Küçük Ada-mın doğum hikayesi

Hamileliğim ilk – iki trimesteri zaman zaman ayaklarımı yerinden kestiğinden, son haftalarda Humphy Dumhy’ye dönüşüp yuvarlanarak kırılacağımdan emindim. Çok şükür, bir kez daha yanıldım. Gün geçtikçe kendimi fazlasıyla iyi hissetmeye başlamıştım. – ikinciye benim gibi zor başlayanlara moral olsun 🙂 – Elim ayağım şişmemiş, uyku pozisyonu alabilmek için dört dönmeye başlamamıştım. Pelvik kemik ağrılarım yerini korkunç bir esnekliğe bırakmış, hatta burada 3 katlı bir evde sayısız in-çık ile yaşamama rağmen tık nefes kalışlarım da kaybolmuştu. Sadece akşamları Mira’ya sarılıp onun ile birlikte uyuyakalıyor ve gecenin bir yarısı ise uykum kaçıp geri kalkıyordum – ki bunların da hacıyatmaza döneceğim şu günlere bünyemi hazırladığına inanıyordum. 1 Nisan gecesi de yine Mira ile uyuyakaldım ve 2 Nisan saat 1de ise hafif bir ıslaklık ile uyandım. Ne olduğunu düşünmeme bile gerek yoktu… Telefonu alıp, kendimi tuvalete attım. Cenk’e haber verirken ağlamaklıydım ama o bak iyi ki doğuran sensin, her türlü değişikliğe süper hızlı adapte olursun temalı gaz verici bir konuşma yapınca toparladım kendimi…

2 gün sonra yani Pazartesi çalışmaya başlayacağım doula – doğum koçunun gönderdiği notlara ve Perşembe günü doktorlarımla paylaşacağım doğum planıma göz attım. Hatta üzerine sevdiğim bir kaç güzel doğum hikayesini tekrar okudum… Hızlıca hastaneye götüreceğim bir – kaç parça eşyayı çantama koyarken de durumu içime sindirdim.

Mira’ya işlediğimiz akış planı; babasının uçağa binip buraya geleceği, sonra Ada’nın doğmak için hazır olduğunu bana söyleyeceği, Mira bizi Özge veya anneanne ile evde beklerken, babası ile benim hastaneye gideceğimiz, orada benim vücudumda yavaş yavaş açılacak özel bir kapıdan Ada’nın çıkacağı, Mira’nın bizi görmeye geleceği ve hepbirlikte Ada’yı da kucağımıza alıp eve döneceğimiz şeklindeydi. Gerçi Nurturia dostlarım biliyor; bir süredir aklımdaki tilkiler ya Cenk gelmeden doğurursam diye çalıştığından Mira’ya da bir sürpriz yaşayabileceğimizden bahsetmiştim… ama yine de o yine de bu yazdığım senaryoya pek adapteydi ve onun gözünde baba gelmeden Ada gelemezdi ! Ben de Mira’nın uyandığında yanında olmak, dolayısıyla program değişikliğini kendim anlatıp öyle gitmek istiyordum.

Bir kaç gün önceki doktor kontrolüm, Mira’nın doğumunda ilk kontrollerimi yapan ve sonraki 19 saat boyunca takip eden Dr. Zimmerman ile idi… suyun gelmesi üzerine hastaneye gitmenin zamanlaması üzerine konuşmuştuk. Eğer anormal veya farklı bir sıkıntım yok ise hastaneye gitmekte çok acele etmeye gerek olmadığı, onlara haber verip, biraz sancı hissedene kadar evde vakit geçirebileceğimi söylemişti. Kliniğin telesekreter mesajından o gecenin nöbetcisinin de Dr. Zimmerman olduğunu öğrendiğimde işlerin yolunda gideceğini düşünmeye başladım. Kendisine notumu bıraktım. Kızımın yanına döndüm ve uyudum 🙂 .

Sabaha doğru Dr. Zimmerman aradı… Bebeğin hareketlerini hissediyor olduğumu, kanama vs. olmadığı gibi hiç sancı da olmadığını öğrendikten sonra evde vakit geçirebileceğimi, ne zaman istersem hastaneye gelebileceğimi söyledi. Bunu duyacağımı biliyordum ama rahatladım, tekrar Mira’ya sarıldım ve yine uyudum 🙂 .

Sabah 7:30 gibi hafif hafif sancılar ile uyandım. Duş aldım, giyindim. Mira’yı kaldırdım, emzirdim… Yavaş yavaş senaryodaki değişikliği anlattım. Gözleri doldu, bozuldu… Bugün gelmese babamı azıcık daha beklese dedi. Ada’nın geçeceği kapının açıldığını tekrar kapanamayacağını söyledim. O zaman arayalım babamı hemen şimdi gelsin dedi. Benim de babasının da bunu çok istediğini ama uçakda yer bulsa da buraya gelmenin sabah kahvaltısı – öğle yemeği – akşam yemeğini uçakta yiyip uçakta uyuyacak kadar uzun sürdüğünü, babası gelene kadar Ada’nın zaten gelmiş olacağını anlattım. Beklediğimin aksine ağlamadı, tamam o zaman sonra ne olacak diye akıllı akıllı anlattırdı neler yaşayabileceğimizi… Oysa buraya geldiğimizden her küçük olaya mağara adamı gibi yırtınarak tepki veriyordu, o sabah üzerine bir ablalık gelmiş gibiydi, şaşırdım…

Hep birlikte uzun rahat bir kahvaltı ettik… – çok açtım ama abartmadım 🙂 Kahvaltı sonrası minik kuzen Bora sabah uykusuna yattı, ayaklandıktan sonra sancıları hiç hissetmemeye başlamama rağmen Mira için evden çıkmamızın doğru zamanı olacağını düşündüm. Böylece Baha annem ile beni hastaneye götürürken, Özge de Mira ile rahat vakit geçirebilecekti. Mira Shrek izlemek için koltukta yerini aldı… Bana da kocaman – ve ıslak – bir güle güle öpücüğü kondurdu.

Saat 11:30’da hastaneye vardığımızda, halen hiç sancı hissetmiyordum. NTS’de ise düzensiz ve hafif sancılar olduğu gözüküyordu. Serviks kontrolümde 3cm açıklık vardı. Mevcut koşullarda halen gönül rahatlığı ile evde sancıların biraz daha artmasını bekleyebilirmişim. Ama hastaneye bir kere giriş yapınca doğurmadan çıkartılmadığımız için doğum öncesi vakit geçireceğimiz ve doğumun da gerçekleşeceği odaya alındık. Mira’nın doğduğu odaya alındığımı farketmek çok hoş bir tesadüf oldu. İki bebeğimi de aynı hastanede, aynı odada, Dr. Zimmerman ile doğurmaya başlıyordum. Yanlız Mira ile işimiz uzayınca, Zimmerman ve 1. ekibin mesaisi bitmiş, Alvarez ve 2. bir ekip ile doğumu gerçekleştirebilmiştik. Zimmerman’a bu sefer uzmayacağını, kendisi ile bu doğumu yapacağımı söyledim 🙂 .

Odadaki ilk hemşiremiz uyuzun teki idi. Yanlış yerden giriyorsun, buradan daha önce de bulunamadı diye uyarmama rağmen damarımı parçaladı. Öyleki o koldan tansiyon bile ölçülemez hale geldi. Tansiyonu ölçmeye kalktıklarında alt kolum dev kolu gibi şişiyordu. Sonuçta, sol koluma buz doldurulmuş plastik bir eldiven ile tampon yaptı. Sağ kolum da serum girişi ve tüm ölçüm aletlerinin yükünü üstlenip, bilim kurgu filmlerinden fırlamış gibi kablo ve hortumlar ile donandı. Burnumu kaşırken bile bir kaç aleti devre dışı bırakabiliyordum… Velhasıl, sonrasında da her hareketimde, bebeğin bu posiyonda kalp atışı düşüyor diye beni yatağa sabitlemeye çalıştı. Zimmerman’a hemşireyi değiştirmeyi istediğimi söylemeyi planlarken sanırım o da elektriğimizin tutmadığını hissetti ki giriş işlemlerimi tamamlayan genç bir hemşire ile yerlerini değiştiler. Yeni hemşirem benim yaşlarımdaydı ve daha girişte sohbet ederken tam Mira ile yaşıt bir kızı olduğunu öğrenmiştim. Hareketli olma isteğime çok olumlu yaklaştı. İlk hemşirenin aksine, bebeğin pozisyon değiştiğinde kalp atışının düşmesine değil, hafif bir düşüş olsa bile çok hızlı toplanmasını önemsedi. Konuşmaları ile gözümün dolayısıyla aklımında NTS’ye takılıp kalmasından kurtardı beni…

Saat 13:30 gibi halen çok garip aralıklar ile gelen sancımsı şeyler vardı, benim de bunların düzene gireceğine dair ümidim yavaş yavaş sona eriyordu. Doktorum, küçük bir doz pitocin vermeye başlayalım dedi. Bu sancıları hızla düzene soktu. Sonraki, bir buçuk saat sancılar çok kuvvetli ve düzenliydi. Aralarında kendimi dinlendirebiliyordum. Dalgalarda ise sadece alıp verdiğim nefesime odaklanarak veya özellikle hiçbirşeye odaklanmamak üzerine çalışarak rahat rahat geçiriyordum. Sağ kolumda bu kadar cihaz takılı olmasaydı, örgü bile örecektim – ciddi ciddi yanımda da getirmiştim 🙂

Saat 3’ten sonra ise pitocinin güzide etkileri canıma okumaya başladı. Bana kendimi toparlama fırsatı vermeyen sabit bir ağrı ve bunun üzerine sık aralıklı gittikçe şiddetlenen dalgalar yaşıyorduk. Her sancı ile oğlumun bana yaklaştığını düşünüyor ama sadece benim değil, onun da çok zorlandığını hissediyordum. Ve saat 4:30 da yapılan serviks kontrolünde hepi topu 4cm açıklıkta olduğumu duyunca gün bitmeden Sarp Ada’yı kucağıma alacağıma dair inancım neredeyse sıfırlandı. Epidural almak istedim.

Epidurali – yine – Zimmerman kendisi taktı. Sancıların kuvvetlenerek geldiğini hissetmeye devam ediyordum ama en azından belimdeki büyük baskı kalkmıştı, bacaklarımı da rahat rahat oynatabiliyordum. Sancı artık beni zorlamıyordu. Kendime geldim, biraz uyukladım. Epidural alalı hemen hemen 40 dakika olmuştu ki önce bir kusma isteği ardından da büyük bir baskı ile ıkınma ihtiyacı hissetmeye başladım. Hemşirem kontrol ettiğinde 10cm açıldığımı ve itmeye hazır olduğumu söyledi 😀 – halen bu kadar hızla o noktaya geldiğimize inanmakta güçlük çekiyorum –

Yatak doğum yatağı haline dönüştürüldü. Doktorum çağırıldı. Annemi Iphone üzerinden Skype ile Cenk’e bağladık. Annem, doktorum ve hemşirem ile birlikte doğum ekibimize canlı yayında Cenk de katıldı 🙂 İlk 3 itme sonrası, sancı aralığım biraz uzadı, itme ihtiyacım da durdu. Bu sırada perde arkasından birisi doktoruma yan odadaki hastasının da doğuma hazır olduğu haberini verdi. Doktorumun çıkmasından bir süre sonra tekrar itmemi söyleyen ağrılarım geri geldi. Hemşirem çok baskı var biliyorum, her nefeste oğlun biraz daha yaklaşıyor sana gibi moral ve cesaret verici konuşurken bir yanda doktor geri gelene kadar itmemi durduracak şekilde beni yönlendiriyordu. Neyse ki Zimmerman yan odada bir kız bebek doğumunu müjdeleyerek hemen geri geldi. İtmeye başladık. Epizyotomi için gerekli tüm malzemelerin yanında hazır oluğunu görebiliyordum, ihtiyaç olup olmayacağını sordum. Doktorum, perine mesajı ile destek verirken hiç gerek olmayacağı söyledi. Oğlumun başını hissetim, saçlarına dokundum. Bir kaç saniye içinde dünyaya merhaba dedi küçük Ada’m…

Hemen göğsüme verdiler. Ağlamayı bıraktı, gözlerini kocaman açıp bakmaya başladı. Kordondaki kalp atışı da durdu. Göbek bağımız kesildi. Plesenta da perde arkasından usulca verildiği kordon kanı bankasının yolunu tuttu. Zimmerman hiç yırtık veya kesik olmadığını söyledi.

Minik yavrum doğduktan sonra benim doktorum tüm işini tamamlayana kadar uzun süre kucağımda kaldı. Sonra kısaca sadece kilosu ölçüldü ve tekrar kucağıma verildi. Doğumdan 15 dakika sonra emzirmeye başladım. Bir saate yakın vakit bu şekilde geçirdikten sonra yenidoğan hemşiresi oğlumu aldı. Diğer ölçümlerini ve kontrollerini yanımda yapmaya başladı. Bu sırada benim hemşirem de bağlı bulunduğum serum, epidural vs. den beni kurtardı. Hemşiresi Ada’nın vücudunu sildi, berberlik kıvamdaki saçlarını da yıkadı. Benden dolayı risk altında olduğundan, şeker ölçümleri yapacağı topuk kanını almak için bile izin istedi. Doğum planımı baştan paylaşamamış olamama rağmen herşey gönlümdeki gibi oldu. Huzurlu ve sakin… Tek eksiğimiz Cenk’in sadece ses ve görüntü ile değil fiziksel olarak da bizimle olabilmesiydi.

Sarp Ada’m da doğumu kadar huzurlu ve sakin bir bebek… Geceleri hastanede yanlız ikimiz başbaşa kaldık, gündüzleri ise Mira’mız da bize katıldı. Doğumdan 24 saat sonra hastaneden çıkabiliyorduk ancak bizim 24. saatimiz Pazar akşamına denk gelince ikinci bir gece daha kaldık. Pazartesi günü Sarp Ada, Mira ve ben eve geçtik. Hepimiz için yepyeni bir hayata başladık…

Sabırsız oğlum yola çıktı :)

Gece suyum geldi. 37+5. günümüzdeyiz ve bu gün sonlanmadan Sarp Ada’mız yanımda olacak. Cenk’in uçuşuna hepi topu 6 gün kalmışken gelmeye karar verdiği için bir yanım eksik… Bir de Mira’nın doğumunda da kaburgalarımın tekmelenmesini özleyeceğim diye düşünüyordum ama bunda içim daha da bir buruk. Biraz son kez tekmelenecek olma ihtimalimden, belki de bu kadar da erken beklemiyor olmamdan…

Neyse sabah Mira’yı emzirdim ve Ada’nın geleceğini söyledim. Hep birlikte kahvaltı ettik. Aklım arkada kalmadı. Yavaştan hastaneye doğru yola çıkıyoruz… Bir an önce iyi haberler ile dönmeyi diliyorum.

Doğum Hikayemiz… *

__________________________________________________________________________
* Mira’cım ile tanışmamızın 3. gününde detayları unutmayayım diye yazasım gelmişti…

Pazar günüydü… Mira’nın 40. haftasını tamamlamasına 24 saat kalmıştı. Pazartesi günü doğurmak istemiyordum aslında ben hiç doğurmak istemiyordum . Aklımda türlü türlü bahaneler vardı.

Prenatal yogada geçen hafta gidemediğim için eksik kalan dersimi tamamlamak istiyordum… Türkiye’deki ofisimle bir kere daha konuşmak istiyordum… Çıkıp, geçenlerde cimrilik yapıp almadığım ince bebek battaniyelerinden almak istiyordum… Aslında dedim ya hepsi bahane… Mira’mın karnımdan kaburgalarımı tekmelemesine o kadar alışmıştım ki, ne rahatsızlık verirse versin bunu hissetmeme fikrine daha hazır değildim. Bu düşünceler ile bütün bir pazarı yerimden kıpırdamamaya çalışarak geçirdim. Çok hareket edersem neme lazım doğuruveririmdim:) Gece 11:30’de eşimin yardımları ile yatağa yerleştim. Ayağımın altında 2, başımın altında 2, bacaklarımın arasında 1 yastıkla, hafif yan dönerek, uyabildiğim tek pozisyonu aldım. Merasim ile uykuya dalmamla, uyanmam bir oldu. Nasıl yani yatak mı ıslanmış? Yok canım… Saat 00:05… Teknik olarak Pazartesi olmuş… Mira’cım ilk aylarından beri sürdürdüğü kitap gibi olma özelliğini koruyarak tam 40. haftasını doldurur doldurmaz çıkmaya karar vermiş.

Heyacan yok, heyecan yok telkinlerim ile doktorlarımı aradım… Duş aldım. Bu sırada eşim, annemle, şöförlük görevini üstlenecek kardeşimi uyandırdık. Acele etmeden yavaş yavaş hastanenin yolunu tuttuk. Saat 1:30 da hastanedeydik, hemen hemen hiç ağrım yoktu.

Gencecik bir hemsire önce kan alma bahanesi ile elimi delik deşik etti. Neyseki daha tecrübeli biri gelip kurtardı beni elinden… Ardından doktorlarımdan ilki – Dr. Zimmerman geldi. İlk kontrolde serviks açılmam 1cm kadardı. Konforlu bir hastane odasına benzeyen doğum odasına götürdüler beni. Burayı hastaneye yapmış olduğumuz hamiş turundan biliyordum zaten. Doğum anına kadar yatağımda yatabilecektim. Odamda dolaşabilecektim. Doğum başladığında ise yattığım yatak bir doğum yatağına dönüşecekti… Eşim annem yanımda olacaktı. Mira’cık ile bu odada tanışacaktık.

Beni NTS’ye bağladılar, annem ve kocacım yanımda beklemeye basladık. Bu arada benim ağrılarım yavaştan başladı, hızla arttı. Bir yandan nefes egzersizlerimi yapıyor, bir yandan kendime telkinler veriyordum.Kalktım dolaştım. Egzersiz topunun üzerine oturdum. Top üzerine oturmak bana iyi geldi ama Mira’ya iyi gelmediği söylendi. Tekrar yerime döndürüldüm. Annem ve kocamın başını ütüledim. Hiç birinin faydası olmadı. Doktorum 1 kere kontrole geldi. Onda da 1,5 cm açılma olduğunu söyledi. Bu arada annem – 32 sene önce beni epiduralle doğurduğundan – “kızım illa dayanacağım diye zorlama, çok ağrın var ise alsana şu epiduralli” diye tekrarlamaktaydı… Aslına bakarsanız ne kadar ağrı ile baş etmeye çalışırsam çalışayım; NTS’ye sürekli bağlıyken gözümü gelen sancıların şiddetinden alamıyordum. Dinlenmem gereken aralarda da bir önceki sancının değerlendirmesini yapmaya kalkıyordum.

Sabah 9:30’daki son kontrolününde doktorum açılmamın 2 cm’i ancak yeni bulduğunu, hızlandırmak için Pitocin vereceklerini söyledi. Mesaiye yeni gelen şeker hemsirem Gerry, Pitocin’den önce epidural almamın benim için daha rahat olacağını söyledi. Artık almamayı da kaldırabilecek durumda da değildim. Annemin niye bütün bir gece beni dinlemedin şeklinde söylenmeleri arasında doktorum epidurali taktı.

Epidural sonrası mucize gibiydi. Daha once doğum yapmış olan arkadaşların niye epidural ile 10 tane bile doğrulur dediklerini anladım. Uyudum ve hiç bir şey hissetmeden öglen 1:30a kadar hızla 7 cm’e ulaştık. Tam yattığım yerden doğuracağım diye bir hisse kapılmıştım ki, yine çok yavaş bir sürece girdik.

Her serviks kontrolu sonrasi Pitocin dozaji arttırıldı. Bunun üzerine artan ağrı ile baş etmeye çalışsam da, hemşiremin enerjimin hepsini ağrı ile başetmeye harcamamam yolundaki telkinleri ile epidural dozajinıda artırarak devam ettik.

Ögleden sonra saat 5’de yavaş yavaş 9cm ulaştık. Ama sonrasında herşey durdu. Annem sabahtan beri tekrarladığı “canım artık iki saate kadar Miracık doğmuş olacak” nakaratını sonunda anlamsız bulup bıraktı. Pitocin’i arttırmaya devam ettiler ama hiçbir ilerleme kaydedemedik.

Aksam 7’de doktorum Zimmerman bir kontrole daha geldi. Kendisinin ayrıldığını yerine Dr. Alvarez’in burada olacağını söyledi. Ardından tüm gün kahrımı çeken hemşirem yanında birisi ile geldi. O da merak etmememi emin ellerde olduğumu söyleyip, gitti. Yarın mesaiye geldiğiniz de ben hala burada olabilirim diye espiri yapmaya çalışsam da zoruma gitti. Zavallı kocacım, annecim hatta ara sıra eve – işe gidip gelen kardeşlerim yanımdalardı o ayrı…

Saat 8:30 gibi doktorum geldi. Biraz konuşalım dedi. Eşim ile yanımıza oturdu. Özellikle son 3 saati ele alarak, bebeğin baş aşağı durmasına rağmen, başının baktığı yön ile ilgili bir sorunumuz olabileceğini, açılmanın bundan durakladığını, tam açılmamın daha uzun sürede belki tamamlanabileceğini ama bu durumda bebeğin doğum kanalı geçişini başını doğru yöne çevirememesi nedeniyle normal olarak tamamlayamayabilecegini söyledi. Bu durumda artık bebeğin yönünü değiştirmesi, tam açılma ve itme durumuna geçebilmem icin en fazla yarım saat daha bekleyeceğimizi, bir değişme olmaz ise şimdi yapılacak bir sezaryanın benim ve bebek icin daha sağlıklı olacağını düşündüklerini söyledi. Hem böylece planlı olarak gerçekleşecek bu sezeryanda epidural anestezi ile olacaktı, böylece kocam da yanımda kalabilecekti. Duvara çarpmış gibi oldum. Böyle bir olasılık olabileceğini her zaman biliyordum ama doğum başladıktan 20 saat sonra bunları duymaya hiç hazır değilmişim demek ki…

Sevgili Joan hemşire bana ve eşime son 2 yıldır kendisinin girdiği hiçbir doğumun sezeryan ile sonuçlanmadıgını, moralimi bozmamamı herşeyin değişebileceğini telkin etmeye devam etti. Epiduraldan dolayı pelteleşmiş vucudumu hareket ettirmeme yardımcı oldu. Sabahtan beri seni rahatlatan pozisyon onu rahatsız ediyor denilen pozisyonlara beni soktu… Son olarak yan yatmama yardım etti…

Mira’cım sanki bizi duydu… 15 dakika içinde tam açılma tamamlandı, ağrılar hızlandı ve itme icin uygun aralıkları buldu. Mucize gibiydi, Mira ile tanışmaya hazırdık. Doktorum yeniden kontrol etti. Joan hemen Cenk’i de göreve aldı. Onların desteği ile itmeye başladım. Daha 2 kere itmiştim ki hemşirem doktorumu yeniden çağırdı…

Doğum öncesi yaptığım yoga, çalıştığım tüm nefes egzersizleri, ağrılar ile başetmeme hiç yetmese de, son aşamada – konsantrasyonumu bozacak şeylere karşı algılarım kapanınca – gerçekten herşeyi çok kolaylaştırdı. Doğum planımda gerektiği durumda epizyotomi yapılmasını istememe rağmen doktorum bunu ihtiyaç anını göz önüne almadan standart bir uygulama olarak görmedi. Ben iterken, o da perinal bölgeyi yoga egzerzilerinde tekrarladığım baskılara benzer bir şekilde esnettti. Çok şükür epizyotomiye gerek kalmadı. Dahası hiç yırtılmam da olmadı. Daha sonra doktorun söylediğine göre içten tek bir dikiş atmış hepsi o kadar…

Neyse başucumda annem, bir yanımda eşim, diğer yanımda Joan, önde doktor, sohbet muhabbet 10 dakikada 3 itme intervalinde Mira ile birbirimize kavuştuk… Miracım 40. haftanın bitiminde tam gününde 11 Şubat saat 21:28 de 3750gr. 56cm. çok saçlı bir bebek olarak doğdu.

Hemen kucağıma verdiler. Kordonu da hemen kesmediler. Miracım bu sırada hiç ağlamadı. Hatta hemen gözlerini açtı, pür dikkat bakınmaya başladı. “hadi bakalım, geldik de, ne var buralarda?” der gibiydi. Boyuna bosuna bakmadan cin gibi bakıyordu. Hepimizi çok güldürdü, bu durum… Temizlemek ve kontrol etmek için benden aldılar. Bu kadar uzun bir günün sonrasında çok çok yorgun ve çok heyacanlıydık. Etrafımızda bir şeyler oluyor ama biz televizyon ekranından izliyor gibiydik.

Sonunda tanışabilmek için 20 saat geçirdiğimiz odadan ayrıldık. Eşim ve Mira diğer kontroller için bakım odasına giderken bende hastane odasına doğru yol almaya başladım.  Annem ve kardeşlerim eve döndüler. Biz üçümüz başbaşa kaldık…

Mira sürekli alarm durumunda, sanki etrafında olup biten herşeyin farkında… Kendi ihtiyaçları ile ilgili kararları kendisi alıyor ve bana yaptırıyor gibi geliyor. Sonuçta bir bebeğe nasıl bakılır, ben bilmiyorum, o ne yapacağımı öğretiyor.

İlk iki günü özetlersek… 5 en fazla 10 dakika emiyor, tırtıl gibi kırvılıyor, gazı var galiba derken koca adam gibi bir gark sesi geliyor, pırt yapıyor, rahatlıyor, dikkatlice etrafına bakınıyor, sonra uyuyor… Aynı perde tekrar oynuyor… Yorgunum ama bir anını bile kaçırmak istemiyorum, korkuyorum, uyuyamıyorum. Bu arada Miracım hiç ağlamıyor, mutlu mutlu bakıyor 🙂

Bugun 3. günümüz, artık evdeyiz ve sütümün bir anda hızla çoğalması ile göğüslerim çok agriyor. Mira’cık ise bugün uyuyor. Biz ne yaparsak yapalim, uyandıramıyoruz, sadece o kendisi uyanmak istediğinde uyanıyor ve emmek istiyor. Melek gibi ışıldıyor 🙂