Tuvalet eğitimine başlasak mı? Doktorla yok Pedagogla mı konuşsak? Bak Damla’nın da dediği gibi Mira’nın bu çiş olayına ilgisi varken bezi çıkartmalı mı? Hemen mi? bir sürü seyahat var ne yaparız? diye Cenk’i de didikleyip… - PDR’ci olduğuna en çok böyle zamanlarda hayıflanıyor kesin - Çocuk kendi sinyallerini veriyor da ben görmek istemiyor muyum yoksa? diye kös kös düşünüp duruyordum…
Geçen sene, tam da bu zamanlarda, Kitubi’de parmaklığa veda ve genç yatağına geçiş yazılarını okumuştum. Yerde yuvarlanan 5 aylık bebeğime bakınca Ilgaz pek büyük gelmişti gözüme ve daha çoook zamanımız var diye düşünmüştüm. Oysa zaman denilen şey - hele ki bebekli yaşama geçişten sonra - dünyadaki en nankör şey…
Geçen sene bugünler de… Mira’mı ilk defa görmüşüm. Koklamışım. Bir melek olsa ancak Mira gibi ışıldayabilirdi demişim.
Hala ilk günlerdeki gibi ışık saçıyor… Şimdi şimdi anlıyorum ki, herzaman da ışıldayacak. Onun bu ışıltısı beni hep herşeyden daha iyi, daha güçlü, daha mutlu, daha anlayışlı, daha sorumlu, daha olgun, daha affedici, daha huzurlu yapacak…
Yine önemli bir dönüm noktasındayız… Başını kontrol ediyor, dönebiliyor, oturuyor, yuvarlanıyor, emekliyor, sıralıyor derken Mira’cım bu aralar yanlız adımlamaya da başladı. Ama çoğu zaman kendini garantiye alıyor ve emeklemeyi tercih ediyor. Ne de olsa yürürken acemi ama emeklerken tam bir profesyonel…
Pazar günü Sibel’in Emre Alp’inin 1. doğum günü kutlamasına katıldık… Ortak dostlarımız ile bir araya geldik. Herşey çok güzeldi. Sibel’i tüm telaş ve sıkıntılarından sıyrılıp, harika bir gün hazırladığı için kutlamak lazım…
Bu bayramın güzel olayı… Kuzenim Levent, eşi Ayça ve oğluşları Tuna’nın, uzun zaman sonra Ankara’ya gelmeleri… Daha güzeli bizimle kalmalarıydı. İki günlüğüne de olsa çok çocuklu, kalabalık bir aile demosu yaşadık.
Tuna, 23 aylık… Mira’dan tam 13 ay büyük…
Büyüklerin küçükler üzerine etkisi daha ilk dakikada göze çarpıyor. Mira’cım, ilk andan itibaren Tuna’dan gözünü ayıramadı. Tuna’nın peşinden emekleyerek yetişmeye çalıştı. Hep yanında olmak istedi. Onun gibi iki ayağı üzerinde durmaya, onun yaptıklarını yapmaya çalıştı. Tuna’nın koşturup durmasına imrendi. Haftalardır yemek yemekle hiç işi olmazken, Tuna yerken, o da yedi… Tabi Tuna ağladığında, Mira’da duruk yere kopardı yaygarayı… Bu curcunada, önce “çocuk sayısı artınca vay halimize” desek de, Tuna ile sessizce kafa kafaya verip, koltuk altına kaçan oyuncağa bakakaldıkları an herşeyi unutturuyor…
Bayramın ilk gününü bahçemize düşen bir parça kar ile karşıladık. Mira’cım, bahçesinde bir farklılık olduğunu anladı ki, güneş çıkıp tüm karları eritene kadar yapıştı cama…
Son Yorumlar...