B.E.Ö. Doğadaki Dönüşüm – Fasulye Çadırı

Bahçeye Mira için bir oyun evi yapma fikrimiz hep vardı. Bu sene en kolayından küçük bir kızılderili çadırı ile işe başladık. Çadırımızın sopalarını hazırladığımız noktada ise Artful Parent‘tan aldığımız ani ilham ile çadırı kumaş yerine fasulye ile kaplamaya karar verdik. Mira fasulyelerini dikti… suladı… topraktan çıkışlarını izledi… yavaş yavaş büyümesine şahit oldu… Sonunda içine girip oturabileceği küçük bir çadırı oldu.

Şimdi yavaş yavaş fasulyelerinin ürün vermesini izliyor. Çiçek açtılar. Pek yakında yemek için fasulyelerini toplanabilecek.

Kış yaklaştıkça, ürün vermesinin bitmesine, yavaş yavaş yapraklarını dökerek fasulye bitkisinin kurumasına da şahit olacak. Bitkiyi sökeceğiz ve çadırı gelecek seneki ekim için hazırlayacağız.

Orda bir köy var…

Çok da uzakda sayılmaz hatta bizim eve sadece 1 saat ötede… Kayınpederimin doğduğu dolayısıyla bizim nüfusun kayıtlı olduğu köy burası… İşin gerçeği pek gidip gelinmediği için, benim bizim köy demeye dilim varmıyor. Gidilmeden kalınmadan bizim kalan o köyler sadece şarkıda oluyor… Ankara’ya yakın olunca bu köyün ahalisi de büyük şehirin aşkına düşmüş, köyde pek kimsecik kalmamış. – kalanların da kendine hayrı tartışılır – Bir yandan da kimse köydeki evini yıkmayı, kapatmayı kendine yedirememiş ama öylesine kaderine bırakıvermiş. Gözden ırak kalan gönülden de ırak kalmış. Gel zaman, git zaman, bağlar bakılmadığından dağ olmuş.

Cenk bir süredir hayvancılık, ormancılık, tarımcılık mevzuularına vakit harcıyor. Kafa yoruyor. Bahçemize inek bağlamaktan daha öte fikirleri var. Eyleme geçmesi yakındır ki sadece kendi köyüne değil, başka yerlere de gidiyor, geliyor. Bu gidiş, gelişlerden birinde yeni doğmuş kuzuları görmüş… Önce Mira’ya kuzu sevdirelim fikrini soktu aklımıza… Sonra da bir kuzu alalım, yuvada arkadaşları ile bakarlar, severler diye uçtu. Çok şükür yuvamız da bizim kadar uçuşa hazır 🙂 Hemen bahçeyi kuzular için güvenli hale getirelim diye olaya el attılar. Kısa süre sonra biz hazırız kuzuları bekliyoruz dediler…

Böylece geçen Cumartesi günü kuzu almayı bahane ederek köyümüzün yolunu tuttuk. Mira bol bol kuzu sevdi. Tavuk kovaladı. Köpekler ile oynadı. Çiçek topladı. Ot yoldu. Atladı. Zıpladı. Koşturdu. Hani arpası fazla gelmiş derler ya… Bizimkine de oksijen fazla geldi galiba… Dönüş yolunda uyur diye beklerken hiç uyumadığı gibi bir de cırcır böceği gibi anlattı durdu.

O gün sonunda, kuzuları otla, samanla, marulla beslenebileceklerini düşünmekle ne kadar cahilce davrandığımızı anladık. Hala emerek beslenen süt kuzularını analarından ayırmaya kıyamadık. Yavruların yeri annelerinin yanı olmalı 🙂 değil mi?

Hamamönü

23 Nisan’da ofisimizi kapatıp tatil yapabilmek mümkün değildi. Malesef Mira’yı günün anlam ve önemine uygun bir aktiviteye dahil edemedik. Ama en azından ailecek Hamamönünde bir kahvaltı kaçamağı yaptık. Hamamönü bölgesi, Ulus’tan Cebeci’ye doğru ilerlerken Tarihi Karacabey Hamamı‘nın hemen karşısında yer alıyor. Altındağ Belediyesi tarafından başlatılan Tarihi Kent Merkezi, Kentsel Yenileme Alanı Koruma Amaçlı Uygulama projesinin bir parçası olarak bölgedeki yüzyıllık evler restore edilmiş. Bazılarında aileler yaşamaya devam ederken bir kısmı restoran, cafe olarak hizmet veriyor. Bir kaç kitapçı, el sanatları dükkanı da dikkatimi çekti. Uzun ve meşakkatli bir süreç ile bu noktaya gelindiği hemen farkediliyor. Altındağ Belediyesinin Hamam Arkası bölgesi için de aynı projeyi gerçekleştirmek için yoğun çaba harcadıklarını biliyorum. Umarım güzel bir şekilde tamamladığını görmek nasip olur.

Biz tercihimizi Liva Hacettepe’den yana kullandık. Burası biraz da içinde bulunduğu bölgenin havasından etkilenerek, diğer Liva’lardan oldukça farklı bir menü sunuyor. Osmanlı Türk mutfağından çeşitler bulabileceğiniz kapsamlı bir öğle yemeği menüsü var. Haftasonları brunch servisi yapmadığı için benim gibi açıkbüfeden haz etmeyenlere de hoş bir alternatif…

Gorki de, hem Liva Hacettepe‘den hem de Hamamönü‘nden Yiğit’ten ayrı kendi blogunda bahsetmiş. Yaşadığımız şehirde görülesi, gidilesi bir yer Hamamönü…

Volkan pat diye patladı

Cumadan bu yana meslek hayatımın yine en karışık ve yoğun günlerini yaşamaktayım. Düzenlediğimiz toplantının kapanışı şerefine patlayan volkan, hemen hemen tüm Avrupa hava trafiğini uçuşa kapattı. Tüm dünyada bir şenlik havası yarattı. Yaklaşık 300 kadar Avrupalı – Amerikalı misafirimiz – zorunlu olarak – şenliğin Antalya ayağına katıldılar. Eh biz kanberler de eksik kalmadık… Call Center’lardan, havaalanlarından, kendi ülkelerindeki acetalarından çözüm bulamayan misafirlerimiz bizim ekibi 7-24 karşılarında kanlı canlı cevap verebilir halde görmekten pek memnun. Benim daha önce 11 Eylül 2001 gibi olağanüstü durumlarda test edilmiş bünyem az biraz hamlaşmış… ama hızlıca adapte olmakta zorlanmadım. Mira’cığım, kendisine ancak uçarken, kaçarken – ve videoda görünen mekanlarda 😛 – vakit ayırabildiğimden, ortada bir tuhaflık olduğunu anladı. Ben ise onun bu kadar bilgiyi nasıl bir araya toparlayabildiğini hiç anlamadım. Sağda solda laf dinliyor cadı…