B.E.Ö. Doğadaki Dönüşüm – Fasulye Çadırı

Bahçeye Mira için bir oyun evi yapma fikrimiz hep vardı. Bu sene en kolayından küçük bir kızılderili çadırı ile işe başladık. Çadırımızın sopalarını hazırladığımız noktada ise Artful Parent‘tan aldığımız ani ilham ile çadırı kumaş yerine fasulye ile kaplamaya karar verdik. Mira fasulyelerini dikti… suladı… topraktan çıkışlarını izledi… yavaş yavaş büyümesine şahit oldu… Sonunda içine girip oturabileceği küçük bir çadırı oldu.

Şimdi yavaş yavaş fasulyelerinin ürün vermesini izliyor. Çiçek açtılar. Pek yakında yemek için fasulyelerini toplanabilecek.

Kış yaklaştıkça, ürün vermesinin bitmesine, yavaş yavaş yapraklarını dökerek fasulye bitkisinin kurumasına da şahit olacak. Bitkiyi sökeceğiz ve çadırı gelecek seneki ekim için hazırlayacağız.

B.E.Ö. – Cumhuriyet

Atatürk’ün gülümseyen fotoğraflarından oluşan “Gülen ve Gülümseyen Türkiye” sergisi Ankara Anadolu Ajansı Sanat Galerisi’nde açıldı. 29 Ekim’de Mira’yı bu sergiye götürmeyi istedim ama olmadı. Sergi 7 Kasım’a kadar açık olacakmış. Mutlaka ziyaret edeceğiz.

Çocukken ilk defa Atatürk’ün gülümseyen bir resmini gördüğümde çok şaşırdığımı hatırlıyorum. O yıllarda heryerde sadece ciddi bakışlı smokinli yada kalpaklı Atatürk fotoğrafları vardı. Atatürk’ün gülümseyebileceğini hiç düşünememiştim. Bu sergi bana kendi şaşkınlığımı hatırlattı ve Mira’nın öncelikle Atatürk’ün neşeli yüzünü tanımasını istedim.

Bunun için sergideki gülümseyen Atatürk fotoğraflarından Mira için eşleştirme kartları hazırladım. Kartların arkasına da Türk Bayraklı bir görsel yerleştirdim. Şu sıralar Mira’nın gazetelerde, dergilerde, paralarda, piyangolarda çeşitli şekillerde gördüğü Atatürk ve Türk Bayrağı resimlerini heyecanla “atatüü” ve “bayyak”  diye göstermesinden etkinliğimizin başarılı sonuçlandığını düşünüyorum.

Bizim gülümseyen Atatürk kartlarından isterseniz… Buyrun TIK’layın 🙂

Kartlar eşleşmiyor diyorsanız; Sermin eşleştirme çalışmaları ile ilgili çok detaylı bilgilendirici bir yazı hazırlamıştı… TIK’layın 🙂

Öylesine bir Pazar günü… Opera ile tanışma… Çok sportif bebekler…

Cumartesi gece kavuştum evime… Evimi pek seviyorum. Dönüşleri çok seviyorum ama peşi sıra gelen ıvır zıvır için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Her şey oluyor benden ama şu evin hanımı olmuyor bir türlü… Boşalttığım bavullar üzerine kocanın dönüşümüz için itina ile sakladığı çamaşırlarını görünce kaçasım geliyor dörtnala… Neyse şikayet etmeyim, zaten hiç kasmıyorum, aynen de kaçıveriyorum.

Pazar sabah Leyla Gencer Sahnesinde Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin “Çocuklar için Öylesine Bir Dinleti” isimli müzikal oyunu vardı. Babası da kızının ilk tiyatro deneyimine gelemediği için hayıflanıp dururdu. Bari ilk defa opera ile tanışmasına eşlik edeyim dedi. Bana da şahane bahane oldu…

Sabah kahvaltı ardından Leyla Gencer Sahnesinin olduğu Ostim Oto Pazarına doğru yola döküldük. Yolda Mira’ya abilerin ablaların sahnede şarkılar söyleyeceğini anlattık. Şarkıları var anladı ya hemen “dans ee.. dans eee” (dans da var mı?) diye sordu. Evet cevabı ile dans etmeye de başladı ve 2 dakika sonra tos diye uyudu. Çocuğum geçen hafta boyunca mini disko, dans, sonrası uyku üzerine programlanınca “aha dans da ettik, hadi uyuyalım bari” kodu devreye girdi galiba… Sahnenin önüne geldiğimizde halen uyuyordu. Cenk’e “uyanacak mı sence?” derken, arkadan “ııı ıhhh” diye cevap verdi. “abiler ablalar içeri giriyorlar” deyince ise hemen ayıldı. Cin kesildi. Koltuktan çıkartmamızla arabadan atladı. 1 dakika önce uyumak isteyen o değilmiş gibi kolumuzdan çekiştirerek soktu bizi binaya… Abiler ablara b..k yese yiyecek yaa… bu da ayrı bir yazı konusu olsun hadi…

Yerimizi bulduğumuzda Mira’nın oturduğunda önündeki koltuktan ötesini göremeyeceğini farkettik ama bizim cüce inatla kucakta da oturmak istemedi. Bir daha ki sefere yanımızda mutlaka yükseltici bir şey taşımaya karar verdik. Ön sıralar boştu. Neyse oyun başlamadan yerimizi değiştirdik.

Oyun küçük yaş grubuna özel değildi ama özellikle müzikal olması sebebi ile çok ilgilendi. Pür dikkat kesildi. Sanatçıların operalardan küçük örnekler verdiği bölümlere sallana sallana eşlik etti. Aç kaldıkları çin ağlayan mağara adamlarını görünce “abi mama üüüü” (abi acıkmış üzülüyor) demesi… Mağara adamlarından birinin avladığı koca dinazoru acıkan arkadaşlarına getirdiği bölümde ise “abii abla bak et et ham” (abilerim ablalarım buyrun et yiyin) diye bağırması… bizi dumur etmeye yetti. Cenk’in “çocuğa gizliden gizliye dinazor yediriyorsun galiba” dalgasını, “çocuk benden olsa olsa otlamayı öğrenir, karnivor genleri babasından geliyordur” diye bastırdım.

Oyun ara ile birlikte toplamda 1,5 saat sürüyordu. Bunun çoğunu dikkatli izledi. Zaten tam çenesi düşüp, sıkılmaya başlayıp, ayağa kalktığı, sıralarda da ara verildi. Tüm çocuklar koşar adım büfeyi talan ederken, hepsinin elinde bisküviler, gofletler uçuşurken, Mira mamaları ben de çantaya hiç atıştırmalık koymadığımı farkettim. En sağlıklısı olarak sade bir çikolatayı gözümüze kestirdik. Şimdiye kadar 3-5 defa tadına baktığı çikolatadan küçük bir parçayı “çuku… hmm… çuku… hmmm” diye methiyeler düzerek götürdü.

Mira’nın bu ikinci sahne oyunu deneyiminde; kelimelere, hareketlere, kostümlere, dekorlara dahası oyunun konusuna pek ilgi gösterdi. Anladım ki bu tiyatro, opera işini her fırsatta tekrarlamak lazım… Tabii altına bir yükseltici, çantaya da sağlıklı atıştırmalık koymayı unutmadan 🙂

Aynı gün akşam üstü Zeynep, Ada ve Selin ile MyGym dersindeydik 🙂 Kısaca çocuklar kadar biz de kurtlarımızı döktük ve Selin gerçekten kod Munise’nin hakkını veren bir bebek diyeyim. Lafı uzatmadan dönüş yolundan bir Miralog ile bitireyim yazıyı…
– Selii… Selii…
– Ne oldu Selin’e?
– üüü üüü…
– Aaa niye ağladı Selin?
– düsstü
– neden düştü?
– fuu, fuu (su su…) kay… ayy…

Son günlerde…

Evde bir üretim, bir hareket alıp başını gidiyor… İçimde de tuhaf bir huzur var. Bizim ailenin tipik zor zaman yaklaşımıdır; akılları boşaltabilmek için çeneler, eller, vücutlar çalışır… Annem bebekler için keçe şapka yapımına başladı… – muhteşem oldular bir ara blogu için fotoğraflarını çekmem lazım. – Babamın yatılı bakıcısı, Maya iki güne bir bol ajurlu bir kazak bitiriyor. – Kadın tam annemin ruh ikizi hiç boş durmuyor. – Halam babaannemden kalan oyalar ile bize kolyeler yapıyor. – Hergün bize gele gele o da duruma adapte oldu. – 25 yıllık emektarımız Satı Teyze sadece anneme yardımcı olabilmek için hergün yarım gün uğruyor, babamın durmaksızın yıkanan çamaşırlarını ütülüyor, bir yandan da Mira’ya incecik kazaklar örüyor. Baha ve Özge işlerini de getirdiler, Türkiye’den çalışıyorlar… Süha akşamın dokuzunda 5 km koşuya çıkıyor… Cenk’in de çenesine vurdu, kimsenin modunu düşürmemek için kendisi seyircisi bol seyyar standupçı modunda… Ben de işte pek yoğunum ama gece kendimi mutfak terapisine alıyorum… Dondurma yapmaya verdim kendimi… Yapıyorum, yediyorum. Il Laboratorio del Gelato‘nun Türkiye şubesi gibiyim 😛 – Bir ara fotoğraf çekip yazayım tarifleri… –

Bu koşturmaca ve kalabalıkda Mira çok mutlu… Gerçekten de size hayat veren bir canlıyı uğurlarken, sizin hayat verdiğiniz bir canlı, size güç öyle bir veriyor ki şaşıp kalıyorsunuz… En can acıtıcı zamanlarda annemin metanetine, ortalığı çekip çevirmesine hayranlıkla karışık hayretler içerisinde kalıp “İyimisin… Nasıl bu kadar güçlü oluyorsun?” diye defalarca sormuşumdur. O da her seferinde “İyiyim tabi anne olursan sen de anlarsın” derdi. – laftaki ince kinayeye dikkat – Neyse anladım sonunda annecim…

Babamın durumu aynı… 13. gün oldu bilinci kapalı… Doktorları ile konuşmaya çalışıyoruz. Babamı bu hastalıkla bu kadar uzun süre – dahası bu kadar kaliteli – yaşatan doktorların ağızlarından bu günlerde cımbızla kelime kelime laf alabiliyoruz. Çok ama çok sinir bozucu… Onlar için biraz acayip olabiliriz çünkü daha çok bilmek istiyoruz. Yanlış bir şeyler yapmadığımızdan, babamızı rahat ettirdiğimizden emin olmak istiyoruz. Türkiye’de babamın durumundaki hastalar için bir yardım bakım hizmeti yok ne yazık ki… Bir kaç huzurevinde bu konuda kısmi çalışmalar varmış. Onun dışında hasta yakınlarını psikiyatriste yönlendiriyorlar, hepsi bu… Babama 9 sene önce bir yıllık survive rate’i %5 olan bir kanser teşhisi konulduğunda zaten hepimiz bir profesyonel terapi sürecinden geçmiştik. Yine de yaşamadan hazır olmuyormuş insan… Amerika’da, İngiltere’de başlamış, son 30 yılda da tüm dünyada  yaygınlaşmış – buna Zimbawe, Kenya, Nairobi’de dahil – “Hospice” adı verilen bir hizmet var. Terminal süreçteki hasta ve hasta yakınlarına fiziksel ve psikolojik olarak profesyonel yardım sağlıyorlar. İyileşecek hastasına bakamayan bir ülke, ölmekte olan hastasına nasıl baksın diyen olabilir. Ama bir sürü işsiz halk sağlığı uzmanı, pratisyen hekim, sosyal hizmetler uzmanı, psikolog varken bir şekilde bizim ülkemizde de uygulanabilmeli… Bir web sitesi buldum ölümle yüz yüze hasta ve hasta yakınları için gerçekten rahatlatıcı bilgiler var… Kimsenin okumak için ihtiyacı olmasa diyeceğim ama…

Neyse ben aslında bu can sıkıcı şeyleri yazmak için oturmadım… Bir kaç haftadır gerçekleştirdiğimiz yeni bir aktivite var, haftasonu bitmeden, daha da gecikmeden ondan bahsetmek istiyordum.

Ankara Panora Alışveriş Merkezi’nin bahçesine her cumartesi pazar saat 3ten sonra bir midilli getiriyorlar… Çocukları bindirip tur attırabiliyorsunuz. Tavsiye ederim. Mira midilliyi ilk gördüğünde herzaman ki gibi korkusuz ama temkinliydi. Yelelerini severken baktık rahatladı… Önce “üzerine oturtalım gel seni” sonrada “bir de tur at bakalım” dedik. İlk turdan sonra ise indiremedik. İkinci turu da tamamladı. Midillinin üzerindeyken annemden duyduğu şekilde “dıgı dıgı” diyor 🙂 Evimizin yanı başında olunca artık her haftasonu bir tur atıp gelmeye başladık…

Hafta içinde de Mira aklına geldikçe kapıya dayanıp “dıgı dıgı” demeye başlayınca Canberk Amcası, Çankaya Belediyesinin Ahlatlıbel tesislerinde de Pony Club açıldığını söyledi… Biz de sonraki ilk “dıgıdıng”ı  duyduğumuzda soluğu orada aldık… Ahlatlıbel girişinde biraz şok yaşadık. Kocaman bir pankart asılıydı kapıya… Çankaya Belediyesi bizim için çalışıyordu. Bu yüzden otopark girişini kapatmışlardı. Yolun kenarında da park yeri yasağı olduğu için jandarma trafik ceza kesiyordu. İnat ettik karşılarda bir yerde park yeri bulduk girdik içeri…

Çankaya Pony Club’da midilliler yok; sadece büyük ve küçük atlar var. Panora’nın önündeki yere göre çok daha güzel. Ağaçların altında küçük bir parkur yapmışlar. Etraf ve atlar tertemiz… Burada, çocuğun ilgi ve motor becerilerine bağlı olarak, 3 yaşından sonra binicilik dersi de veriliyor. Ders olmadığı zamanlarda minikleri parkurda at ile dolaştırabiliyorlar. Çankaya Pony Club’un yetkilisi Kaan Bey, aslında çocukların atlar ile tanışması için büyük atların daha uygun olduğunu… Büyük atlara eğersiz binebileceklerini böylece at ile birbirlerini daha iyi hissedebileceklerini… Bu atlarında sırtları geniş olduğu için düşmeyeceklerini söyledi…

En kısa sürede tekrar görüşmek üzere ayrıldık oradan ama bir daha görüşemedik… Sonraki günlerde Çankaya Belediyesi Ahlatlıbel tesislerine yaya girişini de yasakladı. Tadilat bahane… Eski yönetimin Çankaya Spor Kulübüne vermiş olduğu kullanım hakkını, yeni Çankaya Belediyesi yönetimi uygun görmemiş, Klübü tesislerden çıkartmaya çalışıyormuş, ama olan bize olmuş. Neyse dün itibarı ile yeniden kapıları açıyorlardı. Belki bugün bir ara “dıgı dıgı” yapmaya kaçarız biz…

Yeni beceriler için yeni oyunlar… (bölüm 2)

Yeni beceriler için yeni oyunlar… (bölüm 1) den devam…

3) Merak (curiosity)

Öğrenme arzusu doğumla birlikte gelen bir duygu. Yaşamın hiç bir döneminde dünya çocuklukta olduğu kadar ilginç veya surprizler ile dolu gelmiyor. Çocuklar için hiçbir detay dikkaten kaçacak kadar küçük değil. Bu merak duygusu ile, çocuklar zaman zaman güvenlik limitlerini zorlayabiliyor veya ortalığı arapsaçına çevirebiliyor. Merak duygusunu yönlendirildikçe, çocukların yaratıcılık ve analitik düşünce becerileri hızla gelişiyor.

Yapışkan Eğlence (bebekler için)
Süre: 5 – 10 dakika
Malzemeler: Koli bandı, el büyüklüğünde objeler, 30cm uzunluğunda yapışkan kağıt
Yapışkan kağıdın yapışkanlı tarafı yukarıya bakacak şekilde yere koyun, köşelerinden koli bandı ile tutturun. Objeleri bu yapışkanın üzerine koyun ve bebeğinizin onları almasını izleyin.
Ek öneriler: Yapışkan yüzeye bebeğinizin elini koyun. Çıplak ayağını koyun. Yapışkan yüzeyi duvara tutturun.

Gizemli Bahçe (yeni yürüyenler için)
Süre: 15 – 20 dakika
Malzemeler: Torba veya sepet
Çocuğunuz ile dışarı çıkın ve bulduğu küçük taş, yaprak, kozaklak vs. gibi şeyleri sepete koyun. Eve döndüğünüzde sepeti boşaltın ve topladıklarınız hakkında konuşun.
Ek öneriler: Çocuğunuzdan; sizin için özel bir cisim bulup getirmesini isteyebilirsiniz. “bir kozalak getirir misin?” gibi…Topladıklarınızla bir kolaj yaparak duvarda sergileyebilirsiniz.

4) Karar Verme (decision making)

İletişim kurma veya merak her çocukta doğal olarak ortaya çıkarken, karar verme becerisi kendiliğinden gelişebilen becerilerden biri değil. Bu becerinin gelişmesi için çocuğa uygun zamanlarda, uygun ölçülerde imkan sağlamak gerekiyor ki ileride rahat karar verebilen ve kendine güvenen yetişkinler olabilsinler… Buna başlamak için ise en uygun yer günlük rutinleri. Yumurtanı haşlanmış mı istersin yoksa sahanda mı? Bu pantalonun ile hangi t-shirtünü giymek istersin? Bu beceriyi geliştiren oyunlarda çocukların düşüncelerini, kararlarını söylemeye teşvik edici olmalı.

Üç elim yok ki… (bebekler için)
Süre: 5 – 10 dakika
Malzemeler: Orta boy 3 obje; bir set anahtar, bir yumak yün, küçük bir kap gibi…
Tutabilmeye yeni başladığında bile oynanabilecek bir oyun… Bebeğinizi oturtun ve iki eline de birer oyuncak verin. Üçüncü oyuncağı teklif ettiğinizde elindekilerden birini bırakacaktır. Hangisini bırakacağına karar vermesini bekleyin.
Ek öneriler: Bebeğinizden bir oyuncağını size vermesini isteyin. Üç oyuncağı da önüne koyun, hiçbir yönlendirme yapmadan izleyin.

Hangi patates daha lezzetli? (yeni yürüyenler için)
Süre: 15 – 20 dakika
Malzemeler: patates, yağ, süt, baharatlar
Patatesleri fırında, haşlanmış, püre halinde, kızarmış ve çiğ olarak hazırlayın. Hazırlamaya çocuğunuzda yardım ederse seçmesi daha kolay olacaktır. Çocuğunuz karşılaştırmak için tadlarına baksın, beğendiklerini seçsin.
Ek öneriler: Bazı patatesleri sıcak bazılarını ise soğuk önerebilirsiniz. Ketçap vb. soslar da sunabilirsiniz.

5) Kibarlık – İyilik (kindness)

Çocuklar kibar olmayı da agresiv olmayı öğrendikleri şekilde tecrübe ederek ve gözlemleyerek öğreniyorlar. Bunun için öncelikle çocuklarımızın bizi rol model alacağını unutmamalıyız. Küçük çocukların doğaları gereği, ihtiyaçlarının anında karşılanmasını istedikleri, ben merkezci oldukları göz önüne alındığında, çocuklarda empati ve kibarlık tohumlarının gelişmesinin uzun zaman ve sayısız tekrarlar gerektirdiğini unutmamalıyız.

Öp Beni… (yeni yürüyenler için)
Süre: 5 dakika
Malzemeler: Ruj ve ayna
Sıcakkanlı olmayı besleyecek bir oyun… Dudaklarınıza biraz ruj sürün ve aynayı öpün. Bebeğinize öpücük izlerini gösterin.
Ek öneriler: Çocuğunuzu yanağından öpün, yanağındaki ruj izini aynada gösterin. Çocuğunuza aynadaki ruj izlerini gösterin ev onu ne kadar çok sevdiğinizi söyleyin.

Kalp Avı (yeni yürüyenler için)
Süre: 10 – 15 dakika
Malzemeler: Makas ve Kırmızı Karton
Kırmızı kartondan keseceğiniz kalpleri evin değişik köşelerine saklayın. Çocuğunuzun bulup getirdiği her kalp için ona bir öpücük verin…
Ek öneriler: Çocuğunuzu kapleri sizin için saklamasını isteyin, arayan siz olun. Oyunu arkadaş ve diğer aile fertleri ile oynayın. Kalpleri çocuğunuzun ulaşabileceği bir kutuya koyun, istediği zaman oyunu başlatabilsin.

6) Fiziksel Beceriler (physical ability)

Çocukluk dönemindeki kendine güveni en çok etkileyen unsurların başında fiziksel beceriler geliyor. Bebekler ailelerinin alkışları eşliğinde dönüyor, emekliyor, ayağa kalkıyor, yürümeye başlıyor… Çocuklar daha hızlı koşunca, daha uzağa atınca, daha yükseğe tırmanınca daha mutlu oluyor. Çocuklarımızı vücutlarını ustaca kullanmayı öğrettiğimiz zaman, fiziksel ve zihinsel olarak sağlıklı bir yaşam için gerekli ekipmanı da sağlamış oluyoruz. Çocuklar hiçbir yönlendirme olmadan da hareketli zaman geçirebilirler ancak fiziksel becerilerinin tam kapasitelerine göre gelişebilmesi için küçük yönlendirmelere ihtiyaç duyarlar.

Çekiştirme Oyunu… (bebekler için)
Süre: 5 – 10 dakika
Malzemeler: İrice bir makara ve yaklaşık 20 cm uzunluğunda bir lastik
Lastiği makaradan geçirin ve sıkıca düğümleyin. Lastiğin ucundan tutun ve makarayı bebeğinizin önünde sallayın. Bebeğiniz makarayı sağlamca yakaladığında nazikçe çekiştirin.
Ek öneriler: Bebeğiniz lastiği çektiğinde sizi de çekiyormuş hissi vermek için ona doğru eğilin. Lastiği bebeğinizin diğer eline geçirin ve çekme kuvvetini kendisi hissetsin. Lastiğe alternatif olarak çekiştirilebilecek bir kaç oyuncak takın.

Pufidik Torba… (yeni yürüyenler için)
Süre: 15 – 20 dakika
Malzemeler: Eski gazeteler, kırpıntı kağıtlar, kalın ve en büyük boy bir çöp torbası
Birlikte gazete kağıtlarını buruşturarak çöp torbasını doldurun. Bu hareket el kaslarını güçlendirecektir. Ağzını sıkıca bağlayın. Çocuğunuzdan üzerine bastırarak içindeki havayı mümkün olduğu kadar çıkmasını isteyin. Arada alt üst çevirebilir. İşiniz bittiğinde, plastik torba çocuğunuz için tehlikeli olabileceğinden torbayı atın.
Ek öneriler: Çocuğunuz torbaya vurabilir, ileri geri yuvarlayabilir.

7) Oyunculuk – Eğlence (playfulness)

Oyunculuğun ileriki yaşamındaki başarısında ne önemi olacak diye düşünebilirsiniz. Ancak uzun çalışma saatlerinden şikayetçi, stresten yakınan, sürekli söylenen, mutsuz yetişkinleri gözümüzün önüne getirince ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz. Oyun oynamak çocukların doğasında olsa da, kendi kendine eğlenebilen bir kişiliğin ömür boyu devam edecek şekilde gelişmesi için çocuklarımıza gözlemleyebilecekleri ve tecrübe edecekleri olanaklar yaratmalıyız. Hayatımızın zor, stresli, sıkıcı anlarındaki eğlenceli yaklaşımlarımız, çocuklarımıza rol model olacak ve ileride karşılaşacakları zor durumlardan pozitif sonuçlar çıkartabilmelerine destek olacaktır. Oyunculuk becerisi gelişen çocukların yaratıcı yönleri de geliştirecektir.

Peçete Eğlencesi (yeni yürüyenler için)
Süre: 5 – 10 dakika
Malzemeler: Bir kutu kağıt mendil
Kağıt mendil poşetinin yarısını boşaltın, bebeğinize verin. Peçeleri tek tek poşetten çıkartmaya çalışarak eğlenecektir.
Ek öneriler: Peçeteleri yuvarlayabilir, havada sallayabilir, üfleyerek havalandırabilirsiniz. Birbirinize acımıyor ki” diye peçete atabilirsiniz. Burnuzu silermiş gibi yaparak, ses çıkartabilirsiniz.

Taksi (yeni yürüyenler için)
Süre: 5 – 10 dakika
Malzemeler: İki sandalyeyi yanyan koyun ve taksi şöförüymüş gibi yapın. Çocuğunuza nereye gitmek istdiğini sorun, önerilerde bulunun. Yol boyunca gördükleriniz hakkında konuşun.
Ek öneriler: Çocuğunuzun sizi istediği yere götürmesini isteyin. Platik veya kağıt bir tabağı direksiyon gibi kullanın. Arkaya bir sandalye daha koyup oyuncakları arka koltuğa koyun. Sandalyeleri bir çizgi halinde dizin tren olsun.

————————————–
Mira’nın ilk kız arkadaşı Selin’nin annesi Çiğdem “Bebeklerimiz için yeni bir oyun blogu açalım mı?” diye sormuştu ve blogunda bir oylama yapmıştı. Ben bu fikrin muhalif kanadında yer almıştım ama sonuçta pek azınlıkta kaldım 🙂 Oylama sonucunda Çiğdem; HAYDİ OYNAYALIM blogunu açmaya karar verdi. Ben bu kitaptan yavaş yavaş bir kaç oyun daha tercüme edip, HAYDİ OYNAYALIM bloguna ekliyorum. Çiğdem sizlerin de bu bloga yazar olmanızdan ve/veya önerebileceğiniz oyunlara bu blogda yer vermekten mutluluk duyacaktır.

————————————–

Kitaptan isteyen var ise benim ile bağlantıya geçebilir… TIK ! Fotokopi çektirebilirim 😉 Yaşasın Fotokopi, Yaşasın Kaos 🙂

Yeni beceriler için yeni oyunlar… (bölüm 1)

Hatırlıyorum… Yaşım 30’u geçip, çocuk sahibi olmamız fikri aklıma düşmeden çok çok önceleri, ne bebek, ne de çocuklar ile vakit geçiremezdim… Sıkılıyorlarmış gibi gelirdi ama itiraf ediyorum aslında sıkılan bendim. Karşımda gördüğüm sadece benim sıkılgan psikolojimin bir yansımasıydı.

Amazon’dan 4 al 3 öde kampanyası ile hamileyken aldığım kitaplardan biri idi :
The 2,000 Best Games and Activities… Sadece 344 sayfada bebeklikten – 8 yaşa kadar aktivitelerin anlatıldığını okuyunca kitabının kapsam ve içeriğinden kuşku duymuştum. Bebeklik dönemine ait fazla bir şey bulamayacağımı, diğer yaşların ise çok yüzeysel geçildiğini düşünmüştüm. Kampanya kapsamında alacak 4. kitabı bulamayınca nasıl olsa bedavaya gelecek diyerek almıştım. Mira aramıza katıldıktan sonra bu kitap hakkındaki fazla ön yargılı yaklaştığımı düşündüm. Şimdiler de ise çok çok önyargılı yaklaşmışım, iyi ki almışım diyorum.

Yazarı, çocuklarımızın yaşam boyu ihtiyaç duyacakları ve bebekliklerinden itibaren oynarken geliştirebilecekleri 7 beceriyi seçmiş. Kitabın ön sözünde de; oyun oynarken bir veya bir kaç beceriye odaklanabileceğimizi ama çocukların da büyükler gibi aynı anda bir çok beceriyi kullanabileceğini unutmamamız gerektiğini belirtmiş.

Kitapta oyunlar öncelikle bu becerilere göre, daha sonra ise bebekler – yeni yürüyenler (toddler) – 3 yaş – 4 yaş – anaokulundan 3. sınıfa diye yaşlara göre sınıflandırılmış. Çoğu oyun için 5 – 10 dakika gibi kısa bir süre yeterli… Oyunların bazıları bilindik ama bazıları değişik… hangi oyunun, nasıl bir beceriyi geliştirebileceği konusunda düşündürmesi ise kitabı benzerlerinden ayırıyor.

Kitapta yer alan becerileri anlatacağım hatta bu becerilere yönelik bebek – toddler oyunlarından örnekler vereceğim.

1)   İletişim (communication)

Çocuklarımızın dil kullanımı ve kelime bilgisi yönünden en hızlı gelişim gösterdikleri zaman erken çocukluk dönemi diye adlandırılan 3 – 4 yaş arası… Çocuklarımızın iyi iletişim kurmayı öğrenebilmeleri için onlara dil yönünden zengin bir çevre sağlamamız ve oyunlar ile iletişim kurmalarını teşvik etmeliyiz.

Kutuya Konuş Oyunu (bebekler için)
Süre: 5 – 10 dakika
Malzemeler: Elinizde tutabileceğiniz küçük bir kutu
Kutuyu ağzınıza yaslayıp, bebeğinize seslenin. Kutudan gelen ekolu sesiniz bebğinizin ilgisini çekecektir.
Ek öneriler: Değişik bir kaç kutu ile farklı sesler çıkartabilirsiniz. Kutuyu bebeğinize uzatıp onunda kutuya ses çıkartmasını teşvik edebilirisiniz. İki ayrı kutu kullanıp bebeğiniz ile karşılıklı kutulara konuşabilirsiniz. Oyuncak bir telefon ile telefonda konuşma alıştırmaları yapabilirisiniz.

Parmak Adam (yeni yürüyenler için)
Süre: 10 – 15 dakika
Malzemeler: Renkli resimli bir kitap
Kitabın sayfasında bir obje seçin. “bir …. görüyorum” dedikten sonra parmaklarınızı yürüterek sayfadaki resmin üzerine gelin ve “işte buradaymış!” diye seslenin.
Ek öneriler: Çocuğunuz parmak yürüyüşü yapabilir. Birlikte parmaklarınızı yürütebilirsiniz.

Videoda Mira henüz 2 aylık, İzmir havaalanında…  Mira’cım iş arkadaşım Sibel Teyzesi ile muhabbet halinde… İleride bu çocuk yollarda büyüdü dersem ispatı çok 🙂  İletişimden söz edince aklıma geldi, ekleyeyim dedim.

2) Konsantrasyon (concentration)

Konsantrasyon becerisinin küçük çocuklarda doğal olarak gelişmesi pek nadir görülüyor. Oysa çocuğumuz konsantre olarak bir görevi tamamlayabilme becerisine, sadece okulda değil, yaşamının her alanında ihtiyaç duyacaktır. Bu beceriyi geliştirmeleri uzun bir süreç ama bu sürecin ilk yıllardan başladığını göz ardı etmemek gerekiyor. Çocukların konsantre olma yeteneklerini geliştiren oyunların net bir başlangıcı, gelişmesi ve sonu olmalı. Çocuk bir görevi – oyunu bitirmenin keyfini almalı ki tekrar tekrar oynasın…

Spagetti Yakala (bebekler için)
Süre: 5 – 10 dakika
Malzemeler: Bir miktar pişmiş spagetti
Mama sandalyesinin tepsisine veya bir tabağa bir kaç tane spagetti koyun. Bebeğinizin bunları teker teker parmakları ile yakalamaya çalışmasını ve ağzına götürmesini izleyin. Gerekirse spagettileri kolay yutabilmesi için bir kaç parçaya bölün.
Ek öneriler: Spagettileri bir plastik bir kabı ters çevirerek altına saklayın, bebeğinizin onları bulup yemesini izleyin. “Bir tane de bana ver” diyerek bebeğinizin elinden yiyin.

Nehiri Geçelim (yeni yürüyenler için)
Süre: 5 – 10 dakika
Malzemeler: İnce mukavva veya kalın kağıt, makas, bant
25 – 30 cm. çapında daireler kesin. Yere yakın aralıklar ile düz bir çizgi oluşturacak şekilde yapıştırın. Sanki nehirdeki taşlara basarak karşıya geçiyormuş gibi yapın, çocuğunuzun sizi taklit etmesini teşvik edin.
Ek öneriler: Daireleri düz çizgi yerine biraz kavisli yerleştirebilirsiniz. Çocuğunuz daireleri geçerken -dur -devam diye yönlendirebilirsiniz. Çocuğunuza sen bana yol göster deyip, onu takip edebilirsiniz. Müzik temposuna göre dairelere basabilirsiniz.

arkası yarın 🙂

Yiğit Paşa’nın doğumgünü

Yeni hafta sonu kapıya dayanmışken, ben yine geçen hafta sonu diye başlayan bir yazı yazmaya başlıyorum. Acilen günün 25 saate ve haftanın da 8 güne çıkartılmasını talep ediyorum. Aklımda evde ve işte yapılacak yüzlerce proje, çekmek istediğim binlerce fotoğraf, yazmak istediğim onlarca yazı… Hiç birine elim gitmiyor… İşyerimde bir haftada bir mektubu ancak yazdım. Ev tarumar. Mira’cıma sarılıp, kıvrılıp uyuyasım var. Ama Mira’nın hiç uyuyası yok… Fotoğraf makinamın netlik ayarı bozuldu. Fotoğraflarım da aklım gibi pek bulanık…Tamire götürmeye korkuyorum. Çok bozuğum çok…

Uzatmayayım… Geçen hafta sonu Görkem’lerde Yiğit’in 1. yaşını kutladık. Bizim bebek çetesi tam kadro bulunamadı ne yazık ki… Selin yurtdışındaydı… Emre hastaydı… Arda‘cım gece ateşlenmişti… Çınar ve Mira temsil ettiler çeteyi 🙂 Yiğit paşa da bir gece önce başlayan kutlamalar sonucu biraz halsizdi… Ama anneannesinin doping çorbası ile hemen kendini toparladı. Clark Gable gülüşünü yüzünden eksik etmedi. Günün en güzel sürprizi ise Nilsu ile tanışmak oldu…

Bilmece Kartları

Son zamanlarda Fikret Kızılok – Bülent Ortaçgil’den Büyükler İçin Çocuk Şarkıları albümünü daha bir keyifle dinliyoruz. Miracım odasındaki IPod’un önüne geliyor… Hop hop zıplayarak açmamızı istiyor. Olmadı eline IPod’un kumandasını geçiriyor. Öyle böyle bir şekilde kendisi açmayı başarıyor. Bahtına çıkan şarkı eşliğinde sallanmaya başlıyor.

Albümden “Bilmece” dilimize dolandı kaldı. Annesi, babası, anneannesi, Haticesi herkes evde “Tostoparlak bir küçük böcek diye…” tutturup gidiyor.

İlham perileri… Geçen hafta, önce, montessori grubundaki bir paylaşımda… Özgür’ün Ceren için yapmak istediği harika fikirlerin arasından tekerleme kartları olarak göz kırptı.  Dün sabah ise, işte, sonu gelememiş bir proje için ayırdığımız resimler arasında bir grup kelebek görünce… Daha fazla gecikmeyeyim dedim.

Mira’ya bu şarkının sözlerinde geçen hayvanların kartlarını yapmak istiyordum. Bir süredir aklımın bir köşesindeydi ama ağırdan ağırdan alıyordum işi… Şimdi çok anlamayacak diyordum…

Bazı şeyleri şimdi anlamaz diye geçiştirmemek gerekiyor. Mira kitaplara, dergilere bayılıyor. Hatta son günlerde dergileri pek kırıştırmıyor, gördüğü resimleri bize gösteriyor ve beni yine çok şaşırtıyor. Sonuçta bilmece kartları için de Mira’cımın bilmeceleri okuyacak yaşa gelmesine gerek yoktu…

Kartları işyerimde laminasyon yaptım. Eve getirdim. Akşam yemekti, banyoydu, koşturmacaydı, geçti… Sabah uyanınca gösterdik kartları… O bayıldı. Biz de ona bayıldık… Şimdi Hatice’nin peşinde elinde kartlar koşturuyor.

Bu arada başkaları da basmak ister diye… Hazırladığım dosyayı PDF’e çevirdim, miracik.com’a da yükledim. İsterseniz bir TIK’layın