1. YaŞGüNü PaRtiSi

Geçtiğimiz Cumartesi – 14 Şubat’ta – Mira’mızın doğumgününü iki parti ile kutladık… Bu haftayı da fotoğraf albümlerimizi toparlamaya adadım.

İlki kutlamamız Mira’nın (ve benim) arkadaşlarımlaydı… Burcu-Arda (11,5 ay), Sermin-Çınar (11 ay), Sibel-Emre (13,5 ay), Çiğdem-Selin (12,5 ay), Görkem-Yiğit (11ay), Itır-Arda (8 ay), Kıvılcım-Çınar (14,5 ay), Yasemin-Karya (4 yaş), kızımın Elif, Sibel, Selen ablaları günümüzü güzelleştirdi. Tüm bebeklerimizi yine çok büyümüş gördüm. Ayrı ayrı anlatmayacağım, fotoğraflar yeteri kadar anlatıyor 🙂 Yanlız fotoğraflarda eksik olan Emre Alp’in Mira’ya su içirmesi olayı var ki bunun video kaydı mutlaka Çiğdem’den alınıp bloga eklenmeli… Bu arada Karya’dan özel olarak bahsetmem lazım. Karya; benim ortaokuldan bu yana en yakın arkadaşım Yasemin’in kızı, bizim ilk gözağrımız… Geçenlerde 4. yaşını kutladık. Karya, Mira’nın doğumgünü partisi boyunca en başta Mira olmak üzere tüm bebekler ile ilgilendi. Onlar ile oyunlar oynadı. Yasemin’e de söyleyemedim ama pek duygulandım. İnşallah Mira’cım da ileride senin gibi sevecen, tatlı bir abla olur…

İkinci kutlamamızı akşam aileler ile yaptık… Bizim için biraz yorucu oldu ama gündüz hepimizin bir arada olma ihtimali de yoktu. İlk konuklarımız gider gitmez Mira’cım uykuya daldı. Akşam kutlamasına dinlenmişti. Tüm ilgiyi üzerinde toplayan tek bebek olunca da keyfine diyecek söz kalmadı…

Doğum günü organizasyonu konusunda uzun uzun yazmam gerçekten aklımı toplamama ve ne yapacağıma karar vermeme çok yardımcı olmuştu… Sadece gelen kişilere vermek üzere minik birer armağan konusunda kararsız kalmıştım ki… Mira’nın doğumgününden bir gün önce gelen surpriz bir paket bu durumu değiştirdi. Pastacı Rapunsel‘imiz Mira’mız için bir kutu dolusu muhteşem kurabiye hazırlamış. Bizi çok çok mutlu etti Rapunsel 🙂 Tekrar ve tekrar teşekkürler 🙂 Ondan esinlendim… Bende kurabiyeler ile “mutlu yıllar mira” yazıp, 1 ve küçük kızlar şeklinde kurabiyeler yaptım. Rapunsel’inkilerin yanında tabi ki eciş büzüş duruyorlar.

Pasta konusuna gelince… Cumartesi gününün sevgiler günü olacağını akıl ederek pastamızı 4 gün öncesinden Kuki House’a sipariş verdik. Mira’nın bir kaç fotoğrafını gönderdim. Peçete/kağıt tabakların deseninin pastanın da üzerinde yer almasını ve bir de çilekli olmasını istedim. 🙂 Kuki’nin müdürü Erhan Bey çok yardımcıydı ve sonuçta gayet güzel oldu…

Kızımın ilk doğum günü konusundaki heyacanımı menüsüne de yansıtmasam olmazdı… Tanıyanlar bilir. Her gün yemek yapmasam da… özel günlerde arkadaşlarım dostlarım için sofra hazırlamaya, deneysel veya sadece terapi amaçlı olarak bir şeyler pişirmeye bayılırım.

Aslında özel bir kutlama için menü hazırlayacağım zaman genelde yemek kitaplarımı saatlerce kurcalardım. Bu sefer öyle olamadı. Yani keyifle oyalanabileceğim pek vakit yoktu… Sonuçta ağırlıklı takip ettiğim bloglardan denediğim tarifler ile çıktım yola…

Hafta içi panik yapmamak için menüyü bir hafta öncesinden belirledim. Evdeki eksik malzemeleri de önceki hafta sonu tamamladık. Tarifleri seçerken hemen hepsinin hamurunun pişirilmeden önce buzdolabında bekletilebilen, hatta ve hatta beklemesi gerekenler arasından seçtim. Annemin mutfak robotunu ödünç aldım. Hazırlıkları haftaiçi akşamları ufak ufak tamamlayabildik. Bu arada, eve meyva suyu sıkacağı, dondurma yapma  makinası, çikolata fondü şelalesi gibi aletleri alıp, bir mutfak robotu almamış olmamız ayrı bir ironidir ya… Mazeretimiz – ev küçük, koyacak yer yok… Ardında yatan gerçek – beğendiğim robota hala bütçem yetmiyor… Her neyse… mutfak robotu ile bu hamurların hazırlıkları 5 – 10 dakika gibi sürede tamamlanıyor. Gzö korkutacak bir şey yok yani…

Buraya kadar mükemmel işleyen planım cuma günü işten erken çıkamamam, daha beteri işimin benimle eve gelmesi sonucu patladı… Akşam olduğunda sadece Mira’nın 1 yaş kurabiyelerini pişirmiştim. Elimde bir sürü pişirilmesi gereken hamur ile kalakaldım. Neyse sonuçta fırınla beraber biraz fazla mesai yaptım. Fırın çalışırken de kurabiyeleri süsledim… Planda olmayan havuçlu ezmenin havucunu kavurdum… Cenk’in hafta içi şişirdiği balonları asmasına maydanoz oldum 🙂 Pişenlerin bir kısmını yedim derken… gece yarısına doğru işimi bitirdim. Sabah eklere krema doldurdum. Kıtır Çilek’i fırınladım…

Mira’nın Doğumgünü Parti Menüsü


Tuzlular…

Tatlılar…

  • Evcini’nden Zencefilli 1 Yaş kurabiyeleri
  • Cafe Fernando’dan Kıtır Çilek
  • Karamelli Mini Ekler (ilk eklerimi lisede falandım galiba annemlerin Sofra ansiklopedilerindeki tarifi ile yapmaya başlamıştım. Yıllardır yapmıyordum. bir kaç ay önce Ayşem öyle bir şu (puf) hamuru dosyası hazırlamıştı ki aklıma girdi. İçine yumurtalı bir pastacı kreması koydum. Üstünü ise çıtır karamel kapladım)
  • La Tartine Gourmande’den Fındıklı – Havuçlu Cupcake‘ler (Béa Lulu’yu doğurduktan 2 hafta sonra bunları yaptığına göre bende yaparım dedim ; Tabi benimkiler o kadar iyi gözükemedi 🙂 bir de bir daha yaparsam da fındık yerine ceviz koyacağım)

Mira’cım 1 yaşında :)

Geçen sene bugünler de… Mira’mı ilk defa görmüşüm. Koklamışım. Bir melek olsa ancak Mira gibi ışıldayabilirdi demişim.

Hala ilk günlerdeki gibi ışık saçıyor… Şimdi şimdi anlıyorum ki, herzaman da ışıldayacak. Onun bu ışıltısı beni hep herşeyden daha iyi, daha güçlü, daha mutlu, daha anlayışlı, daha sorumlu, daha olgun, daha affedici, daha huzurlu yapacak…

Düşündükçe mucizesi karşısında gözlerim doluyor… Hatta mutluluktan burnumun ucu sızlıyor…

İyi ki doğdun Mira’cım… iyi ki ben senin annen oldum…

Bebeklerde yüksek ateş üzerine…

Ortalık acayip bir virüs salgını var. Annemlerin apartmanında 45 dairenin 39u hasta… Önce kardeşim, ardından annem hastalandı. Cenk ile ben acil önlemler ile ayakta atlattık derken… Mira’cımın hafif burnu akmaya başladı. İki gece önce ise ateşi biraz yükseldi. Yine bir nezle atlatıyoruz, daha tecrübeliyiz diye düşündük. Ertesi sabah iyiydi, işe gittim.

2 saat sonra Hatice’nin “Mira’nın ateşi yine 39.1°C yi buldu” diye aramasıyla soluğu evde aldım. Kendimizi kurtarıp Mira’cım için yeteri kadar önlem alamadığım için kendimi çok suçlu hissettim. Eve geldiğimde Ibufen’nin etkisi ile ateşi düşmüş keyfi yerindeydi. Ama yemek yemeyi red ediyor, sadece emmek istiyordu. Birbirimize yapışık geçirdik günü… Akşam yine ateşi yükseldi. Arada verilen Ibufen, ıslak havlu kompresleri eşliğinde sık sık emen Mira’cım ile o geceyi de yapışık tamamladık.

Dün sabah ateşi düşmüştü. Ancak kuru bir öksürük başlamıştı. Derken Hatice de boru gibi bir sesle aradı. O da salgından nasibine düşeni almış… Bu arada Mira’cım hala anne sütü dışında tek bir lokma yemeyi bile hala kabul etmeyince, doktorumuz Levent Beyi aradım. Öğleden sonra muayenehanesindeydik. Mira’nın Levent beyi görünce hastalığından eser kalmadı 🙂 dediğine göre hafif atlatmış Mira’cım… Yemek konusunda “Israr etmeyin… Bizler de hastayken, önümüze en sevdiğimiz yemek bile konulsa canımız çekmez ya… öyle düşünün. Sizinle sofrada otursun yine önüne alabileceği yiyecekler koyun. İsterse kendisi yesin. Kaşıkla ısrarınıza tepki verecektir.” dedi.

Biz anne baba olarak ne kadar beceriksizsek, neyse ki Mira bebek olarak o derece dayanıklı… Şimdi yanımda höynk höynk diye horlayarak uyuyan Mira’cımı gördükçe böyle olduğuna şükrediyorum.

Mira doğduğundan beri, Cenk ile ikimizin de tıkanıp kaldığı bir konuydu ateşinin yükselmesi… Birimiz Mira’nın ateşi mi var acaba diye bir soru atıyor oraya… Bir bakıyoruz elimizde kulak termometresi deli gibi Mira’nın ve kalibrasyon amaçlı olarak da kendimizin ateşini ölçmeye başlıyoruz… Oysa altıncı hastalık dönemimizde Levent bey’e gittiğimizde çok sık ölçüm yapmamızın gerekli olmadığına bizi ikna etmişti 🙂 Kulaktan ateş ölçerlerin, bu yaş bebekler için çok pratik olmadığını ama ölçümü bu tip bir termometre ile alıyorsak 0.5°C düşürmemiz gerektiğini söyleyip bizi sakinleştirmişti. Bu gidişimizde de tekrarladı anlattıklarını…

Mira’nın her ateşi çıktığında kendimi babycenter.com’daki “0 – 12 ay bebeklerde yüksek ateş” başlıklı yazıyı açıp okurken buluyorum. Levent beyin anlattıklarının da bir özeti gibi bu yazı… Aslında basit olup ama ateşli bir bebek ile boğuşurken aklıma doluşan bir çok soruma cevap bulduğum yazıdan bu sefer notlar çıkarttım. Burada da yer almasının iyi olacağına karar verdim. En azından bundan sonra açar kendi notlarımı okurum 🙂

Bebeğimin ateşi olduğunu nasıl söyleyebilirim?

Bebeğinizin alnını öpün, normalden daha sıcak ise büyük ihtimal ile ateşi olabilir. Bebeğin ateşinin olması vücudunun savunma mekanizmasını tetikleme görevi görmektedir. Sağlıklı bebeklerin ateşi 36°C – 38°C aralığında değişmektedir. Bebeğinizin ateşi 38°C’nin üzerinde ise ateşi vardır. (önceleri sınır 37°C’nin üzeriymiş)

Ne zaman doktoru aramalıyım, ne zaman doktora götürmeliyim?

Bu konuda en iyi kararı siz verirsiniz. Bebeğinizin hasta olabileceğini düşünüyorsanız, ateşi ne olursa olsun doktorunuzu arayın. Ateşin yüksek olması hastalığın ciddiyeti konusunda tek kriter değil. Bebeğinizin yaşı ve genel davranışları önemli faktörler. 3 aylıktan küçük bebeklerde ateş çok çok önemli… Yüksek ateşine rağmen bebeğiniz yemek yemeye, oynamaya devam ediyorsa bu iyi bir şey…

Bu arada tüm insanların vücut sıcaklıklarının öğleden sonra ve akşam üzerleri yükseldiğini, gece yarısı ve sabah erken saatlerde ise daha düşük olduğunu göz önünde bulundurmak gerekyormuş.

Genellikle;

  • Bebeğiniz 3 aylıktan küçükse ve ateşi 38°Cnin üzerindeyse,
  • Bebeğiniz 3 – 6 ay arasında ve ateşi 38,5°Cnin üzerindeyse,
  • Bebeğiniz 6 aydan büyük ve ateşi 39,4°Cnin üzerindeyse,

doktorunuzu aramanız öneriliyor.

Doktorunuzu aradığınızda size başka belirtiler ile ilgili soruları da olacaktır. En önemlisi bebeğinizin genel hareketleri ve nasıl göründüğü… İştahı yerinde mi? – Enerjik mi? – Rengi soluk veya kırmızı mı? – Davranışlarında veya görünüşünde farklılıklar var mı? Burun akıntısı, kusma, ishal, kulağının ağrıdığına dair işaretler var mı?

Aşağıdaki belirtiler var ise durum daha ciddi olabilir…

  • Vücudunda kırmızı – mor döküntüler var ise… Bu döküntülere bastırdığınızda beyaza dönüşmüyorsa… Bakteriyal bir enfeksiyon belirtisi olabilir…
  • Burnunu temizlemenize rağmen soluk alıp vermekte güçlük çekiyorsa zatüree veya bronşiyolit olabilir…

Eğer bebeğiniz 3 aydan küçük ise doktorunuz hemen görmek isteyecektir. 3 aydan büyük, genel durumu iyi, yemek yemesi ve sıvı alımı normal ve ateşi uygun ateş düşürücüler ile 38,9°C nin altında ise 24 saat sonra görmek isteyebilir. Çünkü ateş bir çok hastalığın ön belirtisi olarak ortaya çıkıyor.

Ateş düşürücüler… Peki ateş enfeksiyonlara karşı bir savunma mekanizması ise ateşi düşürmeye çalışmak iyi bir fikir mi?

Vücut sıcaklığı yükseldiği zaman, kandaki beyaz hücre ve antikor sayıları artıyormuş. Yani vücut kendini enfeksiyonlar ile savaşmak üzere hazırlıyormuş. Ancak bebeğinizin ateşi; yemesini, içmesini, uyumasını engelleyecek kadar yüksek ise iyileşmesini geçiktirecektir.

Eğer bebeğinizin ateşi çok yüksek değilse ve genel durumu da iyiyse, hemen ateş düşürücü vermeye gerek yok. Susuz kalmasını önlemek üzere bol bol emzirin veya mama takviye edin. Fazla giydirmeyin veya uyurken sarıp sarmalamayın. Ilık bir banyo yaptırabilirsiniz veya ıslak sünger ile silebilirsiniz. Kesinlikle alkol ile ovmayın. Alkol derisi tarafından emilebiliyor veya önce çok hızlı soğumasına daha sonra ise hızla ateşinin tekrar artmasına yol açabiliyor.

Bebek ve küçük çocuklarınızın ateşini düşürmek için kesinlikle ASPİRİN vermeyin. Aspirin, çok nadir görülen Reye’s Sendromuna yol açabiliyormuş. Bu sendrom önce karaciğer yetmezliği ile başlıyor. Vücuttan zararlı maddelerin atılmasını sağlayan karaciğer görevini yapamadığı için de bu zararlı maddeler beyin dokusunda ölümcül tahribatlara neden oluyor.

Eyvah… bebeğim havale geçirirse ne yapmalıyım?

Hızla yükselen ateş bazı bebeklerde ve küçük çocuklarda havaleye yol açabiliyormuş. Doktorumuz Levent Bey bu konuda aile öyküsünün çok önemli olduğunu her seferinde vurguluyor. Ailede daha önce ateşli havale öyküsü var ise dikkat edilmeliymiş. Havale geçiren bir bebek bilincini kaybeder, salya çıkartabilir veya kusabilirmiş. Havale nöbeti bir kaç dakika sürermiş ve büyük çoğunluğu zararsızmış. Tabi bunu bilmek bile insanın içini rahatlatmaz, korkusunu azaltmaz…  Havale geçiren bebeğin üzerindeki kıyafetler gevşetilmeli, nefes borusunun açıklığını sağlamak için yüzüstü veya yan yatırılmalı, kesinlikle ağzına bir cisim sokulmamalıymış.

Önemli Not: Ben bie sağlık uzmanı değilim. Anlattıklarım sadece kişisel deneyimlerim ve okuduklarımdan kendi adıma çıkarttığım notlardır…

Here I go…

Yine önemli bir dönüm noktasındayız… Başını kontrol ediyor, dönebiliyor, oturuyor, yuvarlanıyor, emekliyor, sıralıyor derken Mira’cım bu aralar yanlız adımlamaya da başladı. Ama çoğu zaman kendini garantiye alıyor ve emeklemeyi tercih ediyor. Ne de olsa yürürken acemi ama emeklerken tam bir profesyonel…

Bu gelişim mucizesi karşısında bir yanım sevince boğulurken, diğer yanım pek bir hüzünleniyor. Bebeğimizin bir an önce büyümesini – bağımsız olmasını istiyorum. Ama bir yanım da hala bencil, söz dinletemiyorum… Keşke arada zamanı ileri geri sarabilmenin bir yolu olsa 🙂 Özlediğimiz anlara istediğimiz zaman tekrar dönebilsek… Bu mümkün değil ama geçen günleri kayıt altına almalı… İşte bunu biraz olsun yapabildiğim için mutluyum.

Here I go again on my own
Goin down the only road Ive ever known,
Like a hobo I was born to walk alone… 😀

Yürüme ve emekleme konusunda biraz da teknik bilgi vereyim…

Ani bebek ölümü sendromuna karşı 1994 yılında başlatılan “Back to Sleep – Sırtüstü uyku” kampanyası sonrası, bebeklerin çoğunun geç emeklediği veya emekleme sürecini tamamen atladıkları gözlemlenmiş.

Genellikle ilk adımlarını 9 ila 12. ayları arasında atmaya başlayan bebeklerin tam anlamıyla yürümeleri 14 – 15 aylık olmalarını buluyor. Bu süre içinde bebeğiniz yürümeye başlamadıysa hemen panik olmayın. Mükemmel derecede normal bir çok çocuk 16 – 17 aylıkken yürümeye başlayabiliyormuş.

Daha fazlası için bakınız…
Developmental milestones: Crawling
Developmental milestone: Walking

B.E.Ö. – Gölgemi görüyor musun?


Gerekli Malzemeler…

  • karanlık bir ortam
    normalde havanın bu kadar erken kararmasından nefret ederdim ama bu etkinlik için çok faydalı oldu
  • Bir el feneri
  • Bir sepet dolusu eşya
    – biz Mira’nın oyuncaklarının yanısıra mutfaktan kepçe, kevgir, spagetti servisi, çay süzgeci ve salondan bir kaç obje kullandık.
  • masa örtüsü ve sandalyeler ile derme çatma bir çadır
    – aslında illa çadır kurmak illa gerekli değil… Ancak Mira son günlerde masa, sandalye, sehpaların altında girerek oynamaya bayıldığı için onun dikkatini toplayarak sabit tutabilmek için iyi bir yol olacağını düşündüm. İşe yaradı da…

Yemekten sonra, Mira babası ile birlikte hazırladığımız sepet içindekileri aydınlık bir ortamda odasında incelerken, ben 5 dakikada salonun ortasına bir çadır kurdum. Yavaş yavaş evin bütün ışıklarını kapattım. El fenerini açtım. Son olarak Cenk, Mira’nın odasının ışığını da kapattı. Mira önce neler oluyor burada diye tepki verse de hemen kapısındaki fener ışığına doğru emekleyerek ilerledi. El fenerini keyifle takip ederek çadırın içine kadar geldi. Biraz önce aydınlıkta incelediği oyuncakların burada olduğunu görünce ise iyice keyfi yerine geldi.

İlk başta gölgelerinden daha çok, el feneri önündeki cisimlerin kendilerine ilgi gösterse de… bir süre sonra fenere yakınlaşıp uzaklaştırdığım objelerin, çadır duvarlarında büyüyen küçülen gölgelerini fark etmeye başladı. Özellikle kevgir ve süzgecin gölgeleri onun için en dikkat çekicileri oldu. Hatta kevgirin gölgesinin ilk farkettiği gölge olduğunu da belirtmem lazım. Sonuna doğru bir elini fenerin önüne tutup, diğer eli ile duvara yansıyan gölgesini göstermesi beni şaşırttı.

Mira ile çadırın içinde 30 dakika kadar vakit geçirdik. Aktivitenin gerçekten amacına ulaşabilmesi için ara ara tekrarlamaya karar verdim.

Çadırın ve etrafın karanlık olması, aynı anda el feneri ve fotoğraf makinasını tutamadığım için çok net detaylı fotoğraf yok… Ancak çektiklerim yeteri kadar fikir verir sanırım.

Birinci yaşgünü organizasyonu

Avusturya’ya gitmeden önce Mira’nın doktor kontrolü vardı. Hastaneden çıkarken 5 günlük mini minicik bir kız bebek – Özüm – ile burun buruna geldik. Annesi Mira’ya, ben Özüm’e bakakaldık. Özüm’ü görünce, geçen bir yılın hızını bir kere daha farkettim. Her anının çok güzel olduğunu, göz açıp kapayıncaya kadar geçtiğini söyledim. Keşke arada dönüp tekrar yaşama şansımız olsa dedim. Bana da aynı şeyi söylemişlerdi ama o zaman o kadar uzak gelmişti ki bebeğim 1 yaşında demek… Özüm’ün annesine de öyle geldi biliyorum.

Bugün hala “yeni bebeğim oldu” diye hissetsem de… Hatta hala sağda solda ağzımdan “yeni bebeğim oldu benim” diye cümleler dökülse de… Mira’cım 1. yaşını bitirmek üzere ve birinci yaşını nasıl kutlayacağımıza dair düşünceler aklımda dolanmakta. Döner dönmez, seyahat notlarından önce, birinci yaşgünü organizasyonu ile ilgili notlarımı topladım. Böylece hem aklımı topladım, hem de küçük bir iş planı da ortaya çıkmış oldu.

Yer ?
Bana göre ilk doğum günü için en uygun yer; bebeklerin kendilerini en güvende hissettikleri, en huzurlu oldukları yer… Yani kendi evleri… Hele ki 1 yaşına yeni giren bebeğimiz, yürümüyorsa veya bir kaç adım sonrasında emeklemeyi tercih ediyorsa bence en rahatı bir ev ortamında olmak olacaktır.

Saat ?
Kilit nokta bebeğin uyku saatleri… Biz Mira için iki uyku arasına bir parti programı üzerine konuşuyorduk ki Mira son bir haftadır gündüz tek ve uzun bir uykuyu tercih etmeye başladı. Şimdilerde öğle uykusundan sonra başlayacak ama hava kararmadan önce bitecek bir program aklımıza yatmış durumda…

Davetliler ?
Bazı bebekler bir yaşına yaklaşırken yabancılardan tedirgin olma davranışları sergileyebilirmiş. Bizim Mira’da böyle bir davranış değişimi henüz gözlemlemedim. Aslında ilk doğum gününde de mutluluğumuzu bütün sevdiklerimiz ile paylaşmak istiyorum. Ancak davetli listemize gönlümüzün değil, parti mekanımızın yani evimizin kapasitesine göre karar vermek zorundayız. Mira’nın oyun arkadaşları… Çok yakın bir kaç arkadaş… Yakın bir kaç akraba… listeyi bir yapalım olmadı iki ayrı kutlama günü organize ederiz 😉

Kıyafet ?
Ne giydireceğimizi önceden deneyelim. 40. gün mevlütü için Mira’ya özen bezene bir elbise giydirmek istemiştik. Keten yumuşak cici bir şeydi… Ama Mira’cım kıyameti kopartmıştı. Yerine giydirmek istediklerim de kirliydi. Mira’dan sonra içimden acayip bir kokoş çıkmaya başladı. Mira’cım yürümeye başlayınca şunlardan bir tane bulmak veya yapmak lazım… Daha fazlasına buyrun buradan da bakın… Bu arada… birinci doğum günü için özel bir mama önlüğü aradım, henüz bulamadım. o gün giydireceğim bir önlüğü sandıkta saklamak çok hoş olur.

Pasta ?
Şeker hamuru ile dekore edilen pastalar masada harika duruyor. Bebişlerin bile ilgisini çekiyor… Fotoğraflarda harika çıkıyor… Ancak bana göre burada önemli bir nokta var. Şeker hamuru şekillendirilirken, elde bol bol mıncıklanması gerekiyor. İşte burada nedense hijyenik kaygılarım devreye giriyor. Bana göre pastayı nerede, kimin yaptığı çok önemli. Kendi pastanı yapmak en güzeli ama şimdi oturup şeker hamuru yapmayı öğrenecek halim yok… Sadece bilmediğim, güvenmediğim yerlerden şeker hamuru kaplı pastalar almam. Hoş bugüne kadar hiç şeker hamuru kaplı bir pasta almışlığım da yok… (geçen doğum günü pastamı saymıyorum, o hediye geldi)

Ankara butik pasta siparişi alan iki arkadaş kendi pasta evlerini açtı.
Banu’dan Karamela
Hilal mah. 4 cad. 677 sok No:44/A Çankaya Tel:4404446
Aslı’dan Tarçın’nın Mutfağı
Uğur Mumcu Cad. Kızkulesi Sok. 34/A GOP Tel:4375141
İstanbul’lulara ise şu üstteki muzur ifadeli peri kızının yaratıcısı Pastacı Rapunsel‘i adres göstereceğim. Keşke bu pastaları kırılmadan kargolamanın bir yolu olsa…

Pasta mevzuunu kapatmadan bir önemli not daha ekleyeyim… Bebeğimizin birinci yaşgünü şerefine kooocaman değil, davetli sayımıza uygun bir pasta siparişi verelim 🙂

Menü ?
Servisi kolay küçük porsiyonlanmış yiyecekler… elle yenilebilecek minik atıştırmalıklar… Ne de olsa bebeklerin peşindeyken kimsenin şöyle dolu dolu bir tabak yeme şansı pek yok… bari büfenin yanından gelip geçerken bir iki lokma yenilebilsin 🙂

Öte yandan tırtıldan şempanzeye geçiş döneminde olan bebişlerimizin de tadına bakabileceği bir kaç atıştırmalık üzerine de çalışılabilinir. Mira ağzındaki toplam 4 diş ile Maşallah her şeyi çiğnemeye pek meraklı.. meyve ve haşlanmış sebze şişleri… minik peynir küpleri… yoğurtlu havuçlu – kabaklı kanepeler… gibi alternatifler yapabiliriz…

Süslemeler ?
Doğumgünü partisinin teması bebeğimiz veya bebek konuklarımız için pek önemli olamayabilir. Ancak bence her zaman bizim hafızamızda ve fotoğraf albümlerimizde yer alacaktır. Masa örtüsünden, bardağına, peçetesine kadar hazır parti setleri bulmak da mümkün… Ben kağıt tabaklar, onlara uyumlu peçeteler ve biraz balon ile süsleyerek ortamı parti havasına sokmaya çalışacağım sanırım…
Bazı arkadaşlarım bebeklerinin bir yıl boyunca çekilmiş fotoğraflarından bir slayt gösterisi hazırlayıp, parti boyunca televizyon ekranlarından göstermişlerdi. Güzel gözükmüştü ama bizim televizyonun genel alanlardan uzaklığını göz önüne alarak böyle bir organizasyona kalkışmayacağım.
Parti Dünyası ve Parti Paketi adreslerinden parti setleri, kağıt tabak ve peçete online olarak temin edilebilinir.
Ankara’lı arkadaşlar… Parti malzemeleri konusunda Dikmen’de bulunan Euroflora‘dan çok uygun fiyatlara harika malzeme ve fikirler alabilirsiniz. Esat’ta bulunan Crown Balon‘nun ise balon fiyatları bile çok pahalı ama sanırım uçan balon yaptırmak için halen en uygun adres….

Aktiviteler ?
İlk oyun grubu buluşmalarımızda, Sermin‘in harika parmak – el oyunları ve şarkıları ile bebişlerimizin hepsi büyülenmiş gibi kalsalar da… Son buluşmamızda iyice hareketlenmiş bebeklerimizin önceliğinin artık etrafı mobil olarak keşfetmek olduğunu farkettim. 1 yaşındaki bir bebeği bile bir süre sabit tutup, dikkatini toplayacak aktivite bulma zorluğu çekerken, bir grup 1 yaşındaki bebeğin ilgisini aynı anda toplayacak bir fikir bulamadım. Öte yandan partiye katılan yetişkenler için, ileride hoş birer anı olarak saklanabilecek harika fikirler çıktı karşıma…

Bebeğimin 1. Yaş Portresi… Konuklara biraz renkli kalem, kağıt ve üzerinde çizebilecekleri sert bir zemin sağlanır. Kimseden sanatsal bir yetenek beklenmez 🙂 Çöp adam da kabuldür… “Başla” anonsu ile konuklara bebeğin portresini çizmek için 30sn. verilir. Zaman dolduğunda herkes kendi çizimini, saat yönünde bir yanındankine uzatır. İkinci bir 30sn. tutulur. Bir kaç turdan sonra çizimler oldukça eğlenceli hale gelmeye başlıyormuş. Partiden sonra elimizde olan çizimlerden bir kolaj yapılabilir ve çerçevelenip saklanabilinir.

Bizim için çok özelsin… Bebeğimizin 1. yaşına ait bir fotoğrafı kenarlarını genişçe bırakacak şekilde bir kartona yapıştıralım. Resmi bir masanın üzerine yanına biraz renkli kalem koyarak yerleştirelim. Gelen konuklardan, fotoğrafın kenarlarına doğum günü bebeğimiz için birer mesaj yazmasını isteyelim. Partiden sonra çerçeveleyip odasına asabiliriz.

Bebeğim ve konukları… Bir masaya kartondan kesilmiş boş çerçeveler, renkli kalemler ve çıkartmalar hazırlanır. Gelen konuklardan birer çerçeve dekore etmeleri istenir. Konuk ve bebeğinizin birlikte bir fotoğrafı çekilerek, partiden sonra bu çerçevenin içerisine yerleştirilir.

Zaman Kapsülü – Mesaj Kutusu… Partiden önce bir kutu süsleyebilir. Aile ve arkadaşlardan, bebeğinizin büyünce okuyabilmesi için notlar yazarak kutuya koymalarını isteyebilirsiniz. Hatta uzaktaki arkadaş ve akrabalarınız da notlarını posta ile gönderebilirler. Yıllar sonra açıkdığında hoş bir sürpriz olacaktır.

Bebeğimin el ve ayak izleri… Bu fikiri en son kuzen Tuna’nın doğum gününde gerçekleştirmişler. Doğum gününden bir gün önce kraft bir kağıdı Tuna elleri ile boyamış. Yemekten sonra masanın üzerine serilmiş. Herkes Tuna’nın doğum günü ile ilgili dileklerini keçe kalemler ile yazmış…

Hediyeler ?
Üzerinde düşündüğüm birinci nokta bebeğimin hediyesi… Gördüğüm kadarı ile ilk doğum gününde bebişlere bir sürü oyuncak ve kıyafet hediye geliyor. Bebeğimiz için kimin ne aldığının bir önemi yok ama ben düşünmeden edemiyorum… Annesi ve babası… ilk doğum günü hediyesi olarak ne yapacağız?

1) Kendi hediyemizi kendimiz yapabiliriz… Ben bir süreden beri Mira’ya bir doğum günü hediyesi hazırlamak için elimde tığ haldır huldur örüyorum geceleri. Son aşamada babasının katkıları olacak projemize… Bitirince buradan paylaşacağım. Şimdi farketmezse bile, yıllar sonra bu oyuncağa veya fotoğraflarına bakıp, annem ile babam benim için yapmışlar desin istiyorum. El yapımı bebek hediyeleri konusunda Kitubi’nin şu ve bu yazılarına da bakınız…

2) Özgün bir hediye alabiliriz… Ankara’lılar için bir öneri… 365 Alışveriş Merkezinde SMYK mağazasında kişiye özel peluş oyuncaklar yapılıyor. Önce içi boş ayı, kuzu, tavşan, kurbağa vs. istediğiniz oyuncağı seçiyorsunuz. İçini dolduruyorlar, minik bir kalp ekliyorlar. Hatta kalbin yanına, bir de kendi ses kaydınızı yaptığınız, sarıldığında çalışacak bir aparat ekletebiliyorsunuz. Dikiyorlar. Oyuncağa bir isim veriyorsunuz, bir de doğum belgesi hazırlanıyor. Zengin kıyafet kolleksiyonundan oyuncağınız için giysiler seçiyorsunuz. Çok güzel bir kutu ile size evinize götürüyorsunuz. Bence her yaşta çocuk için çok güzel bir hediye…

3) Geleceğe yatırım yapabiliriz… İlk doğum günü şerefine bir yatırım hesabı açabiliriz veya köklü bir kuruluşun bir LOT hisse senedini alabiliriz. Belki anneanne, babaanne, dedelerini de bu projeye dahil ederiz. Şu an için pek duygusal bir proje gibi gözükmese de dişe dokunur bir süre sonra (15 – 20 yıl mesela) hoş bir şey olacaktır.

Hediyeler konusunda aklıma gelen ikinci nokta… Bizimle bugünü paylaşan konuklara gülümseten birer anı vermek. Bu konuda biz ne yapacağımıza karar vermedik ama gördüklerimden bir kaç örnek vereyim.

1) Kavanoz mama tüketiyorsanız… Mama kavanozları biriktiriliyor. İçlerine şeker dolduruluyor. Kavanoz kapağının altından bir kurdela bağlanıyor. Gelen konuklara sevimli bir hediye oluyor. Bebeğimin geçen sene yediği mamalardı diye gelenler ile paylaşabilirsiniz.

2) Fotoğraf Magnetler… Bir ara Ofis 1’te Avery’nin Magnet tabakaları satılıyordu. Bebeğimin bir fotoğrafını magnet haline dönüştürmek çok şirin bir hediye olabilir.

3) Kurabiye mi yapsak acaba?

Fotoğraf Çekimi?
Mira’nın 40’ında okuttuğumuz mevlütten elimde hiç bir kayıt olmaması aklıma geldikçe içime oturan bir durumdur. Bu işi de mutlaka önceden planlamalı… Fotoğraf makinası ve kamera için piller şarjlı, hafıza kartları boşaltırmış olmalı… Doğum gününde bu işlerden sorumlu olacak bir kişi görevlendirilmeli 🙂 Gelen konukların da çektiği kayıtlardan edinilmeli…

Başka Başka ?
Plan program konusunda esnek olalım… planlara uyamazsak da hiç bir şeyden stress olmayalım… her koşulda günün tadını çıkartalım…

Organize işler söz konusu olunca kafamda kırk tilki dolaşır… kırkının da kuyruğu birbirine değmez… biraz da çenem düşer 🙂 Lütfen beni yanlız bırakmayın. Sizlerin de bu konuda önerilerinizi, tecrübelerinizi, fikirlerinizi, yorumlarınızı çok merak ediyorum…

Yolcudur Abbas Bağlasan Durmaz…

Yarın sabah 5’te yine düşüyoruz yollara… İlk durak Zurih üzerinden Avusturya – St.Christoph… Oradan da Viyana yolcusuyuz… 1 hafta yokuz…

Bilenler biliyor… (bilmeyenler buyrun bakın) Mira ile seyahat konusunda çok tecrübeliyiz. Daha miniminacık bebekken bile az uz yol yapmadık. Ancak şu ara Mira’cım toddler ile tırtıl arası bir dönem yaşadığından olsa gerek… Biraz tedirginim. Özellikle St.Christoph’da ne yapabilecekleri konusunda… Ben toplantıdayken, babası ile odaya tıkınıp kalmalarını istemiyorum. Ama ne yapabilirler ki bir kayak merkezinde… gidecez görecez… ama var ise bir öneriniz paylaşırsanız seviniriz…

Bu arada kara kışa gidiyoruz diye anneannesi duramadı, şu yandaki havalı şapkayı ördü Mira Hanım’a… Annem dün Mira’nın bir tane bile yün kazağı olmadığını keşfedince, bugün sabah 4,5 ta kalkıp bir kazak daha örmüş 🙂 Arkamız sağlam 🙂

Çok Kolay Ev Ekmeği

“Mira’cım yemek yemiyor… ben de elimde kaşık kıvranıp duruyorum…” diye pek bir hayıflanıyordum. Eline bir şeyler verip oyalayınca bir iki kaşık yedirebiliyordum. Sonunda o iki kaşığı yesin diye peşinde koşmaktan tamamen yıldım. Mira’da bunu bekliyormuş. 4 elle saldırdı kendi kendini beslemeye… Kaşığı elime alayım veya kaşıkla yiyeyim diye bir hevesi hiç yok.

Tabi özgür ruhlu cadımın yemek yerken etrafının temiz kalabilmesi için masaya yapışan tabak, sandalyesi altına örtü falan fayda etmiyor. Ben de her defasında süpürgeyi çıkartmaya üşendiğim için pis pis oturuyorduk ki annemin yaptığı baskılara dayanamadım. Bir şarjlı süpürge arayışına giriştim. FAKİR’in kedi köpek kılına bile deva olan bir modelini gözüme kestirdim. hepsiburada.com’da indirime girdiğini görünce hemen bir tane sipariş verdim. Artık pirupak oturabileceğiz 🙂

Geçenlerde Tijen İnaltong’un ev ekmeği gibi olamaz yazısını okuduktan sonra aklıma takıldı. Ne zamandır evde ekmek yapmıyordum. Oysa Mira’cım kemirebildiği yiyeceklere pek bir bayılıyor ve mis gibi ev ekmeğinden güzel kemirilecek bir şey olamaz ki…

Bir kaç sene önce Arman Kırım’ın yazılarından sonra evde ekmek yapma işine bayağı takmıştım. Arman Hoca NY Times’da okuduğu bir yazıyı paylaşmış ve Jim Lahey isimili bir fırıncının tarifi ile evde ekmek yapma işini çok kolay ama profesyonel bir sonuç ile nasıl yapabileceğimizi ballandıra ballandıra anlatmıştı. Bir başka yoğurulmayan ekmek tarifini Portakal Ağacı‘nın da yaptığını görünce daha fazla beklemeyeyim dedim.

Ben her zamanki gibi Arman Hoca’nın verdiği tarifi kullandım. Un, tuz, maya, suyu bir kaşık ile karıştırıp, üstü kapalı bir kenarda 20 saat unutuyorsunuz. Hamurun cıvık olması hiç aldatmasın sizi… her defasında muhteşem oluyor. Kapaklı bir kapta pişmesi işin püf noktası…

Yanlız bu ekmek yapışımda zihni sinir bir proje gerçekleştirdim. Hamuru top gibi yapıp 2 saat bekletmeden hemen önce… yarısını yeni aldığım silikon küçük dikdörtgenli kek kalıbına paylaştırdım. Son iki saati beklettim. Bu kek kalıbını içine koyabileceğim kapaklı bir borcamı fırında ısıttım. Silikon kek kalıbını sıcak borcamın içine koydum ve kapağını da kapattım. Ekmeklerim daha küçük olduğu için pişirme süresini biraz daha kısa tuttum. (20 dakika kapalı + 15 dakika açık kapak)

Böylece yuvarlak bir somun ekmeğin yanında minik minik ekmeklerimiz de oldu… Bunlar ile Mira dişini kaşıyor. Ben de minik sandviçler yapıyorum…

Aslında bu ara yazacak çok şeyim var ama hiç vaktim yok… Kısa kısa notlar alıyorum. Bir fırsat yaratıp… 2008’den kalan sobelerime cevap… Organizasyon işlerinde çalışan bir profesyonel olarak, birinci yaş doğum günü kutlamaları üzerine bir yazı… Oyuncak seçimlerimiz üzerine bir yazı… yazabilmek için kıvranıyorum.