Mira’dan fantastik bir hikaye; Ejderha’nın Yavrusu

İstanbul’dan Ankara’ya dönerken, etrafında gördüklerini anlatmak Mira’yı kesmedi, kitap okuyalım (!) önerisi getirdi. Neyse ki hem araba kullanıp hem okuyamayacağımı çabuk anladı. Ama her zamanki gibi kafandan anlat o zaman diye başıma iş çıkarttı. 1-2 hikaye derken, içim bayıldı… Hadi senin hikayeni yazalım dedim. Ben hikayeye bizim evin bahçesinden başladım. O yanına kardeşini de alıp, bulutların üzerine kadar götürdü… Detayları unutulmadan kayıt altına almalıydım.

Tabii başlamadan da bir iki not düşeyim;
Hikayenin renklendirilmiş kısımları Mira tarafından uydurulmuş ve yönlendirilmiştir… Bu noktaların çoğunda hikaye uzun uzun kopup; “annesinin kurabiyeleri kokuyormuş. hem kurabiyeleri de fındıklıymış…” “peki Banu başka ne koymuş onun içine anne?” “yumurtalarını bahçeye çıkmadan önce ben kırmışım değil mi?” “pişince Zeynep’i de çağırırız” “paket yapıp arkadaşlarıma da götürebilir miyim?” gibi detaylara girildi… Şimdi yazarken buralara girmeden kısa geçmeye çalışacağım, yoksa hikayenin bütünlüğünü nasıl toparlarım bilemiyorum. Zaten canlı performansta zor topladım, hele mevsimsel tutarlılık konusunda sıfır performans gösterdim… İlkbaharın gelişi ile başlayıp, sonbahar yaprakları arasında yuvarlandırıp, yaz ortası oluşan fasulye çadırımıza oturttum ya neyse 🙂

**********

Böylesi güneşli bir günde, Mira bahçeye çıkmış. Karın bu kadar çabuk erimiş olmasına ve altından çıkan çimlerin yeşilliğine pek şaşırmış. Kış boyu beslenmeye alışmış kuşlar, Mira’yı görür görmez etrafına toplanmış. Onlara yem vermiş. Yavaş yavaş tomurcuklanan ağaçlara bakmış… Eline aldığı küreği ve tırmığı ile domates bahçesini eşelerken, mutfağın kapısının açıldığını duymuş. Burnuna annesinin pişirdiği kurabiyelerin kokusu gelmiş.

Başını kaldırdığında ise yanıbaşında kurabiye gibi kokan Ada‘yı görmüş.
(Ada = kardeşi oluyor… kurabiye gibi kokan anneyi göreceğini umarken dumur oldum. biz oğlumuza henüz isim bulamadık ama Mira onun isminin Ada olduğu konusunda çok net 🙂 )
Ada da ablası ile yeri kazmış. Topraktan çıkan solucanlar onu gıdıklamış… Kıkır kıkır gülerek kaçmış, kendini ağaçların altına birikmiş yaprakların üstüne atıvermiş. Yaprakları alıp, havalara atmaya başlamış.

Derken Ada yaprakların arasından bir yumurta bulmuş. Bu yumurta tavuk yumurtasından küçük, ama bıldırcın yumurtasından büyükmüş veeee mor renkliymiş. Ada ve Mira hiç mor renkli yumurta görmedikleri için çok şaşırmışlar hemen annelerini çağırmışlar. Annesi bunun bir kuş yumurtası olabileceğini söylemiş ama hangi kuşa ait olduğunu bilememiş. Altında buldukları ağacın yanına gitmişler… ağaca çıkıp yuvayı aramışlar. Ama hiç kuş yuvası bulamamışlar. Yumurtayı evlerine götürmüşler. Üşümesin diye odalarındaki yumuşak kuzu yastığın üzerine koymuşlar. Akşam olmuş, yemek yemişler ve çok yoruldukları için hemen uyumuşlar…

Sabah henüz çok erkenken, Mira çıt çıt diye sesler duymaya başlamış. Ada’ya çıt çıt yapmayı bırakırmısın diye seslenmiş. Ada ben yapmıyorum demiş. Yataklarından kalkmışlar çıt çıt sesinin nereden geldiğini aramaya başlamışlar. Bir de bakmışlar ki ses küçük yumurtadan geliyor. Kabuğunun üzerinde minik minik çatlaklar oluşmuş ve üstünden küçük bir parçası kırılmış. İçinden de MİNİCİK MOR BİR EJDERHA çıkmış.
(civciv, kuş falan beklerken yine dumur olduğum bir andır 🙂 )

Küçük bebek bir ejderhanız olsa ne yaparsınız? Tabi ki hemen karnını doyurur, biraz süt verirsiniz… Mira mutfaktan küçük bir tabağa, biraz süt almış. Bir tabağa koymuş ama ejderha nasıl içeceğini bilememiş. Onlar da Ada’nın bebeklik biberonlarından birine koymuşlar sütü… Ejderha Ada’nın elindeki biberonu emmeye başlamış, cork cork diye hemen bitirivermiş… Sütünü bitiren ejderhanın, gazını da çıkartmak lazımmış. Mira kucağına almış, yavaş yavaş sırtını sevmiş ejderhanın… Ejderha dumanlı bir gark yapmış, rahatlamış, burnunu Mira’nın koynuna sokuvermiş. Mira ejderhanın uyuduğunu anlayınca usulca kuzu yastığın üzerine bırakmış, ama bırakmasıyla ejderhanın tekrar uyanması bir olmuş. İncecik bir sesle ağlamaya başlamış. Gözlerinden yaşlar dökülüyor ve çok üzgün görünüyormuş çünkü bebek ejderhacık annesini arıyormuş…

Mira o anda bebek ejderhanın annesini bulmaları gerektiğine karar vermiş, Ada da onun bu fikrine katılmış ama nereden başlayacaklarını bilememişler. Hemen kendi annelerine sormuşlar. Anneleri odalarındaki canlı minik ejderhayı gördüğünde şaşkınlıktan küçük dilini yutacakmış. O da daha önce hiç ejderha görmemiş ki… Onu buldukları yerden başlamalarının iyi bir fikir olduğunu söylemiş. Mira ve Ada da yumurtayı ilk buldukları yere bahçeye çıkmışlar… Yaprakların altına bakmışlar, ağaçların tepesine çıkmışlar. Daha önce hiç ejderha yuvası görmedikleri için nasıl bir şey aramaları gerektiğini bilmiyorlarmış. Sonunda yorulmuşlar, ağaçtan inmişler, fasulye çadırlarına girip biraz dinlenmeye karar vermişler. (Mira, Ada ile birlikte sığabilmeleri için çadırımızı artık daha büyük yapmamız gerektiğinin üzerinde çok durdu 😛 )

Çadırın içinde otururlarken yaprakların arasından bir hışırtı duymuşlar ve aniden karşılarında parmak kadar bir fasulye cini belirmiş. Fasulye cini kendini tanıtınca, Mira ve Ada’nın şaşkınlığı birazcık geçmiş. Cin onları izlediğini, mor ejderha yumurtasını aldıklarını bildiğini söylemiş ve birden sinirlenerek “o yumurtayı yediniz mi yoksa?” diye bağırmış. Bunun üzerine Mira’yla Ada fasulye cinine; mor yumurtayı yemediklerini, eve götürdüklerini, yumuşak yastığın üzerine koyduklarını, sabah yumurtanın çatlayıp içinden minik bir mor ejderha çıktığını, ona süt verip karnını doyurduklarını, ama minik ejderhanın annesini göremediği için çok üzgün olduğunu, ejderhanın annesini bulmak istediklerini ama hiç bir yerde bulamadıklarını anlatmışlar. Fasulye cini, hikayeyi dinledikçe yüzünde kocaman bir gülümseme belirmiş ve sonunda neşe ile minik ejderhanın annesinin yerini bildiğini söylemiş bizim iki kafadara… Anne ejderha, ağaçların çok yukarısında, bulutların içindeki masal ülkesinde yaşıyormuş.

Oraya nasıl gidebileceklerini bulmak için Mira ve Ada kafa kafaya verip düşünmeye başlamışlar. Önce uçakla gitmeyi önermişler… ama fasulye cini “uçakların bulutların üzerinden uçtuğunu” söylemiş. Balonla gidelim demişler… ama fasulye cini “balonun bulutların içinden geçemeyeceğini” söylemiş. Helikopter olmaz mıymış? fasulye cini onun da “kanatları ile bulutları dağıtacağını” söylemiş. Bizimkilerin kafalarının iyice karıştığını gören fasulye cini nihayet “masal ülkesine ancak masalsı bir yolla gidilebilir” demiş. Cebinden 2 tane sihirli fasulye tanesi çıkartmış, birini Mira’ya birini Ada’ya vermiş. Onlar da hemen toprağı kazmışlar, fasulyeleri dikmişler ve sulamışlar… ama hiç bir şey olmamış. Fasulye cini “sabırlı olun, güneş toprağı biraz ısıtmalı, fasulyeleri uykusundan uyandırmalı” demiş ve ortadan kaybolmuş. Güneş yükseldikçe toprakta kıpırtılar başlamış. Güneş tam tepeye geldiğinde ise fasulyeleri diktikleri yerde önce iki küçük fasulye yaprağı ile ince iki fide belirmiş. Sonra ikisi de aniden ağaç gibi kalınlaşıp, bulutların tepesine kadar uzamış.

Mira ve Ada dev fasulye ağacına tırmanmaya başlamışlar. Çıkmışlar, çıkmışlar… sonunda bulutların arasındaki masal ülkesine varmışlar. Orada kırmızı burunlu bir dev piknik yapmaktaymış, bizimkileri görünce çok sevinmiş. Adı Billy’imiş. (bu kısım Miki Fare’nin Klüp Evi’nden araklandı 🙂 ) Mira ve Ada’ya çilek ve süt ikram etmiş. Bizimkiler bir yandan yerken, diğer yandan başlarından geçenleri birbir anlatmışlar. (burada Mira hikayeyi tekrar anlatıyor 🙂 ) Yanlız, ara ara uzaklardan gelen acıklı bir uğultu yüzünden hikayelerini kesmek durumunda kalıyorlarmış. Mira deve sormuş; “bu ses nereden geliyor?” Dev; “yumurtasını kaybeden anne ejderhanın sesi bu…” demiş. “Sizden gelen haberleri duyunca çok sevinecektir” diye eklemiş.

Devden yolu tarif etmesini istemişler ama dev onları sırtına alarak götürmeyi teklif etmiş. Mira, Ada ile birlikte devin sırtına tırmanmış. Ancak dev yürümeye başlayınca, bir o yana, bir bu yana sallanmışlar. Düşecek gibi oluyorlarmış. Bunu farkeden dev onları kafasının üzerine koymuş, onlar da devin saçlarını sıkıca tutmuşlar. Masal ülkesini dev adımları ile bir uçtan diğer uca geçmişler… Yolda Kırmızı Başlıklı Kız, Fareli Köyün Kavalcısı ve Pamuk Prenses‘in evlerini de görmüşler. Sonunda anne ejderhanın evine varmışlar. Anne ejderha o kadar üzgünmüş ki; burnundan ateş yerine sular akıyormuş. Hüngür hüngür ağlıyormuş. Dev, üzülme artık diye seslenmiş mor ejderhaya… bak bu küçük arkadaşlarımızın sana güzel haberleri var… demiş. Mira yumurtayı bulduklarını, içinden bebek bir ejderha çıktığını, ona süt verdiklerini, gazını çıkarttıklarını, şimdi evde annesini beklediğini anlatmış. Ejderha yavrusunu iyi olduğunu duyunca çok mutlu olmuş… Mira ve Ada’ya çok teşekkür etmiş, hemen yavrusunun yanına gitmek istemiş. Bizimkileri sırtına almış, deve el sallamışlar ve uçarak Mira’ların bahçesine inmişler. Koşarak eve girmişler, minik ejderhayı alıp annesine getirmişler. Minik ejderha annesini görünce, memesini emmek istemiş. Karnı doyunca da sevinçten şarkılar söylemeye başlamış. Anne ejderha Mira ve Ada’ya bir kez daha teşekkür etmiş, kanatlarını açmış ve yavrusu ile birlikte masal ülkesine dönmüş.

**********

İtiraf edeyim bu hikayeyi Mira ile birlikte uydururken onun kadar ben de eğlendim. Tabi uzun bir araba yolculuğunda, bağlı olmamızın hikayenin bu kadar detaylanmasına katkısı büyüktür. Evde olsak, ikimizin de bu kadar yerimizde oturamayacağımız garantidir. Yine de evde oynamak için 20 dakikalık bir hikaye kurgulayarak deneme yapmak istiyorum.

Bu arada yol maceralarımızı anlatırken farkına varmıştım; bu yazdığımız hikaye bir şekilde Rol Yapma Oyunları‘nın temelini oluşturuyor. Tabii; bizim kurallarımız ve oyuncunun hareketlerinin sonucunu etkileyen zarımız yoktu. Ama “rol yapma asıl çocukluğun doğasında var, küçük yaşlar için de hazırlanmış rol yapma oyunları olmalı” diye düşünürken, yanılmadığımı gördüm. Göz atmak isterseniz; Teaching Kids to Roleplay is Only Natural, A Starter Guide to Roleplaying with Kids

Jessica’nın aşkına…

Binbir Çiçek‘te bugün;
Mira’cım “ben işe gidiyorum” dediğimde, “anne üüüü kal… kal” diye isyan bayrağını kaldırdı.
Hilal Hanım ona “Anne işe gitsin. Sen Jessica’ya havuç vermek ister misin? diye sorunca…
“isteeerem… tamam… sen git” dedi !
Jessica’nın aşkına büzük dudaklar ile çıkış vizesini aldık !

Ben gittikten sonra ağlamasa da… bir ara – kısa bir süre – içlenerek beni aramış… O an gelseydim çok duygu yüklü dakikalar yaşayabilirdik ya neyse ki gelmedim…

mükemmel zamanlama :

Ben geldiğimde keyifle yemek yiyordu. Sonrasında beni gördüğünde çok sevindi ve elimden tuttuğu gibi sınıfa götürdü… bıdı bıdı anlattı; Çınar boya yapmış, kağıdı yırtılmış, Mira Jess’e havuç vermiş, tavşan havucu ham demiş… Mira gitmesin, kalsın, anne de kalsın, oynasınlarmış…  – Ah güzel kızım isteklerimizin hepsi bir arada olamıyor ne yazık ki… – O kadar keyifle anlatmaya çalışıyordu ki bu sefer kendimi zorla çıkarttım sınıftan 🙂

Bundan sonra ki raundda kapıdan vedalaşacağız… Burasının yetişkinlerin değil, Mira ve arkadaşlarının mekanı olduğu konusunda kendi kendime telkin halindeyim.

Tavşan Jessica ile kızımın kalbini kazandıklarını söylediğimde, bahara bahçeye bir kuzu, bir kaç tavuk almak gibi fikirleri olduğunu da duydum… Hala içimin çok küçük bir yanı; çalışmak durumunda olmasaydım, tüm gün kızımla birlikte olacak vaktim olsaydı, Hatice doğuracak diye apar topar yuvaya başlatmasaydım, evde hazırladığımız ortamın keyfini çıkartsaydık gibi duygusal ataklar yaparken… Eve kuzu veya tavuk alamayacağımı düşünerek pek mutlu oldum…

Bu arada fotoğraf çekmeme izin verdiler ya… raflarda hazırlanmış tepsileri, evde yapılabilecek etkinlik arayanlara fikir vermesi açısından yakından fotoğrafladım. Bir çoğunu zaman zaman evde yapıyoruz. Benim yemlik olarak adlandırdığım mutfaktaki taburenin üzerine benzer bir tepsi hazırlayıp bırakıyoruz. Bizim küçük cadı evin içinde süpürgesini arar gibi dolaşırken eninde sonunda soluğu yemlikte alıyor 🙂 sonrasında Mira huşu içinde keşiflerde bulunuyor, biz evdeki mutlak sessizliğin tadını çıkartıyoruz 🙂 ohhh…

Yeni beceriler için yeni oyunlar… (bölüm 2)

Yeni beceriler için yeni oyunlar… (bölüm 1) den devam…

3) Merak (curiosity)

Öğrenme arzusu doğumla birlikte gelen bir duygu. Yaşamın hiç bir döneminde dünya çocuklukta olduğu kadar ilginç veya surprizler ile dolu gelmiyor. Çocuklar için hiçbir detay dikkaten kaçacak kadar küçük değil. Bu merak duygusu ile, çocuklar zaman zaman güvenlik limitlerini zorlayabiliyor veya ortalığı arapsaçına çevirebiliyor. Merak duygusunu yönlendirildikçe, çocukların yaratıcılık ve analitik düşünce becerileri hızla gelişiyor.

Yapışkan Eğlence (bebekler için)
Süre: 5 – 10 dakika
Malzemeler: Koli bandı, el büyüklüğünde objeler, 30cm uzunluğunda yapışkan kağıt
Yapışkan kağıdın yapışkanlı tarafı yukarıya bakacak şekilde yere koyun, köşelerinden koli bandı ile tutturun. Objeleri bu yapışkanın üzerine koyun ve bebeğinizin onları almasını izleyin.
Ek öneriler: Yapışkan yüzeye bebeğinizin elini koyun. Çıplak ayağını koyun. Yapışkan yüzeyi duvara tutturun.

Gizemli Bahçe (yeni yürüyenler için)
Süre: 15 – 20 dakika
Malzemeler: Torba veya sepet
Çocuğunuz ile dışarı çıkın ve bulduğu küçük taş, yaprak, kozaklak vs. gibi şeyleri sepete koyun. Eve döndüğünüzde sepeti boşaltın ve topladıklarınız hakkında konuşun.
Ek öneriler: Çocuğunuzdan; sizin için özel bir cisim bulup getirmesini isteyebilirsiniz. “bir kozalak getirir misin?” gibi…Topladıklarınızla bir kolaj yaparak duvarda sergileyebilirsiniz.

4) Karar Verme (decision making)

İletişim kurma veya merak her çocukta doğal olarak ortaya çıkarken, karar verme becerisi kendiliğinden gelişebilen becerilerden biri değil. Bu becerinin gelişmesi için çocuğa uygun zamanlarda, uygun ölçülerde imkan sağlamak gerekiyor ki ileride rahat karar verebilen ve kendine güvenen yetişkinler olabilsinler… Buna başlamak için ise en uygun yer günlük rutinleri. Yumurtanı haşlanmış mı istersin yoksa sahanda mı? Bu pantalonun ile hangi t-shirtünü giymek istersin? Bu beceriyi geliştiren oyunlarda çocukların düşüncelerini, kararlarını söylemeye teşvik edici olmalı.

Üç elim yok ki… (bebekler için)
Süre: 5 – 10 dakika
Malzemeler: Orta boy 3 obje; bir set anahtar, bir yumak yün, küçük bir kap gibi…
Tutabilmeye yeni başladığında bile oynanabilecek bir oyun… Bebeğinizi oturtun ve iki eline de birer oyuncak verin. Üçüncü oyuncağı teklif ettiğinizde elindekilerden birini bırakacaktır. Hangisini bırakacağına karar vermesini bekleyin.
Ek öneriler: Bebeğinizden bir oyuncağını size vermesini isteyin. Üç oyuncağı da önüne koyun, hiçbir yönlendirme yapmadan izleyin.

Hangi patates daha lezzetli? (yeni yürüyenler için)
Süre: 15 – 20 dakika
Malzemeler: patates, yağ, süt, baharatlar
Patatesleri fırında, haşlanmış, püre halinde, kızarmış ve çiğ olarak hazırlayın. Hazırlamaya çocuğunuzda yardım ederse seçmesi daha kolay olacaktır. Çocuğunuz karşılaştırmak için tadlarına baksın, beğendiklerini seçsin.
Ek öneriler: Bazı patatesleri sıcak bazılarını ise soğuk önerebilirsiniz. Ketçap vb. soslar da sunabilirsiniz.

5) Kibarlık – İyilik (kindness)

Çocuklar kibar olmayı da agresiv olmayı öğrendikleri şekilde tecrübe ederek ve gözlemleyerek öğreniyorlar. Bunun için öncelikle çocuklarımızın bizi rol model alacağını unutmamalıyız. Küçük çocukların doğaları gereği, ihtiyaçlarının anında karşılanmasını istedikleri, ben merkezci oldukları göz önüne alındığında, çocuklarda empati ve kibarlık tohumlarının gelişmesinin uzun zaman ve sayısız tekrarlar gerektirdiğini unutmamalıyız.

Öp Beni… (yeni yürüyenler için)
Süre: 5 dakika
Malzemeler: Ruj ve ayna
Sıcakkanlı olmayı besleyecek bir oyun… Dudaklarınıza biraz ruj sürün ve aynayı öpün. Bebeğinize öpücük izlerini gösterin.
Ek öneriler: Çocuğunuzu yanağından öpün, yanağındaki ruj izini aynada gösterin. Çocuğunuza aynadaki ruj izlerini gösterin ev onu ne kadar çok sevdiğinizi söyleyin.

Kalp Avı (yeni yürüyenler için)
Süre: 10 – 15 dakika
Malzemeler: Makas ve Kırmızı Karton
Kırmızı kartondan keseceğiniz kalpleri evin değişik köşelerine saklayın. Çocuğunuzun bulup getirdiği her kalp için ona bir öpücük verin…
Ek öneriler: Çocuğunuzu kapleri sizin için saklamasını isteyin, arayan siz olun. Oyunu arkadaş ve diğer aile fertleri ile oynayın. Kalpleri çocuğunuzun ulaşabileceği bir kutuya koyun, istediği zaman oyunu başlatabilsin.

6) Fiziksel Beceriler (physical ability)

Çocukluk dönemindeki kendine güveni en çok etkileyen unsurların başında fiziksel beceriler geliyor. Bebekler ailelerinin alkışları eşliğinde dönüyor, emekliyor, ayağa kalkıyor, yürümeye başlıyor… Çocuklar daha hızlı koşunca, daha uzağa atınca, daha yükseğe tırmanınca daha mutlu oluyor. Çocuklarımızı vücutlarını ustaca kullanmayı öğrettiğimiz zaman, fiziksel ve zihinsel olarak sağlıklı bir yaşam için gerekli ekipmanı da sağlamış oluyoruz. Çocuklar hiçbir yönlendirme olmadan da hareketli zaman geçirebilirler ancak fiziksel becerilerinin tam kapasitelerine göre gelişebilmesi için küçük yönlendirmelere ihtiyaç duyarlar.

Çekiştirme Oyunu… (bebekler için)
Süre: 5 – 10 dakika
Malzemeler: İrice bir makara ve yaklaşık 20 cm uzunluğunda bir lastik
Lastiği makaradan geçirin ve sıkıca düğümleyin. Lastiğin ucundan tutun ve makarayı bebeğinizin önünde sallayın. Bebeğiniz makarayı sağlamca yakaladığında nazikçe çekiştirin.
Ek öneriler: Bebeğiniz lastiği çektiğinde sizi de çekiyormuş hissi vermek için ona doğru eğilin. Lastiği bebeğinizin diğer eline geçirin ve çekme kuvvetini kendisi hissetsin. Lastiğe alternatif olarak çekiştirilebilecek bir kaç oyuncak takın.

Pufidik Torba… (yeni yürüyenler için)
Süre: 15 – 20 dakika
Malzemeler: Eski gazeteler, kırpıntı kağıtlar, kalın ve en büyük boy bir çöp torbası
Birlikte gazete kağıtlarını buruşturarak çöp torbasını doldurun. Bu hareket el kaslarını güçlendirecektir. Ağzını sıkıca bağlayın. Çocuğunuzdan üzerine bastırarak içindeki havayı mümkün olduğu kadar çıkmasını isteyin. Arada alt üst çevirebilir. İşiniz bittiğinde, plastik torba çocuğunuz için tehlikeli olabileceğinden torbayı atın.
Ek öneriler: Çocuğunuz torbaya vurabilir, ileri geri yuvarlayabilir.

7) Oyunculuk – Eğlence (playfulness)

Oyunculuğun ileriki yaşamındaki başarısında ne önemi olacak diye düşünebilirsiniz. Ancak uzun çalışma saatlerinden şikayetçi, stresten yakınan, sürekli söylenen, mutsuz yetişkinleri gözümüzün önüne getirince ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz. Oyun oynamak çocukların doğasında olsa da, kendi kendine eğlenebilen bir kişiliğin ömür boyu devam edecek şekilde gelişmesi için çocuklarımıza gözlemleyebilecekleri ve tecrübe edecekleri olanaklar yaratmalıyız. Hayatımızın zor, stresli, sıkıcı anlarındaki eğlenceli yaklaşımlarımız, çocuklarımıza rol model olacak ve ileride karşılaşacakları zor durumlardan pozitif sonuçlar çıkartabilmelerine destek olacaktır. Oyunculuk becerisi gelişen çocukların yaratıcı yönleri de geliştirecektir.

Peçete Eğlencesi (yeni yürüyenler için)
Süre: 5 – 10 dakika
Malzemeler: Bir kutu kağıt mendil
Kağıt mendil poşetinin yarısını boşaltın, bebeğinize verin. Peçeleri tek tek poşetten çıkartmaya çalışarak eğlenecektir.
Ek öneriler: Peçeteleri yuvarlayabilir, havada sallayabilir, üfleyerek havalandırabilirsiniz. Birbirinize acımıyor ki” diye peçete atabilirsiniz. Burnuzu silermiş gibi yaparak, ses çıkartabilirsiniz.

Taksi (yeni yürüyenler için)
Süre: 5 – 10 dakika
Malzemeler: İki sandalyeyi yanyan koyun ve taksi şöförüymüş gibi yapın. Çocuğunuza nereye gitmek istdiğini sorun, önerilerde bulunun. Yol boyunca gördükleriniz hakkında konuşun.
Ek öneriler: Çocuğunuzun sizi istediği yere götürmesini isteyin. Platik veya kağıt bir tabağı direksiyon gibi kullanın. Arkaya bir sandalye daha koyup oyuncakları arka koltuğa koyun. Sandalyeleri bir çizgi halinde dizin tren olsun.

————————————–
Mira’nın ilk kız arkadaşı Selin’nin annesi Çiğdem “Bebeklerimiz için yeni bir oyun blogu açalım mı?” diye sormuştu ve blogunda bir oylama yapmıştı. Ben bu fikrin muhalif kanadında yer almıştım ama sonuçta pek azınlıkta kaldım 🙂 Oylama sonucunda Çiğdem; HAYDİ OYNAYALIM blogunu açmaya karar verdi. Ben bu kitaptan yavaş yavaş bir kaç oyun daha tercüme edip, HAYDİ OYNAYALIM bloguna ekliyorum. Çiğdem sizlerin de bu bloga yazar olmanızdan ve/veya önerebileceğiniz oyunlara bu blogda yer vermekten mutluluk duyacaktır.

————————————–

Kitaptan isteyen var ise benim ile bağlantıya geçebilir… TIK ! Fotokopi çektirebilirim 😉 Yaşasın Fotokopi, Yaşasın Kaos 🙂

Yeni beceriler için yeni oyunlar… (bölüm 1)

Hatırlıyorum… Yaşım 30’u geçip, çocuk sahibi olmamız fikri aklıma düşmeden çok çok önceleri, ne bebek, ne de çocuklar ile vakit geçiremezdim… Sıkılıyorlarmış gibi gelirdi ama itiraf ediyorum aslında sıkılan bendim. Karşımda gördüğüm sadece benim sıkılgan psikolojimin bir yansımasıydı.

Amazon’dan 4 al 3 öde kampanyası ile hamileyken aldığım kitaplardan biri idi :
The 2,000 Best Games and Activities… Sadece 344 sayfada bebeklikten – 8 yaşa kadar aktivitelerin anlatıldığını okuyunca kitabının kapsam ve içeriğinden kuşku duymuştum. Bebeklik dönemine ait fazla bir şey bulamayacağımı, diğer yaşların ise çok yüzeysel geçildiğini düşünmüştüm. Kampanya kapsamında alacak 4. kitabı bulamayınca nasıl olsa bedavaya gelecek diyerek almıştım. Mira aramıza katıldıktan sonra bu kitap hakkındaki fazla ön yargılı yaklaştığımı düşündüm. Şimdiler de ise çok çok önyargılı yaklaşmışım, iyi ki almışım diyorum.

Yazarı, çocuklarımızın yaşam boyu ihtiyaç duyacakları ve bebekliklerinden itibaren oynarken geliştirebilecekleri 7 beceriyi seçmiş. Kitabın ön sözünde de; oyun oynarken bir veya bir kaç beceriye odaklanabileceğimizi ama çocukların da büyükler gibi aynı anda bir çok beceriyi kullanabileceğini unutmamamız gerektiğini belirtmiş.

Kitapta oyunlar öncelikle bu becerilere göre, daha sonra ise bebekler – yeni yürüyenler (toddler) – 3 yaş – 4 yaş – anaokulundan 3. sınıfa diye yaşlara göre sınıflandırılmış. Çoğu oyun için 5 – 10 dakika gibi kısa bir süre yeterli… Oyunların bazıları bilindik ama bazıları değişik… hangi oyunun, nasıl bir beceriyi geliştirebileceği konusunda düşündürmesi ise kitabı benzerlerinden ayırıyor.

Kitapta yer alan becerileri anlatacağım hatta bu becerilere yönelik bebek – toddler oyunlarından örnekler vereceğim.

1)   İletişim (communication)

Çocuklarımızın dil kullanımı ve kelime bilgisi yönünden en hızlı gelişim gösterdikleri zaman erken çocukluk dönemi diye adlandırılan 3 – 4 yaş arası… Çocuklarımızın iyi iletişim kurmayı öğrenebilmeleri için onlara dil yönünden zengin bir çevre sağlamamız ve oyunlar ile iletişim kurmalarını teşvik etmeliyiz.

Kutuya Konuş Oyunu (bebekler için)
Süre: 5 – 10 dakika
Malzemeler: Elinizde tutabileceğiniz küçük bir kutu
Kutuyu ağzınıza yaslayıp, bebeğinize seslenin. Kutudan gelen ekolu sesiniz bebğinizin ilgisini çekecektir.
Ek öneriler: Değişik bir kaç kutu ile farklı sesler çıkartabilirsiniz. Kutuyu bebeğinize uzatıp onunda kutuya ses çıkartmasını teşvik edebilirisiniz. İki ayrı kutu kullanıp bebeğiniz ile karşılıklı kutulara konuşabilirsiniz. Oyuncak bir telefon ile telefonda konuşma alıştırmaları yapabilirisiniz.

Parmak Adam (yeni yürüyenler için)
Süre: 10 – 15 dakika
Malzemeler: Renkli resimli bir kitap
Kitabın sayfasında bir obje seçin. “bir …. görüyorum” dedikten sonra parmaklarınızı yürüterek sayfadaki resmin üzerine gelin ve “işte buradaymış!” diye seslenin.
Ek öneriler: Çocuğunuz parmak yürüyüşü yapabilir. Birlikte parmaklarınızı yürütebilirsiniz.

Videoda Mira henüz 2 aylık, İzmir havaalanında…  Mira’cım iş arkadaşım Sibel Teyzesi ile muhabbet halinde… İleride bu çocuk yollarda büyüdü dersem ispatı çok 🙂  İletişimden söz edince aklıma geldi, ekleyeyim dedim.

2) Konsantrasyon (concentration)

Konsantrasyon becerisinin küçük çocuklarda doğal olarak gelişmesi pek nadir görülüyor. Oysa çocuğumuz konsantre olarak bir görevi tamamlayabilme becerisine, sadece okulda değil, yaşamının her alanında ihtiyaç duyacaktır. Bu beceriyi geliştirmeleri uzun bir süreç ama bu sürecin ilk yıllardan başladığını göz ardı etmemek gerekiyor. Çocukların konsantre olma yeteneklerini geliştiren oyunların net bir başlangıcı, gelişmesi ve sonu olmalı. Çocuk bir görevi – oyunu bitirmenin keyfini almalı ki tekrar tekrar oynasın…

Spagetti Yakala (bebekler için)
Süre: 5 – 10 dakika
Malzemeler: Bir miktar pişmiş spagetti
Mama sandalyesinin tepsisine veya bir tabağa bir kaç tane spagetti koyun. Bebeğinizin bunları teker teker parmakları ile yakalamaya çalışmasını ve ağzına götürmesini izleyin. Gerekirse spagettileri kolay yutabilmesi için bir kaç parçaya bölün.
Ek öneriler: Spagettileri bir plastik bir kabı ters çevirerek altına saklayın, bebeğinizin onları bulup yemesini izleyin. “Bir tane de bana ver” diyerek bebeğinizin elinden yiyin.

Nehiri Geçelim (yeni yürüyenler için)
Süre: 5 – 10 dakika
Malzemeler: İnce mukavva veya kalın kağıt, makas, bant
25 – 30 cm. çapında daireler kesin. Yere yakın aralıklar ile düz bir çizgi oluşturacak şekilde yapıştırın. Sanki nehirdeki taşlara basarak karşıya geçiyormuş gibi yapın, çocuğunuzun sizi taklit etmesini teşvik edin.
Ek öneriler: Daireleri düz çizgi yerine biraz kavisli yerleştirebilirsiniz. Çocuğunuz daireleri geçerken -dur -devam diye yönlendirebilirsiniz. Çocuğunuza sen bana yol göster deyip, onu takip edebilirsiniz. Müzik temposuna göre dairelere basabilirsiniz.

arkası yarın 🙂