
Yine de bir yanım sanki daha dün doğurmuş, yatmış, kalkmış, karşısında kocaman bir çocuk bulmuş gibi şaşkın… Diğer yanım ise büyümesinin her anını içine çekmiş… gururlu… hatta hala gıdısında ilk günkü gibi cennet kokusunu duyuyor ya pek bir mutlu… huzurlu…
İyi doğdu, iyi ki beni annesi seçti… iyi ki bizi biz yaptı. Sağlıkla, huzurla nice 2lere…
Yine gittik geldik… Bir baktık evimizi karıncalar basmış… Zaten Mira sayesinde kırıntımız ve karıncamız eksik olmuyordu ama bu sefer bizim yokluğumuzu fırsat bilip eve ciddi ciddi yerleşmişler. Cenk’in karınca berekettir varsayımına göre biz yokken bize büyük bir ikramiye vurmuş olmalı… Bavulları bile doğru dürüst boşalmadan, evi ilaçlattık, kapıları (belki de kısmetimizi) kapattık. Anneme gittik. Dün akşam (gece 12′yi geçtiği için önceki akşam diye düzelteyim) ilk defa Ankara’da evimiz dışında bir yerde kaldık… Evi temizleyemediğimiz için bu gece de buradayız…
Annem kendi odasını ve yatağını bize verdi… Mira’nın yanına yattım, tam uyudu diye düşündüğüm anda…
- Annne… uyandım.
- hadi tekrar uyuyalım Mira’cım…
- yoook… Anne, burası eskiden Ahmet dede oda…
- evet Mira’cım, eskiden dedenin odasıydı. Şimdi değişti. Burası anneannenin odası.
- evet! (biliyorum anlamında bir de kafa sallar)
Read more…

Binbir Çiçek‘te bugün;
Mira’cım “ben işe gidiyorum” dediğimde, “anne üüüü kal… kal” diye isyan bayrağını kaldırdı.
Hilal Hanım ona “Anne işe gitsin. Sen Jessica’ya havuç vermek ister misin? diye sorunca…
“isteeerem… tamam… sen git” dedi !
Jessica’nın aşkına büzük dudaklar ile çıkış vizesini aldık !

Read more…

Aslında bir süredir üzerinde kafa yorduğumuz sonunda da kafayı bozup bir kenara koyduğumuz bir mevzuydu yuva meselesi… Evde kurduğumuz düzenimiz bize göre gayet güzel işliyor derken… Mira’nın Hatice Abla’sının hamile olduğunu öğrenmemiz ile düzenimizi yeniden şekillendirilmek üzere düşünmeye başlamıştık…
Hatice ile daha ben hamileyken çalışmaya başladık ve bu süreçte birlikte çok şey okuduk, yaşadık, öğrendik. Mira ile birbirlerini gerçekten çok sevdiler - ki Hatice’nin hamile kalmasında da en çok bu sevginin etkisi olduğunu düşünüyoruz - Yeni bir bakıcı arayıp, bulup, alışmaktan öte bu yaşanmış sürenin yeniden yaşanabilmesi gibi bir şansımız olmadığını, Hatice’nin zaten çok kısa bir süre sonra yeniden çalışmaya başlamak zorunda olduğunu, biz ondan o bizden memnunken birlikte çalışmaya devam etmenin en iyi karar olacağını göz önüne aldık. Read more…

2009… Sevmedim seni ! Zira sen de beni sevmedin. Canımı çok yaktın. Mira’cımın hatırına gıkımı çıkartmadım. Dayanamam diye düşündüğüm şeylere pekala dayanabileceğimi gördüm. Ben daha güçlü oldum. Sen ise öyle geçtin, böyle gittin, bittin işte… Eteklerime doldurduğun taşları buraya bırakıyorum. Senden kalan güzel anıları da kesip kırpıp kanat yapıp uçuyorum.
ve 2010…
Read more…

Bizim dut yemiş bülbül yavrumuz gün geçtikçe daha yüksek sesle şakımaya başladı. Daha önce hafızaya aldığı bir çok sözcük, doğru yer ve zamanda tıkır mıkır dökülüyor ve bizi dumur ediyor. Kendi kendine geyik espiriler yapıp, bunlara çok gülüyor ve güldürüyor.
Geçtiğimiz haftadan benim kayıt altına almam gereken 3 küçük hikaye var…
1. HİKAYE
Read more…

Geçen hafta 18. ay (!) doktor kontrolüne götürdük Mira’yı… Arada bir telefonlaştığımızda doktorumuz “görüşürüz nasıl olsa… karma aşı da 2 yaşına kadar bir ara yapılsa olur” dediğinde rahatlığımız üzerine daha bir rehavet çökünce ancak sıra geldi
Şu karma aşıyı da 2 yaşını bulmadan geçen ay sağlık ocağında yaptırdık…
Mira’mız 86cm ve 11 kilo olmuş. Boyu herzaman ki düzende takır takır uzamaya devam ediyor ama aylar aylar sonra ilk defa bir 300gr almış. Yani öğünlerin arasını geçtik anasını bile atladığımız bu kadar seyahat yaramış ya… artık bunu ciddi bir sinyal olarak kabul etmeli… şu yedi yemedi meselesinin peşini hepten bırakmalı, bu cadı pekala kendini idare edebiliyor.
Read more…

Geçen bir hafta annelik tarihimde kendimi en yorgun hissettiğim haftaydı. İlk bebeklik dönemindeki 2 saat intervalli uykular bile beni böylesine alaşağı edememişti. Çocukluk ve gençlik dönemlerimde yaptığım yüzme antremanlarının, özellikle de hafta içi okul öncesi sabah 6 - 8 arası olanlarının hayatıma en büyük katkısının her koşulda hemen uyuyabilmem ve hemen uyanabilmem olmasıyla böbürlenip duruyordum. Aldım ağzımın payını… Oturdum…
Chicago’dan geçen Pazartesi akşam döndük. Yol ile ilgili hesaplarımız herzamanki gibi çarşıya uymadı. Hedefimiz Mira’nın uçağa biner binmez biraz uyuması, sonra da uyanık olarak yolu tamamlaması idi. Ama gün boyu hiç uyumamasına ve uçağın gece 9:30′da - tam bizimkinin uyku saatinde - kalkıyor olmasına rağmen binince uyumadı. Tam anlamıyla kudurdu… Sonra da bir uyudu inene kadar da hiç uyanmadı. Ben de aynen ona ayak uydurdum. Birlikte fosur fosur uyuyarak akşam Ankara’ya vardık. Bu kadar uyumanın üzerine artık sabah kadar nöbet tutarız derken, Mira saat 10′da tekrar uyudu
Tabi ben aynı performansı gösteremeyip, bavulları boşalttım, çamaşırları yıkadım. Yattım. Salağım işte… Kalsın şu bavullar ne olacak sanki… Şu blogda bile en çok “bavulları boşalttım, çamaşırları yıkadım” kalıbını yazmışımdır herhalde… ne değişti hayatında, dur bir yerinde, değil mi? işte bilseydim bu hafta boyunca uyuyabileceğimiz tek zamanın bu olduğunu…
Read more…