ve bir devrin sonuna geldiğimizi net olarak hissediyoruz. Bebeğimizi tadını çıkarta çıkarta büyüttük, artık karşımızda hiç kapanmayan çenesi, tercihleri, sevdikleri, hayalleri ile küçük bir insan var… ve ne olursa olsun görüyorum ki şahane geçecek bu 3+ yaşlar Ömür boyu şimdi ki çocuk ruhunu ve mutlu olma enerjisini kaybetmemesi dileğim… Bir kez daha iyi ki doğmuş, iyi ki ben onun annesi olmuşum. Nice yaşlara meleğim…
Mira, geçtiğimiz Pazar günü ilk defa sinemaya gitti. Cenk ile sinemaya gittiğimiz bir akşam, Hatice’den “sana göre bir film geldiği zaman seni de götürürler, beraber sinemaya gideriz” diye söz koparmıştı. Ara ara sinema lafını duyar duymaz “ben ne zaman sinemaya gidebileceğim” diye bizi yokluyordu. 3 yaşını bitirmesine 1 aydan az bir zaman kalmışken muradına erdi. Bizim çocukluk kahramanlarından birinin - Ayı Yogi’nin filmine gittik. İlk sinema deneyimi için 3 boyutlu olmasını tercih etmeme rağmen, Ankara’da iki boyutlu gösterimi yoktu. Mira dert etmedi, çocuk boy gözlüğünü takıp kuruldu koltuğuna… Komik sahnelerde, Cenk’i, beni ve halası Canan’ı şaşırtacak kadar güldü… İlk yarının bitmesine az kala “çişim geldi ama biraz daha tutabilirim” dedi arada herkes ile birlikte tuvalete koştu… Kötüleri kazanmak üzereymiş gibi gösteren finale yakın sahnelerde sesli sesli itiraz etmeye başladı, hatta gözleri doldu… Sonuçta, çok çok eğlendi… Biz de kızımızın 0-3 yaş dönemimizin aslında pek de çabuk geçtiğini, +3lü yaşların tadının farklı olacağını anladık.
Ayı Yogi filmini ilk defa sinema ile tanışacaklar için güzel bir seçenek olarak önerebilirim. Yanlız; çocukları ilk defa sinemaya götürmek için çok da aceleci davranmaya gerek yok diye bir ekleme yapmalıyım… Öncelikle sinemanın nasıl bir yer olabileceğine dair gerçekten fikir sahibi olmaları gerekiyor. Yoksa özellikle karanlık, ses, hızlı görüntü akışlarından rahatsız olmaları, korkmaları veya hipnotize olmuş gibi donmaları çok olası… Merak etmeyin o zamanlar göz açıp kapayıncaya kadar geliyor zaten…
Mira öyle kendi kendine mırıldanan bir bebek hiç olmadı. Konuşma konusunda hep pek temkinliydi. Ben bir yaş dolaylarında bayağı bayağı konuşmaya başladığım için bana çekmediği konusunda ailecek hem fikirdik… Üstüne ben neredeyse 1,5 yaşımda, Mira ise 11 aylık yürüdüğü için annem “sen ne kadar dilliysen, bu da o kadar pilli” deyip duruyordu… ki bu iki yaş tüm ezberleri bozdu.
Mira’cım doğduğundan bu yana ilk defa benden ayrı bir gece geçiriyor… Pek sistematik olduğumuz ilk 7 aydan bu yana, ilk defa - üç beş sinema kaçamağını istisna tutuyorum - emmeden uyuyacak ve aynı yatakta yatmadan tam bir gece geçirecek. Ben Antalya’dayım. O babası ile Ankara’da. Bursa’dan ayağımızın tozu ile bir de buralara sürüklemek istemedim onları… en mantıklısı buydu, duygusalaşmaya da hiç niyetim yoktu… Ama bu dilli düdük en son telefonda “annnemm uykum var ama sen geri gel işten artık…” deyince içim buruldu. Burnumun ucu sızladı… şimdi hemen uyumalıyım ki… çabuk sabah olsun… hatta hemen tekrar akşam olsun… ben kızım ile koyun koyuna uyuyabileyim.
Yine de bir yanım sanki daha dün doğurmuş, yatmış, kalkmış, karşısında kocaman bir çocuk bulmuş gibi şaşkın… Diğer yanım ise büyümesinin her anını içine çekmiş… gururlu… hatta hala gıdısında ilk günkü gibi cennet kokusunu duyuyor ya pek bir mutlu… huzurlu…
İyi doğdu, iyi ki beni annesi seçti… iyi ki bizi biz yaptı. Sağlıkla, huzurla nice 2lere…
Binbir Çiçek‘te bugün;
Mira’cım “ben işe gidiyorum” dediğimde, “anne üüüü kal… kal” diye isyan bayrağını kaldırdı.
Hilal Hanım ona “Anne işe gitsin. Sen Jessica’ya havuç vermek ister misin? diye sorunca…
“isteeerem… tamam… sen git” dedi !
Jessica’nın aşkına büzük dudaklar ile çıkış vizesini aldık !
Aslında bir süredir üzerinde kafa yorduğumuz sonunda da kafayı bozup bir kenara koyduğumuz bir mevzuydu yuva meselesi… Evde kurduğumuz düzenimiz bize göre gayet güzel işliyor derken… Mira’nın Hatice Abla’sının hamile olduğunu öğrenmemiz ile düzenimizi yeniden şekillendirilmek üzere düşünmeye başlamıştık…
Hatice ile daha ben hamileyken çalışmaya başladık ve bu süreçte birlikte çok şey okuduk, yaşadık, öğrendik. Mira ile birbirlerini gerçekten çok sevdiler - ki Hatice’nin hamile kalmasında da en çok bu sevginin etkisi olduğunu düşünüyoruz - Yeni bir bakıcı arayıp, bulup, alışmaktan öte bu yaşanmış sürenin yeniden yaşanabilmesi gibi bir şansımız olmadığını, Hatice’nin zaten çok kısa bir süre sonra yeniden çalışmaya başlamak zorunda olduğunu, biz ondan o bizden memnunken birlikte çalışmaya devam etmenin en iyi karar olacağını göz önüne aldık. Read more…
Bizim dut yemiş bülbül yavrumuz gün geçtikçe daha yüksek sesle şakımaya başladı. Daha önce hafızaya aldığı bir çok sözcük, doğru yer ve zamanda tıkır mıkır dökülüyor ve bizi dumur ediyor. Kendi kendine geyik espiriler yapıp, bunlara çok gülüyor ve güldürüyor.
Geçtiğimiz haftadan benim kayıt altına almam gereken 3 küçük hikaye var…