Sosyalleştik biz

İşler yoğun ve zor… Gün geçtikçe beter bir hal alıyor. Hani şu önce varlığı red edilen, sonra teğet, en nihayetinde sürtünerek geçeceği söylenen mesele bizi, derince deldi ama geçemedi… Bir de üzerine “hamili kart yakinimdir” desteği olmadan devletimin dairesinde işlerimizi halletme gibi ütopya yaşamaya kalktık. Günlerce sabah memurlardan önce oradaydık, mesai bitiminde boş döndük. Gelinen nokta dedim ya; ütopya… Sabah Hatice kapıdan girince ben bacadan kaçar gibi işe gidiyorum. Akşam ise ben kapıdan o bacadan… İşte aklım yüz parça bir şeyler yapıyorum. Yüz parçayı da bir an önce bir araya getirmem lazım. Vaktim dar… Dün Görkem uğradı onu mu yetiştirecem, bunu mu derken iki kelam konuşamadım. – Gorki kusura bakma lütfen – Kaçarcasına eve geliyorum ve dünyam değişiyor. Ama yarım anne, yarım eş, yarım iş, yarım evlat… bugünlerin özeti budur.

Aslında bu yazdıklarım “ondan şikayet, bundan şikayet” durumu değil… Kabullendim ben bunu… Bugünlerin böyle geçmesi gerekiyor. – anahtar kelime “geçecek” olması – Nefes alınacak en küçük kaçamağı değerlendiriyoruz, elimizden geldiğince… Özellikle hafta sonları derin derin nefes alıyoruz, hafta içi dişimizi sıkmak için…

Önceki haftasonu arkadaşlarımız Funda, Ercan, bir numaraları Defne ve yeni numaraları Deniz ile çok güzel dolu dolu bir gün geçirdik. Önce Çıtır Simit’te kahvaltı ettik. Sonra Bilkent mezunlar panayırına gittik. Biz pek tanıdık birilerini göremedik ama Mira yeni arkadaşlar ile tanıştı. Ve günün sonunda da Panora Zıkkım’da yemek yedik.

Çıtır Simit, Yıldız Turan Güneş Bulvarında MSB Lojmanları karşısında… arkasında ise Gönül Bahçesi adlı bir küçük cennet var. Tabi çocuklarınızın ördeklerin, tavukların, tavus kuşlarının peşinde koşarken sulara dalmasına, çamurlara bulanmasına takarsanız cennet benzetmem anlamsızlaşır… Pazar günleri modaya uymuşlar açıkbüfe brunch veriyorlar. Bir daha Pazar günü gitmeyi düşünmüyorum. Ama zaman zaman brunch olmayan günleri seçip (Cumartesi mesela) fırından sıcak simit, peynir, çay üçlemesine hakkını vermek lazım… Mira’cım da gönlünce pislenir bu arada… Ev yakın ya ona güveniyorum (ehe ehe)

Zıkkım, bizim evin yanıpaşındaki Panora alışveriş merkezinde… Yiyecekleri meyve kasaları, kovalar içerisinde servis ediyorlar ve espirili bir menüsü var. Ancak yiyecekleri sunumu kadar başarılı bulmadık. Yine de ortalama üstü diyebiliriz. Yanlız çaldıkları müzikler de gündüz gece ayrımı yapmaları şart… Mira’cım, Defne ile ona ortak ısmarladığımız köftelere pek rağbet etmeyerek Cenk’in okyanus tabağındaki karides ve kalamaraları yemeyi tercih etti. Yemek sonrasında 3 yaşındaki Defne ile bir mini çete oluşturdular. Masa altı, tezgah altı gibi deliklere girip oturdular. Köşedeki papağan ile muhabbet ettiler. Masanın üzerindeki balığın suyunu içmeye çalıştılar 🙂 Bir de Mira’nın 3 aylık minik Deniz’i gösterip gösterip “bebe” demesine çok güldüm. Kendisi büyüdü ya…

Geçen hafta sonu ise önce Burcu‘nun önerisi ile ODTÜ’de büyüüük bebek buluşmasına katıldık. İlk defa açık havada bu kadar çok bebek – aslında artık bebek demeye de dilim varmıyor – ve anne bir araya geldik. İki kelam konuşamadık. Çocukları bir araya toplayamadık. Herbiri ayrı bir özgür ruh dağıldılar etrafa… Biz de peşlerinde… Ama hakkını vermem lazım Mira’cım pek sakin ve usluydu. Hem de kendisini o sabah bahçede sulama işlerinde çalıştırdığım için çok yorgun olmasına ve öğlen de doru dürüst uyumamasına rağmen… ODTÜ’de de bir şeyi kaçırır mıyım korkusuyla uyumadı ama gelip gelip kucağımda yattı. Özlemiştim bu duyguyu… Bu arada yeni anneler ve çocuklar ile tanıştık pek mutlu olduk. Buluşmanın sonunda Cenk geldi.

Cenk’in de tebdil-i mekana ihtiyaç duyduğu bir gündü… Gerçi benim bıdı bıdılarım ile oyalandık biraz ama en nihayetinde yola koyulduk. Uzunca bir zamandır Mira’cımızı atlı karıncaya bindirmek istiyorduk. Ama bir atlı karınca bulamamıştık. Cepa’nın önüne yapılıyor bir tane ama bekleyemedim. Cenk, taaa Sincan’daki lunaparkta olduğunu öğrenmiş. Gitmişken “Harikalar Diyarı“nı da görürüz dedi. Koyulduk yola öteki mahalleye (!) doğru… Harikalar Diyarının otoparkını geçerken boş gibi görünce pek kalabalık değildir diye düşündük ve az ileride park halindeki sayısız otobüslerden hiç şüphelenmedik. Ana girişten Masal Adası’na doğru yürürken çok ama çok yanıldığımızı anladık. Düzce’den, Kırıkkale’den ve bir çok yakın ilden otobüsler dolusu ilkokul öğrencisi gelmişti. Yani en çok bu kadar çok çocuğu bir arada nerede gördüm hiç hatırlamıyorum. Bu durumu 2 yıl önce kabus gibi diye adlandırabilirdim. Ama şimdilerde o kadar da rahatsız olmadım.  Şu annelik nelere kadir…

Harikalar diyarı büyük bir yatırım… Hiç bir şeyin ortasında bir yere yoktan yere var edilmiş. İyi olmuş çocuklar eğleniyor. Masal adası bölümünde Red Kit’ten Şirinlere, Tarkan’dan Pamuk Prenses’e bir çok çizgi film, çizgi roman ve masal kahramanın maketleri yerleştirilmiş. Özellikle bunları izlemiş dinlemiş çocuklar için çok etkileyici. Ancak bir çok güvenlik görevlisi olmasına rağmen maketlerden bazıları kırılmış, yerinden sökülmüş, üzerine yazılar yazılmış… Joe Daltonu kim niye söküp götürmüş anlam vermek zor. Vandallarla var bir yerden akrabalık ! Masal Adası dışında içerisinde su bisikletleri ile dolaşılabilen kocaman bir havuz ve bol bol mangallı piknik yeri mevcut. Ağaçlar dikilmiş ama varlıklarını hissetmek için daha yıllarca beklemek lazım. Açıkçası biz bir daha haftasonu gitmeyiz. Ama baharda güzel bir günde hafta içi erkenden giderek tekrar bir değerlendirme yapabiliriz.

En nihayetinde Lunapark’a, oradan da Atlıkarınca‘ya ulaştık. Mira’cımdan başka binen çocuk yoktu. Ciddi ciddi oturdu. Ben de yanında yürüdüm. Turun sonunda indirmeye kalktığımızda, bastı yaygarayı… İndiremedik. Tur atmaya devam ettik. Bu sefer “babba babba” diye el salladı… At ile birlikte sallandı… pek şekerdi…

Güzel anılar depolamalı soluklanacak… Hepsini yazamıyorum ama yaşarken derin derin nefes alıyorum.

____________________
Alıcılarınızın ayarı ile oynamayın 🙂 Tüm fotoğraflar cep telefonumdan alınmıştır. Önce otomatik netlemesi bozulan makinam iyice kullanılamaz hale geldi… Ankara’da Nikon servisi olmadığından, ben de başıma ne geleceğinden pek korktuğumdan öyle durdum kaldım. Sonunda korkunun ecele faydası yok dedim götürdüm bir bilene… Neyse ki gövdesi sağlammış, objektifte diyafram kulakçıklarından biri düşmüş. Yeni bir lens almam lazımmış. Daha kötü senaryolar kurunca buna sevindim. Ne almalı diye Mehmet‘in kafasını ütülüyordum. Aynı şeyleri 10 farklı şekilde anlatmaktan ağzında tüy bitti arkadaşımın. Neyse bu akşam verdim siparişimi; Nikon 50mm f/1.8D AF Nikkor Lens yola çıktı. Bu arada “baba“da aynı lensi önermiş. içim daha da bir rahatladı…
.

Baharın gelişi ile birlikte…

dandelion from banu akman on Vimeo.

Mira’cım bahçedeki karahindibalara takmış durumda… Tohumlarını atmak üzere hazır olan hiçbir karahindiba elinden kurtulamıyor. Bahçe adım adım aranıyor, bulunuyor ve sonrası püfff… Ben ise onun püf demeye çalışan haline baygınım bu aralar 🙂 Bir arada ayılıp bahçeyi toparlasam iyi olacak…

Yine de bahçeyi toplamadan, geçen haftasonu bebişler ile ilk bahar buluşmasını gerçekleştirdik. Selin, Zeynep, Ada, Çınar, Yiğit ve kısa süreli de olsa Arda bizdelerdi… Güneşin göz kırptığı bir anda daha erken gelen kızlar ile azıcık bahçe turu bile attık ama hemen yağmur çisemeye başladı. Sonrasında ekibin tamamlanması ile evde takıldık. Hasret giderdik. Yeniden bahçeye çıksak mı diye konuşsak da olmadı. Bahar geldi diye biraz erken heyecanlanmışız anlaşılan…

Derken dün gece Hıdırellez geldi… 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece… Baharın resmi başlangıcı… Hızır’ın karada, İlyas’ın denizde hiç umulmayan bir zamanda çıkıp, darda kalanlara, zorluk çekenlere, dileği olanlara yardım ettiği… Doğanın uyanıp bereket, bolluk ve sağlık dağıtmaya başladığı… gün bugün… Ben de gece bahçeye çıktım… Hz. Hızır’ın sevdiği gül ağaçlarından birinin dalına dileklerimizi bağladım… bugün bize de uğramasını dört gözle bekliyoruz… zaten hava da biraz daha aydınlık bugün…

Çınar’ın Doğumgünü

Cümbür cemaat, Çınarişko’nun doğum günü kutlamasındaydık cumartesi günü… Bebiş kadrosunda eksik yoktu. Hala bebişler diyorum ama resmen “0” numara bıcırık çocuklar oldu bunlar… Mimikler, eller, kollar, ayaklar… durmadan birşeyler anlatıyorlar…

Mira’cım, bir gece önce hepimizin artık sabah 4te kalkması ve oynaması gerektiğine karar verince, öğlen uykusundan erken kaldırmaya kıyamadım. Sonra da pastayı kesmeden yetişelim telaşıyla fotoğraf makinamı evde unuttum. Cepten çıkan kareler bu kadar…

Miracım ve bu blog sayesinde bir çok bebiş ve anne ile tanıdım. Yukarıdaki şekerler ve onların anneleri ile yüzyüze tanıştım. Her bebeğin, her annenin yani her bireyin farklı olduğunu zaten biliyordum. Ama bu farklılıklardaki ortak iyi çabayı, bunu koşulsuz kabullenmeyi ve hatta farklılıklardan öğrenmeyi yeni öğrendim. Teşekkür ederim… Burcu, Sermin, Çiğdem, Sibel ve Görkem ve tüm yazan çizen paylaşan anneler…

Bu arada… takip ettiğim bazı blog yazarları yazmayı bırakıyor, bazıları ise şifreli yayına geçiyor. Yazmayı bırakanlar için fazla bir sözüm yok… Kimse istemeden bir şey yapmaya devam edemez. Gerçekten artık yazmak istemiyorlarsa yazmayacaklardır. Ben de belki bir gün istemeyebilirim yazmayı… Şimdilik yok öyle bir şey yazdıkça yazasım var ama vaktim yok… Yazmak istiyorlarsa ise zaten hiç kimse onları kıramayacak ve durduramayacaktır 😉 Şifreli döneme başlayanlara ise sesimi duyurabilmenin tek yolu burası… Bir davet yollarsanız gelir izlerim… Bu adrese alayım lütfen 🙂

Yiğit Paşa’nın doğumgünü

Yeni hafta sonu kapıya dayanmışken, ben yine geçen hafta sonu diye başlayan bir yazı yazmaya başlıyorum. Acilen günün 25 saate ve haftanın da 8 güne çıkartılmasını talep ediyorum. Aklımda evde ve işte yapılacak yüzlerce proje, çekmek istediğim binlerce fotoğraf, yazmak istediğim onlarca yazı… Hiç birine elim gitmiyor… İşyerimde bir haftada bir mektubu ancak yazdım. Ev tarumar. Mira’cıma sarılıp, kıvrılıp uyuyasım var. Ama Mira’nın hiç uyuyası yok… Fotoğraf makinamın netlik ayarı bozuldu. Fotoğraflarım da aklım gibi pek bulanık…Tamire götürmeye korkuyorum. Çok bozuğum çok…

Uzatmayayım… Geçen hafta sonu Görkem’lerde Yiğit’in 1. yaşını kutladık. Bizim bebek çetesi tam kadro bulunamadı ne yazık ki… Selin yurtdışındaydı… Emre hastaydı… Arda‘cım gece ateşlenmişti… Çınar ve Mira temsil ettiler çeteyi 🙂 Yiğit paşa da bir gece önce başlayan kutlamalar sonucu biraz halsizdi… Ama anneannesinin doping çorbası ile hemen kendini toparladı. Clark Gable gülüşünü yüzünden eksik etmedi. Günün en güzel sürprizi ise Nilsu ile tanışmak oldu…

Arda’nın doğumgünü…

Haftasonu Raporu – 1

Cumartesi…

Sarı şekerimiz Arda‘nın doğumgününü yine bebişlerimiz bir arada… muhteşem bir pasta ve harika bir sofra eşliğinde kutladık. Sevgili Burcu iyi ki anne olmuş ve iyi ki tanışmışız.

Bu aralar bizi hareketli günler bekliyor. Bütün bebeklerin doğumgünleri peşpeşe sıralanacak. Bunun sonucu bizler de geçen seneki kilolarımıza geri döneceğiz  🙂

Günün unutulmaz kareleri 🙂
Emre Jr. nin Mira’yı sevmesi…
Arda’nın muhteşem pastası karşısındaki sevinci…
MuniSe Selin’nin Cadı Mira’yı kündeye getirmesi…

1. YaŞGüNü PaRtiSi

Geçtiğimiz Cumartesi – 14 Şubat’ta – Mira’mızın doğumgününü iki parti ile kutladık… Bu haftayı da fotoğraf albümlerimizi toparlamaya adadım.

İlki kutlamamız Mira’nın (ve benim) arkadaşlarımlaydı… Burcu-Arda (11,5 ay), Sermin-Çınar (11 ay), Sibel-Emre (13,5 ay), Çiğdem-Selin (12,5 ay), Görkem-Yiğit (11ay), Itır-Arda (8 ay), Kıvılcım-Çınar (14,5 ay), Yasemin-Karya (4 yaş), kızımın Elif, Sibel, Selen ablaları günümüzü güzelleştirdi. Tüm bebeklerimizi yine çok büyümüş gördüm. Ayrı ayrı anlatmayacağım, fotoğraflar yeteri kadar anlatıyor 🙂 Yanlız fotoğraflarda eksik olan Emre Alp’in Mira’ya su içirmesi olayı var ki bunun video kaydı mutlaka Çiğdem’den alınıp bloga eklenmeli… Bu arada Karya’dan özel olarak bahsetmem lazım. Karya; benim ortaokuldan bu yana en yakın arkadaşım Yasemin’in kızı, bizim ilk gözağrımız… Geçenlerde 4. yaşını kutladık. Karya, Mira’nın doğumgünü partisi boyunca en başta Mira olmak üzere tüm bebekler ile ilgilendi. Onlar ile oyunlar oynadı. Yasemin’e de söyleyemedim ama pek duygulandım. İnşallah Mira’cım da ileride senin gibi sevecen, tatlı bir abla olur…

İkinci kutlamamızı akşam aileler ile yaptık… Bizim için biraz yorucu oldu ama gündüz hepimizin bir arada olma ihtimali de yoktu. İlk konuklarımız gider gitmez Mira’cım uykuya daldı. Akşam kutlamasına dinlenmişti. Tüm ilgiyi üzerinde toplayan tek bebek olunca da keyfine diyecek söz kalmadı…

Doğum günü organizasyonu konusunda uzun uzun yazmam gerçekten aklımı toplamama ve ne yapacağıma karar vermeme çok yardımcı olmuştu… Sadece gelen kişilere vermek üzere minik birer armağan konusunda kararsız kalmıştım ki… Mira’nın doğumgününden bir gün önce gelen surpriz bir paket bu durumu değiştirdi. Pastacı Rapunsel‘imiz Mira’mız için bir kutu dolusu muhteşem kurabiye hazırlamış. Bizi çok çok mutlu etti Rapunsel 🙂 Tekrar ve tekrar teşekkürler 🙂 Ondan esinlendim… Bende kurabiyeler ile “mutlu yıllar mira” yazıp, 1 ve küçük kızlar şeklinde kurabiyeler yaptım. Rapunsel’inkilerin yanında tabi ki eciş büzüş duruyorlar.

Pasta konusuna gelince… Cumartesi gününün sevgiler günü olacağını akıl ederek pastamızı 4 gün öncesinden Kuki House’a sipariş verdik. Mira’nın bir kaç fotoğrafını gönderdim. Peçete/kağıt tabakların deseninin pastanın da üzerinde yer almasını ve bir de çilekli olmasını istedim. 🙂 Kuki’nin müdürü Erhan Bey çok yardımcıydı ve sonuçta gayet güzel oldu…

Kızımın ilk doğum günü konusundaki heyacanımı menüsüne de yansıtmasam olmazdı… Tanıyanlar bilir. Her gün yemek yapmasam da… özel günlerde arkadaşlarım dostlarım için sofra hazırlamaya, deneysel veya sadece terapi amaçlı olarak bir şeyler pişirmeye bayılırım.

Aslında özel bir kutlama için menü hazırlayacağım zaman genelde yemek kitaplarımı saatlerce kurcalardım. Bu sefer öyle olamadı. Yani keyifle oyalanabileceğim pek vakit yoktu… Sonuçta ağırlıklı takip ettiğim bloglardan denediğim tarifler ile çıktım yola…

Hafta içi panik yapmamak için menüyü bir hafta öncesinden belirledim. Evdeki eksik malzemeleri de önceki hafta sonu tamamladık. Tarifleri seçerken hemen hepsinin hamurunun pişirilmeden önce buzdolabında bekletilebilen, hatta ve hatta beklemesi gerekenler arasından seçtim. Annemin mutfak robotunu ödünç aldım. Hazırlıkları haftaiçi akşamları ufak ufak tamamlayabildik. Bu arada, eve meyva suyu sıkacağı, dondurma yapma  makinası, çikolata fondü şelalesi gibi aletleri alıp, bir mutfak robotu almamış olmamız ayrı bir ironidir ya… Mazeretimiz – ev küçük, koyacak yer yok… Ardında yatan gerçek – beğendiğim robota hala bütçem yetmiyor… Her neyse… mutfak robotu ile bu hamurların hazırlıkları 5 – 10 dakika gibi sürede tamamlanıyor. Gzö korkutacak bir şey yok yani…

Buraya kadar mükemmel işleyen planım cuma günü işten erken çıkamamam, daha beteri işimin benimle eve gelmesi sonucu patladı… Akşam olduğunda sadece Mira’nın 1 yaş kurabiyelerini pişirmiştim. Elimde bir sürü pişirilmesi gereken hamur ile kalakaldım. Neyse sonuçta fırınla beraber biraz fazla mesai yaptım. Fırın çalışırken de kurabiyeleri süsledim… Planda olmayan havuçlu ezmenin havucunu kavurdum… Cenk’in hafta içi şişirdiği balonları asmasına maydanoz oldum 🙂 Pişenlerin bir kısmını yedim derken… gece yarısına doğru işimi bitirdim. Sabah eklere krema doldurdum. Kıtır Çilek’i fırınladım…

Mira’nın Doğumgünü Parti Menüsü


Tuzlular…

Tatlılar…

  • Evcini’nden Zencefilli 1 Yaş kurabiyeleri
  • Cafe Fernando’dan Kıtır Çilek
  • Karamelli Mini Ekler (ilk eklerimi lisede falandım galiba annemlerin Sofra ansiklopedilerindeki tarifi ile yapmaya başlamıştım. Yıllardır yapmıyordum. bir kaç ay önce Ayşem öyle bir şu (puf) hamuru dosyası hazırlamıştı ki aklıma girdi. İçine yumurtalı bir pastacı kreması koydum. Üstünü ise çıtır karamel kapladım)
  • La Tartine Gourmande’den Fındıklı – Havuçlu Cupcake‘ler (Béa Lulu’yu doğurduktan 2 hafta sonra bunları yaptığına göre bende yaparım dedim ; Tabi benimkiler o kadar iyi gözükemedi 🙂 bir de bir daha yaparsam da fındık yerine ceviz koyacağım)

Flashback… Geçen Pazar… bağımsız ilk adımlar…

Pazar günü Sibel’in Emre Alp’inin 1. doğum günü kutlamasına katıldık… Ortak dostlarımız ile bir araya geldik. Herşey çok güzeldi. Sibel’i tüm telaş ve sıkıntılarından sıyrılıp, harika bir gün hazırladığı için kutlamak lazım…

Mira’cım haftalardır midesini bulandırıncaya kadar eli ağzına sokup dolaşıyordu. Yine bu Pazar günü ise derdinin üstteki iki ön dişinin çıkmasından kaynaklı olduğunu farkettik. 4 Ocak tarihi itibarı ile toplam 4 incisi oldu 🙂

Veee Pazar gününün son sürprizi, Mira’cım ilk defa kendi kendine iki adım attı… Sadece iki adım hepsi o… 🙂 Emeklemek daha kolay geliyor 🙂

2008’in son, 2009’un ilk haftası diye yazmaya başlamış ama Pazar gününe gelinceye kadar pilim bitmişti… Hızlı başladık dedim ya… ne haftaydı ama 🙂

2008’in son – 2009’un ilk haftası

Bugün sabah 5 sularında kardeşlerim Amerika’ya döndüler ve bende son haftayı bir değerlendirme fırsatı buldum…

Yılbaşından hemen önce bebişlerimiz Selin, Mira, Arda, Çınar ve Yiğit yeniden buluştu. Buluşma hafta içi olduğu için, benim ofisten gelmem biraz zor oldu… Uzayan toplantıdan, benim başka bir toplantım daha var diye kaçtım ve gecikme ile de olsa sevgili Burcu ve sarı şekeri Arda’nın evlerine varabildik. İlk buluşmadan bu yana 1,5 ay geçti… Geçen buluşmamızda birbirlenin pek farkında değillerken, bu sefer birbirlerinin elinden oyuncakları kaparak, kapılan oyuncakların peşinden ağlayarak, hatta birbirlerinin üsünde başındakileri çekiştirerek iletişim kurdular. Çınar’ın annesi Sermin yine harika oyunlar ve şarkılar ile bizimkileri büyüledi… Bir daha ki buluşmayı daha yakın bir zamanda yapmak şart… Fotoğraf makinam evde kaldığı için cep telefonu ile yakaladığım kareler aşağıda 🙂

Yılbaşı günü, burnumun kenarında görünürde belli olmayan ama tüm gözlüklerimin eğri durmasına neden olan benimi estetik bir operasyon ile aldırdım. Doktorumun “emin misin bugün bu işi yapmak istediğine” diye ısrarlı yaklaşımına karşı son 2 yıldır ötelediğim bu işin 2008 ile birlikte aklımdan ve burnumdan çıkıp gitmesini istedim… Akşam ise 6 yıl sonra ilk defa tüm ailem bir arada bir fotoğrafımız oldu. Kardeşlerimin dünyanın öteki ucunda olması ve babamın rahatsızlığı göz önüne alınınca bir daha ne zaman böyle bir kare daha yakalayabiliriz bilmiyorum. Gelecek için hayıflanmayı bırakıp anının tadını çıkartalım… İşte itimiz ve kopuğumuz ile ailemiz bir arada 🙂

Yılbaşının ertesi günü, sakin ve huzurlu bir gündü.

Mira’cım hediyesini açtı…

Annesi, dayıları, yengesi ve babası ile oynadı…

Öğleden sonra, Kıvılcım’ın Çınar’ı ile benim Mira’mı organize etmeyi başarıp sonunda bir araya getirebildik… Çınar’ın yürümeye başlamış olması bizim kızı iyice gaza getirdi.

Cuma günü işyerinde öyle zor bir gündü ki… Haftasonuna girdiğimizde yeni bir yıla girmemizin üzerinden günler geçmiş gibi hissetmeye başlamıştım bile… Güzel bir hafta sonundan sonra ise haftalar haftalar geçmiş gibi hissediyorum. Hızlı mı geçecek bu sene ne? Umarım…