Archive

Archive for the ‘hatırlamalık’ Category

Mira-loglar

Aralık 5th, 2009 banu 7 comments

Mira ile bebekken karşılıklı çok mırıldanıyorduk ama aklı çalışmaya başladıkça sessizleşti. Aydaşlarının etraftaki sesleri taklit etmeye çalıştığı dönemlerde bizim ki guru misali köşeden izledi. Biz konuşmaya teşvik etmek için sürekli konuşuyorduk ama o parmağı ile göstermeyi geçtim, gidip kendi işini halletmeye çalışmayı tercih ediyordu. Hatta Selin gibi kelimelerin ötesinde cümleleri tekrarlayan bir arkadaşının yanına gelince, iyice sesi kesiliyor, resmen mal mal bakıyordu. Annemin “kızım sen dilli bebektin, bu ise pilli bebek” diye bir yorumu vardı ki bizimkinin durumumuzu güzelce özetliyordu. 18 ay itibarı ile bu durum birden değişti. Artık kelimeleri var ama ötesinde artık kendine öz bir anlatım dili oluştu. Bir de hazır cevap, herşeye bir lafı var yani… E.T. gibi konuşuyor. Yavaş yavaş kapıyor, küçük uzaylım benim…

Yaş itibarı ile en çok kullandığı kelime ise “yok” (hayır yerine geçiyor…)
- yer misin?
- yok
- kalkar mısın?
- yok
- oturur musun?
- yok
- çişin var mı?
- yok
Ha burada Baha’ların Amerikalı bir arkadaşından öğrendi “no” diyor… “yok” dediği kaale alınmadığında “no… no…” diye başlıyor… Read more…

Categories: günce, ilkler Tags: ,

Bayramda hava ve yol durumu…

Kasım 30th, 2009 banu 23 comments


Yazmayı ihmal ediyorum bu aralar… Mazaretim; bir ölçü içimden gelmemesi, bolca vakitsizlik, bir tutam da yeni yollar… Geçen bayram Ankara’yı bekleme geleneğini bozduk ya; bir daha dikiş tutturamayacağız sanırım. Bizim Amerika’lıların Hindi Bayramı ile bizim Kurban Bayramımız denk gelince… Baha ile Özge bebek beklerken, küçük kardeş Süha’yı da askere uğurlamak üzereyken hep birlikte olalım dedik. Zaten bayramlar da ailelerin bir arada olması için değil midir?

Türk Havayollarından bu sene içerisinde kullanılması gereken hediye bir biletim vardı, dahası Cenk’e ve anneme birer bilet alabilecek kadar çok da milim… Kendim için “terzi kendi söküğünü dikemez” lafını pek sık kullanırım ama bu sefer “kedi olalı bir fare tuttum” diyorum kendime… Velhasıl tası tarağı topladık Baha’lar ile buluşmaya Amerika’ya yola çıktık. Hoş bizim tas tarak yerine hiç yerleşemedi ya… Göçebe kalmaya devam…

Önce hep birlikte bir kaç gün New York’ta vakit geçirdik. Baha ve Özge’nin bir arkadaşları da bize katılmaya karar verince; biri hamile 7 yetişkin artı bir küçük insan girdiğimiz her mekanda kayda değer bir yer kapladık. Tabi yine en çok Mira eğlendi. Ne de olsa Özge… Baha… Suha… Anneanne… Baba… bir seslendi mi, herkes emrinde… Ha tabi dötü sıkıştı mı da “Anne… üüü… memme…” durumu var. “üüü” kısmını becerebilirsem videoya çekmeliyim. Çoğu zaman hiç ağlak olmayan, sırıtık, muzur bir ifade ile “üüüü” diyor. Türkçe meali “kafamı bozma ağlarım haa…”

Read more…

Categories: gezmelik, günce Tags: ,

Doğal ve bilinçli beslenme üzerine…

Kasım 12th, 2009 banu 9 comments

Gittik geldik ay geçti üzerinden hala yazamadım şu Singapur ve Avustralya hikayelerimizi… Duruma “dijital fotoğraf icat oldu mertlik bozuldu” diye bir mazeret sunasım var. Hele Mira ve dayısı Süha, ezkaza fotoğraf makinası ile bir araya geldiklernde durum iyice içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Tabi bunları ayıklama düzenleme işi de benim başıma kalıyor… ki… bu konuda da sinirlerim alt üst durumda… Geçen ay uzun zamandır ertelediğim bu işe el attım - ve elimde kaldı :P Mira’nın doğumundan itibaren olan tüm fotoğraf ve videoları ay ve hatta gün bazında abartılı bir hassasiyet ile pek güzel düzenledim. sakınan göze çöp batar denir ya, işimin bitmesi ile çalıştığım harddisk bozuldu :( Resimler zar zor kurtarıldı ama aynı şeyleri sil baştan yapmam gerektiği için salak gibi hissediyorum kendimi… Bir de sürekli Avustralya ve Singapur’u unutmadan yazmalıyım karın ağrısı ile dolaşıyorum, fotoğraf olmadan da başlayamıyorum ya… Böylece başlıkla alakasız bir giriş yapıp, içimi döküp, alakasız bir de fotoğraf koyduktan sonra konuyu toparlayım… Etraftan genetiği ile oynanmış ürünler, tarım ilacı artıkları, salgın hastalık haberlerini duydukça aklıma Avustralya geliyor. Tepelerinde dünyanın başlarına açtığı ozon tabakası deliği ile oturmalarına rağmen bu kadar mı sağlıklı ve huzurlu yaşayan bir ülke olur yani… Aklıma geldikçe kıskanıyorum, elimde değil…

Yine de burada istediğimiz gibi yaşayabilmek için kendi mikro düzenimizi yaratmaya çalışıyoruz. Şu yanda gördükleriniz annemin balkonunda yetiştirdiğimiz patateslerimiz… Organik, GDO’suz, tazecik balkon mahsülleri bunlar… Sadece balkondan aldığımız fasülyeler ile derin dondurucuyu da doldurduk ya sırtımız yere gelmez bizim. Bu yaz başında bahçede ciddi bir üretime girme hayalim vardı ama olmadı. Yine de bolca kiraz domates, frambuaz ve semizotu aldık ya… Seneye kimse beni tutamaz.

Read more…

Huzurlarınızda günün ışıltısı; Ömer Aykan :)

Kasım 6th, 2009 banu 5 comments

Ortaokulda kolkola girip fısır fısır okulun bahçesinde turladığımız… Çenemize dayanamayan öğretmenin sınıfın iki ucuna oturttuğu ama küçücük kağıtlar ile mesajlaşmamıza asla engel olamadığı… akşamları telefonu annelerimizin “siz bütün gün okulda birlikte değil miydiniz?” isyanından önce kapatamadığımız… Büyüme sürecimizde zaman zaman yollarımızın ayrıldığı ama ne zaman kesişse hep kaldığımız yerden aynen devam ettiğimiz. Ve duruldukça bağlarımızın kuvvetlendiği… Yasemin‘im bu sabah ikinci defa anne oldu.

Read more…

Categories: günce Tags:

Öylesine bir Pazar günü… Opera ile tanışma… Çok sportif bebekler…

Ekim 20th, 2009 banu 7 comments

Cumartesi gece kavuştum evime… Evimi pek seviyorum. Dönüşleri çok seviyorum ama peşi sıra gelen ıvır zıvır için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Her şey oluyor benden ama şu evin hanımı olmuyor bir türlü… Boşalttığım bavullar üzerine kocanın dönüşümüz için itina ile sakladığı çamaşırlarını görünce kaçasım geliyor dörtnala… Neyse şikayet etmeyim, zaten hiç kasmıyorum, aynen de kaçıveriyorum.

Pazar sabah Leyla Gencer Sahnesinde Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin “Çocuklar için Öylesine Bir Dinleti” isimli müzikal oyunu vardı. Babası da kızının ilk tiyatro deneyimine gelemediği için hayıflanıp dururdu. Bari ilk defa opera ile tanışmasına eşlik edeyim dedi. Bana da şahane bahane oldu…

Sabah kahvaltı ardından Leyla Gencer Sahnesinin olduğu Ostim Oto Pazarına doğru yola döküldük. Yolda Mira’ya abilerin ablaların sahnede şarkılar söyleyeceğini anlattık. Şarkıları var anladı ya hemen “dans ee.. dans eee” (dans da var mı?) diye sordu. Evet cevabı ile dans etmeye de başladı ve 2 dakika sonra tos diye uyudu. Çocuğum geçen hafta boyunca mini disko, dans, sonrası uyku üzerine programlanınca “aha dans da ettik, hadi uyuyalım bari” kodu devreye girdi galiba… Sahnenin önüne geldiğimizde halen uyuyordu. Cenk’e “uyanacak mı sence?” derken, arkadan “ııı ıhhh” diye cevap verdi. “abiler ablalar içeri giriyorlar” deyince ise hemen ayıldı. Cin kesildi. Koltuktan çıkartmamızla arabadan atladı. 1 dakika önce uyumak isteyen o değilmiş gibi kolumuzdan çekiştirerek soktu bizi binaya… Abiler ablara b..k yese yiyecek yaa… bu da ayrı bir yazı konusu olsun hadi…

Read more…

Çok “r”omantik gördüm kendimi…

Ekim 15th, 2009 banu 18 comments

Bir de diyordum ki hiç romantik olamadım bu hayatta… Evdeki koca kişide az biraz potansiyel vardı ama kullanılmaya kullanılmaya onda da köreldi galiba…

Read more…

Categories: günce Tags:

Bayram ertesi :)

Eylül 25th, 2009 banu 9 comments

Gecikmiş bir bayram mesajı yazayım… Umarım herkes en sevdikleri ile birlikte şeker gibi bir bayram geçirmiştir. Bizim Eylül ayımız blogumuzun tersine pek hareketli idi… Hareket hali bayrama da yansıdı. Çook uzun zaman sonra ilk defa bayramda Ankara’yı bekleme ve eş dost ziyaret etme geleneğimizi bozduk. Dünyanın tam öteki ucuna Avustralya’ya gittik.

Zaten hiçbirimizin ilk defa ne Ankara’da durmayı kaldıracak, ne de kimseyi görecek hali yoktu. Hala babam çıkıp gelivericekmiş gibi geliyor. Aklımdan şüphe duyuyorum. Hafızam gel gitler yapıyor. Gözümün önünden hasta hali de silinmeye başladı. İnsanoğlu iyileri hatırlamaya programlı… ben de onu öyle hatırlamak istemiyordum zaten… ama içimdeki sıkıntı baki… gitmeye de niyeti yok gibi…

Read more…

Categories: gezmelik, günce Tags: ,

Tuvalet konusunda yardımcılar

Eylül 6th, 2009 banu 15 comments

Dün gece Adıyaman’dan döndük. Daha önce doğuya çok gittim ama bu kadar yakından görmemiştim… bu sefer ki unutulmayacak bir tecrübe oldu. Detayları anlatacağım.

Bu arada Adıyaman seyahati ile gece bez bağlama olayını da bitirmiş bulunmaktayız. Daha doğrusu ben değil de Mira bitirdi desem yeridir. Şaşırttıcı oldu, bu gelişme… Daha gittiğimiz ilk gece inat etti bezi giymeyeceğim diye… Biraz zorladım giydirebilmek için… ağladı, bağırdı… duyan boğazlıyorum sanmıştır. kaldığımız otel dağ başında olunca, etrafta ses namına bir çıt olmayınca, bir de sıcaktan cam da açık olduğu için bağırmaları Nemrut’un tepesinden duyulmuştur, eminim… Öylece pes ettim. “sabaha çiş içinde uyanırız, otel de bunu fark edecek kadar temiz değil zaten” dedim. Sarıldık uyuduk. Gece 2 gibi oturmuş gözünü dikmiş, bana bakarken buldum. “Çiş” dedi, kucağıma almam için kollarını uzattı, tuvalete götürdüm, hemen çişini yaptı. Sabah kuru kalktı. Sonraki günlerde hiç savaşmadım. Bez de takmadık. Gece 12 - 2 arasinda bir yerlerde bir kere kalkıp, çişe götürttü kendini, sonra meme emdi ve uyudu.

Read more…