
Binbir Çiçek‘te bugün;
Mira’cım “ben işe gidiyorum” dediğimde, “anne üüüü kal… kal” diye isyan bayrağını kaldırdı.
Hilal Hanım ona “Anne işe gitsin. Sen Jessica’ya havuç vermek ister misin? diye sorunca…
“isteeerem… tamam… sen git” dedi !
Jessica’nın aşkına büzük dudaklar ile çıkış vizesini aldık !

Read more…

Aslında bir süredir üzerinde kafa yorduğumuz sonunda da kafayı bozup bir kenara koyduğumuz bir mevzuydu yuva meselesi… Evde kurduğumuz düzenimiz bize göre gayet güzel işliyor derken… Mira’nın Hatice Abla’sının hamile olduğunu öğrenmemiz ile düzenimizi yeniden şekillendirilmek üzere düşünmeye başlamıştık…
Hatice ile daha ben hamileyken çalışmaya başladık ve bu süreçte birlikte çok şey okuduk, yaşadık, öğrendik. Mira ile birbirlerini gerçekten çok sevdiler - ki Hatice’nin hamile kalmasında da en çok bu sevginin etkisi olduğunu düşünüyoruz - Yeni bir bakıcı arayıp, bulup, alışmaktan öte bu yaşanmış sürenin yeniden yaşanabilmesi gibi bir şansımız olmadığını, Hatice’nin zaten çok kısa bir süre sonra yeniden çalışmaya başlamak zorunda olduğunu, biz ondan o bizden memnunken birlikte çalışmaya devam etmenin en iyi karar olacağını göz önüne aldık. Read more…

2009… Sevmedim seni ! Zira sen de beni sevmedin. Canımı çok yaktın. Mira’cımın hatırına gıkımı çıkartmadım. Dayanamam diye düşündüğüm şeylere pekala dayanabileceğimi gördüm. Ben daha güçlü oldum. Sen ise öyle geçtin, böyle gittin, bittin işte… Eteklerime doldurduğun taşları buraya bırakıyorum. Senden kalan güzel anıları da kesip kırpıp kanat yapıp uçuyorum.
ve 2010…
Read more…

Bizim dut yemiş bülbül yavrumuz gün geçtikçe daha yüksek sesle şakımaya başladı. Daha önce hafızaya aldığı bir çok sözcük, doğru yer ve zamanda tıkır mıkır dökülüyor ve bizi dumur ediyor. Kendi kendine geyik espiriler yapıp, bunlara çok gülüyor ve güldürüyor.
Geçtiğimiz haftadan benim kayıt altına almam gereken 3 küçük hikaye var…
1. HİKAYE
Read more…

Geçen hafta 18. ay (!) doktor kontrolüne götürdük Mira’yı… Arada bir telefonlaştığımızda doktorumuz “görüşürüz nasıl olsa… karma aşı da 2 yaşına kadar bir ara yapılsa olur” dediğinde rahatlığımız üzerine daha bir rehavet çökünce ancak sıra geldi
Şu karma aşıyı da 2 yaşını bulmadan geçen ay sağlık ocağında yaptırdık…
Mira’mız 86cm ve 11 kilo olmuş. Boyu herzaman ki düzende takır takır uzamaya devam ediyor ama aylar aylar sonra ilk defa bir 300gr almış. Yani öğünlerin arasını geçtik anasını bile atladığımız bu kadar seyahat yaramış ya… artık bunu ciddi bir sinyal olarak kabul etmeli… şu yedi yemedi meselesinin peşini hepten bırakmalı, bu cadı pekala kendini idare edebiliyor.
Read more…

Geçen bir hafta annelik tarihimde kendimi en yorgun hissettiğim haftaydı. İlk bebeklik dönemindeki 2 saat intervalli uykular bile beni böylesine alaşağı edememişti. Çocukluk ve gençlik dönemlerimde yaptığım yüzme antremanlarının, özellikle de hafta içi okul öncesi sabah 6 - 8 arası olanlarının hayatıma en büyük katkısının her koşulda hemen uyuyabilmem ve hemen uyanabilmem olmasıyla böbürlenip duruyordum. Aldım ağzımın payını… Oturdum…
Chicago’dan geçen Pazartesi akşam döndük. Yol ile ilgili hesaplarımız herzamanki gibi çarşıya uymadı. Hedefimiz Mira’nın uçağa biner binmez biraz uyuması, sonra da uyanık olarak yolu tamamlaması idi. Ama gün boyu hiç uyumamasına ve uçağın gece 9:30′da - tam bizimkinin uyku saatinde - kalkıyor olmasına rağmen binince uyumadı. Tam anlamıyla kudurdu… Sonra da bir uyudu inene kadar da hiç uyanmadı. Ben de aynen ona ayak uydurdum. Birlikte fosur fosur uyuyarak akşam Ankara’ya vardık. Bu kadar uyumanın üzerine artık sabah kadar nöbet tutarız derken, Mira saat 10′da tekrar uyudu
Tabi ben aynı performansı gösteremeyip, bavulları boşalttım, çamaşırları yıkadım. Yattım. Salağım işte… Kalsın şu bavullar ne olacak sanki… Şu blogda bile en çok “bavulları boşalttım, çamaşırları yıkadım” kalıbını yazmışımdır herhalde… ne değişti hayatında, dur bir yerinde, değil mi? işte bilseydim bu hafta boyunca uyuyabileceğimiz tek zamanın bu olduğunu…
Read more…

Mira ile bebekken karşılıklı çok mırıldanıyorduk ama aklı çalışmaya başladıkça sessizleşti. Aydaşlarının etraftaki sesleri taklit etmeye çalıştığı dönemlerde bizim ki guru misali köşeden izledi. Biz konuşmaya teşvik etmek için sürekli konuşuyorduk ama o parmağı ile göstermeyi geçtim, gidip kendi işini halletmeye çalışmayı tercih ediyordu. Hatta Selin gibi kelimelerin ötesinde cümleleri tekrarlayan bir arkadaşının yanına gelince, iyice sesi kesiliyor, resmen mal mal bakıyordu. Annemin “kızım sen dilli bebektin, bu ise pilli bebek” diye bir yorumu vardı ki bizimkinin durumumuzu güzelce özetliyordu. 18 ay itibarı ile bu durum birden değişti. Artık kelimeleri var ama ötesinde artık kendine öz bir anlatım dili oluştu. Bir de hazır cevap, herşeye bir lafı var yani… E.T. gibi konuşuyor. Yavaş yavaş kapıyor, küçük uzaylım benim…
Yaş itibarı ile en çok kullandığı kelime ise “yok” (hayır yerine geçiyor…)
- yer misin?
- yok
- kalkar mısın?
- yok
- oturur musun?
- yok
- çişin var mı?
- yok
Ha burada Baha’ların Amerikalı bir arkadaşından öğrendi “no” diyor… “yok” dediği kaale alınmadığında “no… no…” diye başlıyor… Read more…

Yazmayı ihmal ediyorum bu aralar… Mazaretim; bir ölçü içimden gelmemesi, bolca vakitsizlik, bir tutam da yeni yollar… Geçen bayram Ankara’yı bekleme geleneğini bozduk ya; bir daha dikiş tutturamayacağız sanırım. Bizim Amerika’lıların Hindi Bayramı ile bizim Kurban Bayramımız denk gelince… Baha ile Özge bebek beklerken, küçük kardeş Süha’yı da askere uğurlamak üzereyken hep birlikte olalım dedik. Zaten bayramlar da ailelerin bir arada olması için değil midir?
Türk Havayollarından bu sene içerisinde kullanılması gereken hediye bir biletim vardı, dahası Cenk’e ve anneme birer bilet alabilecek kadar çok da milim… Kendim için “terzi kendi söküğünü dikemez” lafını pek sık kullanırım ama bu sefer “kedi olalı bir fare tuttum” diyorum kendime… Velhasıl tası tarağı topladık Baha’lar ile buluşmaya Amerika’ya yola çıktık. Hoş bizim tas tarak yerine hiç yerleşemedi ya… Göçebe kalmaya devam…
Önce hep birlikte bir kaç gün New York’ta vakit geçirdik. Baha ve Özge’nin bir arkadaşları da bize katılmaya karar verince; biri hamile 7 yetişkin artı bir küçük insan girdiğimiz her mekanda kayda değer bir yer kapladık. Tabi yine en çok Mira eğlendi. Ne de olsa Özge… Baha… Suha… Anneanne… Baba… bir seslendi mi, herkes emrinde… Ha tabi dötü sıkıştı mı da “Anne… üüü… memme…” durumu var. “üüü” kısmını becerebilirsem videoya çekmeliyim. Çoğu zaman hiç ağlak olmayan, sırıtık, muzur bir ifade ile “üüüü” diyor. Türkçe meali “kafamı bozma ağlarım haa…”
Read more…