Yılsonu aktiviteleri…

2010 biterken ne diyeceğimi bilemiyorum. Başlarken çok bir şey beklemiyordum. 2010 iyimiydi mi? Kötü müydü? Sadece tuhaf bir yıl oldu diyeyim 🙂 Artık 2011’i ve bize getireceği oğlumuzu bekliyoruz… – sahi oğlumuz olacağını da yazmamıştım değil mi? kısa zamanda bir hamilelik durum değerlendirmesi yapsam iyi olacak 🙂 – Aralık ayını karla bütünleştiren aklımın bir oyunu mu; bilmiyorum ama kesinlikle krismısıydı/yılsonuydu/yılbaşıydı hiçbir havaya girememiş bulunmaktayım. Neyseki yıl bitmeden aklım başıma geldi… İlk sebebimiz malum; okulundaki yeniyıl ruhunu her fırsatta eve taşıyan ve dün sabah gözünü açar açmaz…
– annnneee noel babanın vediği kırmızı oyuncak baston değil şekermiş… biliyomusun, beni kandırmıştın… ama noel baba yine gelince ben o şekeri yiyebilir miyim?
…diye taaaa geçen krismas Amerika’da ailesi yemek yemekte olan bir noel babanın kendisine verdiği şekeri ve benim yememesi için yaptığım numarayı kafama kakan tatlı cadım Mira’m… İkinci sebebim ise sürpriz oldu… dışarıda parlayan güneşe inat, eve giren büyülü Bir Kar Masalı…

Üç güzel insan; Nurturia’da buluştu, bir hayal kurdu… Biri yazdıBiri çizdiBiri uyguladı… Çocuklarımıza çok keyifli bir yılbaşı hediyesi yaptılar. Ucundan kıyısından biliyorduk ama onca işlerinin güçlerinin arasında böylesi bir çalışma da beklemiyordum.

Pek yakında IPhone için uygulaması da çıkacak, böylece ilk defa IPhone’da Türkçe içerikli bir masal uygulaması olacak…

Kitabı okumak için: BİR KAR MASALI e-kitap
Kitabın fan sayfası için: BİR KAR MASALI Facebook Fan sayfası

Aralık ayında Mira’nın, okulda kar, kış, soğuk, yeniyıl, krismas ruhuna yakışır aktiviteler ile vakit geçirdiği belli oluyordu. Ruhsuzluğumuzdan müzdarip bizim olmadığımız bir akşam Hatice’ye ağacı kurmayı teklif etmiş; kurup, süslemişler. Benim onu şaşırtmam gerekirken, ışıldayan ağaçla o beni şaşırttı 🙂 Peşimi bırakmadı… Yıldızlar kırpalım mı anne? Babaanneme, dayıma, anneanneme, amcama, halama, büyük anneanneme, hebele, hübele hediye yapalım anne? Yılbaşı ağacımıza süs yapalım anne? şeklinde tacizlerine istikrarlı bir şekilde devam etti.

Ben katlamasına yardım ettim, o yıldızları kırptı; camlarımıza kar taneleri kondu… Kozalakları boyadı, üzerlerine pomponlar yapıştırdı; herkese hediye oldular… Amaçsızca biriktirip durduğum tuvalet kağıdı rulolarından da birlikte ağacımıza süs yaptık. Mira sayesinde yılbaşı havası bizim eve de girdi … bir de kurabiye kokusu yakıştı bu havaya… ama onun tarifini de bir sonraki yazıda vereyim bari 🙂

B.E.Ö. Doğadaki Dönüşüm – Fasulye Çadırı

Bahçeye Mira için bir oyun evi yapma fikrimiz hep vardı. Bu sene en kolayından küçük bir kızılderili çadırı ile işe başladık. Çadırımızın sopalarını hazırladığımız noktada ise Artful Parent‘tan aldığımız ani ilham ile çadırı kumaş yerine fasulye ile kaplamaya karar verdik. Mira fasulyelerini dikti… suladı… topraktan çıkışlarını izledi… yavaş yavaş büyümesine şahit oldu… Sonunda içine girip oturabileceği küçük bir çadırı oldu.

Şimdi yavaş yavaş fasulyelerinin ürün vermesini izliyor. Çiçek açtılar. Pek yakında yemek için fasulyelerini toplanabilecek.

Kış yaklaştıkça, ürün vermesinin bitmesine, yavaş yavaş yapraklarını dökerek fasulye bitkisinin kurumasına da şahit olacak. Bitkiyi sökeceğiz ve çadırı gelecek seneki ekim için hazırlayacağız.

B.E.Ö. – Yeni Yıl Lapbook

Bir kaç hafta önce yılbaşı ağacımızı çıkarttık. Geçen sene Mira’nın uzanamayacağı şekilde kıyıya köşeye sakladığımız ağacı bu sene başköşeye oturttuk. Aydınlatmalar dışındaki tüm süsleri de Mira’cım elleri ile astı 🙂 Bazılarının yerini beğenmedi, çıkarttı, taktı, “bu son… bu son…” diye diye tekrar tekrar yerleştirdi. En sonunda memnun kaldı ki bir daha süslere ilişmedi. Akşamları bizim eve dönmemizle ağacın başına geçip “ışııık yak” diyerek ışıklarını yaktırdı. Ancak, ben – her akşam ışıldayan Mira ve ağacına rağmen – koşturmaktan ve o koşturmalar arası stres olmaktan yeni yıl havasına girememiştim. Nihayetinde yılın son gününden bir gün önce bunun için hayıflanmayı bırakıp havamı değiştirmeye karar verdim. Eskiden olsa bu karar sonrasında, hemen kendimi yeni yıl için süslenmiş ışıltılı bir alışveriş merkezine atıp ülke ekonomisine katkıda bulunabilirdim 🙂 Ama Mira’dan sonra, Mira’lı işlerin pozitif enerjisi herşeyden daha etkili oluyor.

Demet’in Deniz’e yaptığı lapbooktan esinlenerek, ofiste iki arada bir derede ekran karşısında boş kaldıkça, internet ve MSWord desteği ile Mira’nın bu aralar çok sevdiği eşleştirme – sıralama – yapıştırma oyunlarını yeniyıl teması etrafında hazırladım. Bu oyunları kırmızı kartondan bir lapbook yaparak, üzerinde birleştirmeyi planlarken, o akşam neredeyse A4 boyutuna yakın kocaman bir yılbaşı tebrik kartı çıktı karşıma… Hem de Noel Babası, geyiği, kardan adamı, pengueni, ayısı, kırmızı kadifeli dokusu ile tam Mira’nın bayılacağı cinsten…

Ertesi gün – 31 Aralık’ta da ofisi kapatmadan hemen önce, ofisteki arkadaşlarımın baskı alma, kesme, biçme, lamine etme konularındaki destekleri ile yılbaşı kartımızı 1 saat içinde yeni yıl temalı bir lapbook haline dönüştürdük. Eve geldiğimde Mira elimdeki lapbook’a resmen bayıldı. Gece de elinden düşürmedi. Yanlız benim alelacele – pek de kuralına uymadan – yaptığım zarflar yerinden çıkıp,  elinde kaldı. 1 Ocak sabahı – huyum kurusun ne zaman biraz içsem ve geç yatsam sabahın köründe hortlarım – Esra’nın lapbook çalışmaları ile ilgili verdiği linklerdeki şablonları inceledim ve tüm zarfları yeniledim. Bir de Meraklı Minik dergisinin muhteşem çizerlerinden Pino’nun “Santa Giydirmece!” oyununu da lapbookun arkasına ekledim. Pino’nun oyununa uygun zarfları yapmak için Noel Baba’yı photoshopta giydirmek sureti ile olayı biraz abarttım 🙂 ama sabahın o saatinde yapacak daha iyi bir iş de bulamadım açıkçası…

Mira da sabah kalkar kalkmaz “yeniyığ kitap… yeni yıığ kitap” diye dolaşmaya başladı. Noel babayı ise giydirip, giydirip, soyuyor…
– “bakk… noel dede çıppak (çıplak)… komik… donu geyik var… komik…”

Bir de laminasyondan geçirdiğim çam ağacını süslemek üzere koyduğum çıkartmaları burnuna da yapıştırıyor. Madem Noel Dede, Kardan Adam ve Geyiğin burunları kırmızıymış ya Mira’nın ki de öyle olacakmış 🙂

Lapbook’un içinde kullandığım kardan adam ve penguen eşleştirme kartlarını buradan…
Pino’nun “Santa Giydirmece !” oyununu şuradan…
veee benim… Clipartlar ile düzenlediğim zarflar ve diğer parçaları ise buradan…
indirebilirsiniz… basabilirsiniz…

Pop-Up Kartın nasıl yapılabileceğine de buradan bakabilirsiniz.

B.E.Ö. – Cumhuriyet

Atatürk’ün gülümseyen fotoğraflarından oluşan “Gülen ve Gülümseyen Türkiye” sergisi Ankara Anadolu Ajansı Sanat Galerisi’nde açıldı. 29 Ekim’de Mira’yı bu sergiye götürmeyi istedim ama olmadı. Sergi 7 Kasım’a kadar açık olacakmış. Mutlaka ziyaret edeceğiz.

Çocukken ilk defa Atatürk’ün gülümseyen bir resmini gördüğümde çok şaşırdığımı hatırlıyorum. O yıllarda heryerde sadece ciddi bakışlı smokinli yada kalpaklı Atatürk fotoğrafları vardı. Atatürk’ün gülümseyebileceğini hiç düşünememiştim. Bu sergi bana kendi şaşkınlığımı hatırlattı ve Mira’nın öncelikle Atatürk’ün neşeli yüzünü tanımasını istedim.

Bunun için sergideki gülümseyen Atatürk fotoğraflarından Mira için eşleştirme kartları hazırladım. Kartların arkasına da Türk Bayraklı bir görsel yerleştirdim. Şu sıralar Mira’nın gazetelerde, dergilerde, paralarda, piyangolarda çeşitli şekillerde gördüğü Atatürk ve Türk Bayrağı resimlerini heyecanla “atatüü” ve “bayyak”  diye göstermesinden etkinliğimizin başarılı sonuçlandığını düşünüyorum.

Bizim gülümseyen Atatürk kartlarından isterseniz… Buyrun TIK’layın 🙂

Kartlar eşleşmiyor diyorsanız; Sermin eşleştirme çalışmaları ile ilgili çok detaylı bilgilendirici bir yazı hazırlamıştı… TIK’layın 🙂

B.E.Ö. – Gölgemi görüyor musun?


Gerekli Malzemeler…

  • karanlık bir ortam
    normalde havanın bu kadar erken kararmasından nefret ederdim ama bu etkinlik için çok faydalı oldu
  • Bir el feneri
  • Bir sepet dolusu eşya
    – biz Mira’nın oyuncaklarının yanısıra mutfaktan kepçe, kevgir, spagetti servisi, çay süzgeci ve salondan bir kaç obje kullandık.
  • masa örtüsü ve sandalyeler ile derme çatma bir çadır
    – aslında illa çadır kurmak illa gerekli değil… Ancak Mira son günlerde masa, sandalye, sehpaların altında girerek oynamaya bayıldığı için onun dikkatini toplayarak sabit tutabilmek için iyi bir yol olacağını düşündüm. İşe yaradı da…

Yemekten sonra, Mira babası ile birlikte hazırladığımız sepet içindekileri aydınlık bir ortamda odasında incelerken, ben 5 dakikada salonun ortasına bir çadır kurdum. Yavaş yavaş evin bütün ışıklarını kapattım. El fenerini açtım. Son olarak Cenk, Mira’nın odasının ışığını da kapattı. Mira önce neler oluyor burada diye tepki verse de hemen kapısındaki fener ışığına doğru emekleyerek ilerledi. El fenerini keyifle takip ederek çadırın içine kadar geldi. Biraz önce aydınlıkta incelediği oyuncakların burada olduğunu görünce ise iyice keyfi yerine geldi.

İlk başta gölgelerinden daha çok, el feneri önündeki cisimlerin kendilerine ilgi gösterse de… bir süre sonra fenere yakınlaşıp uzaklaştırdığım objelerin, çadır duvarlarında büyüyen küçülen gölgelerini fark etmeye başladı. Özellikle kevgir ve süzgecin gölgeleri onun için en dikkat çekicileri oldu. Hatta kevgirin gölgesinin ilk farkettiği gölge olduğunu da belirtmem lazım. Sonuna doğru bir elini fenerin önüne tutup, diğer eli ile duvara yansıyan gölgesini göstermesi beni şaşırttı.

Mira ile çadırın içinde 30 dakika kadar vakit geçirdik. Aktivitenin gerçekten amacına ulaşabilmesi için ara ara tekrarlamaya karar verdim.

Çadırın ve etrafın karanlık olması, aynı anda el feneri ve fotoğraf makinasını tutamadığım için çok net detaylı fotoğraf yok… Ancak çektiklerim yeteri kadar fikir verir sanırım.

B.E.Ö. Sonbahar

Mira ile B.E.Ö. Sonbahar etkinliğimize geçen ay başladık. Sanırım kışı görmeden de sonlandırmayacağız 🙂 Yine attık kendimizi dışarılara ama en çok da kendi bahçemize… Tanıdığı bir yerin sonbahar ile değişimini görsün diye… Yazın hergün bahçede bir kaç saat kaldığından, Mira bahçesini biliyor. Böylece, gün ve gün, bahçesindeki ağaçların, çiçeklerin, yaprakların, renklerin farklılaşmasını izledi… Genelde yere bir örtü attık… Örtünün altında çıtırdayan yaprakların üzerinde yuvarlandı. Çıtırdama sesleri çok hoşuna gitti. Dökülen sarı yaprakları yoldu. Küçük parçalara ayırdı. Kuru yaprakları mıncıkladığında, ufalanıp elinde bir şey kalmayınca çok şaşırdı.

Bu arada, biz – her yıl olduğu gibi sonbaharın gelişine inanmayıp – annemin de sözünü dilemeyip – bahçe çardağımızı toplamadık. O da ilk şiddetli yağmur ile yıkıldı. Kalan sağlam parçalarını, bundan önceki yıllarda yıkılanların sağlam parçalarının yanına kaldırdık. Seneye kalanlar ile bir çardak elde edebileceğimiz konusundaki inancımızı da kaybetmedik 🙂 Sonrasında yavaş yavaş bahçemizin kışa hazırlamaya başladık. Masaları, sandalyeleri, minderleri, rüzgar çanlarını, fenerleri kaldırdık. Kuruyan çiçekleri kestik. Yabani otları yolduk. Domates bahçemizin son mahsüllerini kaldırdık. Biraz da kekik topladık. Tabi Mira hep yanımızdaydı… Merakla izledi, bahçedeki sonbahar koşturmacasını… Çok eğlendi… Biz de ona bakarak eğlendik… Konusu “Kış Hazırlığındaki Hayvanlar” olan bir sonraki B.E.Ö. etkinliği için hala bir fikir bulamasak da en azından “Kış Hazırlanan Bahçe” veya “Kışa Hazırlanan Ailem” konulu bir etkinlik yapmış olduk 🙂

Sonbahar etkinliklerimizi son olarak Harika Çoçuk Nasıl Yetiştirilir? kitabından bir faaliyet ile pekiştirdik. Mira için bir sepet dolusu sürpriz eşya hazırladım. Kuru kozalak, taze kozalak, kabuk tarçın, lavanta torbası, kekik torbası, kestane, kestanenin dış kabuğu, keçiboynuzu, zencefil kökü, küçük şişe içerisinde tıngırdayan mercimek, küçük tahta ayna, tahta kaşık, midye kabuğu, kuş tüyü…vs… Eşyaların bir kısmının sonbahar etkinliklerimiz sırasında bahçede de gördüğü, ellediği, kokladığı nesnelerden olmasına özen gösterdim. Meraklı tazem teker teker inceledi sepettekileri… 1 saatten fazla sürdü. Son zamanlarda hiç bir şey onu bu kadar yerinde sabit tutamamıştı. Taze kozalağı dişlemesini engellemek dışında hiç müdahale etmedim. Yanında oldum ama sessiz kaldım. Her bir parçayı keşfederken ki coşkusuna ise hayran kaldım. Montessori’nin yazdığı gibi “Yaşamın kaynağına o kadar yakın ki, sırf eylem uğruna eyleme girişiyor. Bizim ne bildiğimiz, ne de hatırladığımız yaratıcılığın yolu da budur işte…”

Sepeti salonun bir köşesinde tutmaya ve içine sürpriz yeni eşyalar eklemeye devam ediyoruz. Mira da sık sık kontrol ediyor hazinelerini…

Bu arada bilmeyenler için Harika Çoçuk Nasıl Yetiştirilir? kitabının yazarı Tim Seldin Uluslararası Montessori Konseyi ve Montessori Vakfı Başkanı… Montessori eğitimi hakkında fazla bilginiz yok ise başlangıç yapabileceğiniz çok iyi bir kitap… Montessori felsefesini evinizde – günlük yaşamınızda nasıl hayata geçirebileceğinizi anlatıyor.

Büyüyorum, Eğleniyorum, Öğreniyorum… GÖKYÜZÜ

Mira’cım ile Eylül’de yazın son günlerini kaçırmamak için hemen her günümüzü açık havada geçirdik. Evimizin bahçesinin yanısıra, Ankara’nın bilumum parklarında ve yeşil alanlarında yazı uğurladık. Ahlatlıbel, Lozan Park, Mogan Park, Eymir, ODTÜ, Seğmenler, Papazın Bağı 🙂

Aslında, bu seneye kadar, hiç bu kadar yeşilin peşine düşmemiştik. Evimizin önünde neredeyse çöplük gibi kullanılan alanı, sitemizdeki tüm komşuların “ot bitmez orada, boş yere uğraşıyorsunuz” tezahüratları eşliğinde yemyeşil bir bahçeye dönüştürdük. Hatta köşesine kendi domatesimizi yetiştirdiğimiz küçük bir bostan bile yaptık. Taktir gördük mü? Bekleyen yoktu ama gördüğümüz şu oldu. Önce bizim işte olduğumuz bir saatte, gölgesinde serinlediğimiz iki koca kestane ağacımız, komşularımızın karşı binayı göremedikleri gerekçesi ile budama adı altında cinayete kurban gitti. Kuşa çevrildiler. Ardından Ankara’nın geçen seneki dillere destan kuraklığı geldi. Bunlara rağmen hala yeşilini koruyan çimlerimiz, sitemizin sulama – sulatmama – politikasına bir sene daha dayanamadı, yazı bitiremeden Ankara’nın bozkır havasına uygun bir renge büründü. Şimdi sonbaharla birlikte yenilenmeyi bekliyor… Neyse, biz, gestapo komşularımıza inat, kurumuş çimenlerimizin üzerine kilimimizi attık, üzerinde yuvarlandık… Ben baloncuk yaptım, Mira onları kovaladı… D vitamini depolarımızı doldurduk.

Tabi her fırsatta birlikte gökyüzünü izledik. Mira’cım bulutların geçişini, kuşların uçuşunu, güneşin batışını gördü. Ben de Mira’nın gördüklerini fotoğraflayarak, Montessori grubumuzun BEÖ Aktivitesi için bol bol materyal toparladım.

Aktivitemizi planlarken, önce Mira’ya gökyüzü fotoğraflarından oluşan bir albüm yapma fikri ile yola çıkmıştım. Sonra albümdeki fotoğrafları, gökyüzüne daha çok benzesin diye yuvarlak kullanmak üzere hazırladım. Yazıcıdan kalınca bir kağıda baskılarını aldım. Derken, iki boyutta kalmasa, evirip çevirse ama hep aynı resmi görse hoş olur diye düşündüm. 3 resmi ortadan katlayıp, birer katından birbirine yapıştırdım. O gün Mira’cım hazırladığımız sağlam kartonları pür dikkat inceledikten sonra, tadına bakmaya karar verdi. Ben de ertesi gün sabahtan resimleri inceleyebileceği ama ağzına alamayacağı şekilde asmak üzere bir dönence hazırladım. Sabah uyandığında tam bir sürpriz oldu 🙂

Doğaçlama gelişen bir elişi çalışması olarak sonuç son derece güzel oldu. Mira’nın gökyüzü dönencesi şimdilik salonda asılı ama en kısa sürede Mira’nın odasında camın önünde yerini alacak 🙂