Sonuçta, çok çok eğlendi… Biz de kızımızın 0-3 yaş dönemimizin aslında pek de çabuk geçtiğini, +3lü yaşların tadının farklı olacağını anladık.

Ayı Yogi filmini ilk defa sinema ile tanışacaklar için güzel bir seçenek olarak önerebilirim. Yanlız; çocukları ilk defa sinemaya götürmek için çok da aceleci davranmaya gerek yok diye bir ekleme yapmalıyım… Öncelikle sinemanın nasıl bir yer olabileceğine dair gerçekten fikir sahibi olmaları gerekiyor. Yoksa özellikle karanlık, ses, hızlı görüntü akışlarından rahatsız olmaları, korkmaları veya hipnotize olmuş gibi donmaları çok olası… Merak etmeyin o zamanlar göz açıp kapayıncaya kadar geliyor zaten…

Dilli Düdük Devri

Mira öyle kendi kendine mırıldanan bir bebek hiç olmadı. Konuşma konusunda hep pek temkinliydi. Ben bir yaş dolaylarında bayağı bayağı konuşmaya başladığım için bana çekmediği konusunda ailecek hem fikirdik… Üstüne ben neredeyse 1,5 yaşımda, Mira ise 11 aylık yürüdüğü için annem “sen ne kadar dilliysen, bu da o kadar pilli” deyip duruyordu…  ki bu iki yaş tüm ezberleri bozdu.

Her gün “bu lafları unutmamalıyım kayıt altına almalıyım” diyorum. – Nurturia‘nın anı defteri özelliği sayesinde en azından not alabildiğime memnunum – Ama Mira’nın “bıaaak ben çekcem” müdahaleleri sonucu bir video kaydı almam mümkün olmuyordu… Sonuçta bir kaç gece önce yattıktan hemen sonra “kakam geldi, rahatsız ediyooo” numarası ile tuvalette coşarken “hadi seni çekeyim” dedim. Sonuç budur…

Ayrı ilk gecemiz

Mira’cım doğduğundan bu yana ilk defa benden ayrı bir gece geçiriyor… Pek sistematik olduğumuz ilk 7 aydan bu yana, ilk defa – üç beş sinema kaçamağını istisna tutuyorum – emmeden uyuyacak ve aynı yatakta yatmadan tam bir gece geçirecek. Ben Antalya’dayım. O babası ile Ankara’da. Bursa’dan ayağımızın tozu ile bir de buralara sürüklemek istemedim onları… en mantıklısı buydu, duygusalaşmaya da hiç niyetim yoktu… Ama bu dilli düdük en son telefonda “annnemm uykum var ama sen geri gel işten artık…” deyince içim buruldu. Burnumun ucu sızladı… şimdi hemen uyumalıyım ki… çabuk sabah olsun… hatta hemen tekrar akşam olsun… ben kızım ile koyun koyuna uyuyabileyim.

Gece 3-6 arası “annem uzun işte…” “anneyi bulmaya gidelim” diye kalkıp babası ile oynamış. Yine de sabah erken ve mutlu uyanmış. Bugün “anne işten gelecek” demiş. Okula koşarak girmiş. Yemeğini güzelce yemiş. Öğleden sonra babaannesi ile oynamış. Akşam üstü “camdan bakalım annem gelmiş mi?” demeye başlamış. Ankara’ya indiğim saatlerde havaalanında bomba ihbarı yapılınca aracımıza ulaşmak için bir hayli vakit kaybedince, Mira’cım ben eve girmeden 10 dakika önce uyumuş. Erken yatar, erken kalkar ama arada kalan zaman da top atsan uyanmaz. Çişi gelsin de kalksın diye bekliyorum.

OİP’nin bir blogger’ın anatomisi serisini görmeyen ve görünce kopmayan kaldı mı?

Yol boyu kısa notlar…

Şu an Bursa yolcusuyuz. Benim işim yüzünden yola çıkmamız bu saati buldu. Annem şöför mahalinde, Cenk muavin, Mira tosurduyor, ben arka koltuğa ofis kurdum. Çalışıyor – hatta iş arası kaytarıyorum bile 😛 Master yüzücülerin yarışlarına gidiyoruz. Asker kardeşim Suha, Deniz Kuvvetleri adına yarışacak. Ben bu aralar sığ sularda boğulduğumdan yine bir sağlık raporu alıp lisansı çıkartamadım. Hoş bu ara bana ne raporu verilebileceğini hayal gücünüze bırakabilirim. İçime biraz oturdu, yine pisinlere inemedim, tribünlerde takılacağım. Ama Itır Totisi, 2008 bebelerinin anneleri kategorisinde beni de temsil edecektir 🙂 Hazır sessiz bir kaç dakika bulmuşken, üzerinden daha fazla zaman geçmeden, sessiz kaldığım zamanların önemli havadislerini not alayım istedim. Umur‘cum hep söylüyordu bu 2 yaş bir dönüm noktası diye… öylesine haklıymış ki neye uğradığımızı şaşırmış durumdayız. Mira pek sessizdir – dilli değil, pilli düdük bu – bana çekmemiş 3 yaşında konuşacak galiba falan derken… çenesi bir açıldı pir açıldı. Şu iki haftada yaşadığımız dil gelişimi şaka gibi… kim? neden? nasıl? niçin? kimin? niye? nerede? nereden? neyin? kızım bu kadar soruyu içinde biriktirmiş bunca zaman… soruyor da soruyor… bir de duygu sömürüleri ile beni maymuna çeviriyor ya… Neyse bu konuya dalarsam hiç çıkamam. Asıl diyeceğime geleyim… geçen hafta sonu ilk defa Mira’nın saçlarını kestirdik 🙂 Osman kesti. Benim saçımı da ilk Osman’nın babası Yusuf kesmiş. 15 yaşımda kına yakarak başladığım kırmızı saç sevdamdan 31 yaş yaşımda boyayı bırakarak vazgeçtiğimden bu yana – üstüne saçımı kestirmeyi de hepten boşlayınca – kendisi ile pek görüşemiyorduk. Gitmeden bir hesap yaptım 3 sene olmuş – öyle ki kendisi ne hamileliğimi gördü… ne de Mira’yı ! Anneannem ve annemden haberimi almasa, o gün Mira’yı karşısında görünce kesin kendisine şaka yaptığımı düşünürdü ya… neyse Mira’ya örnek olmak adına ben saçlarımın ucundan aldırdım. Tutamadım kendimi; makasının ayarını kaçırma, yılların acısını çıkartma diye dır dır bile yaptım. Ama Mira’cım öylesine profesyoneldi ki… Osman’nın tüm talimatlarını benden güzel yerine getirdi. sonuçta da pek beğendi kendini 🙂 bu beğenmenin sonu benim gibi 14-15 yaşında saçını boyamaya giderse diye endişeleniyorum ya… neyse ki çok var o günlere…

Mira’cım bugün 2 yaşında oldu

Yine de bir yanım sanki daha dün doğurmuş, yatmış, kalkmış, karşısında kocaman bir çocuk bulmuş gibi şaşkın… Diğer yanım ise büyümesinin her anını içine çekmiş… gururlu… hatta hala gıdısında ilk günkü gibi cennet kokusunu duyuyor ya pek bir mutlu… huzurlu…
İyi doğdu, iyi ki beni annesi seçti… iyi ki bizi biz yaptı. Sağlıkla, huzurla nice 2lere…