
25 - 30 Nisan 2009 tarihleri arasında Ankara’da “4. Küçük Hanımlar, Küçük Beyler Uluslararası Çocuk Tiyatroları Festivali” düzenleniyor. Festival programına tesadüfen Pazartesi gecesi göz atma fırsatı buldum.
Festivalin Pazar günü başlayıp sadece hafta içi oluyor olmasına hayıflanırken, Droplets / Damlacıklar oyununu gördüm.
Read more…

Ne gezdik… ne gezdik…
Mira’cım ile geçirilecek o kadar çok boş vaktim kaldı ki iş seyahatiydi diyebilmem için sadece şahitlerimin sözlerine güveniyorum. Gitmeden önceki stresimi sıkıntılarımı bir süreliğine de olsa bıraktım bir kenara… İyi geldi hayatın kontrolsüz akışına böyle plansız bir ara vermek. Çok işim olacak diye beklerken gezip tozup gelmek… Darısı ihtiyacı olanlara…
Read more…
Havalar ısındı… Ağaçlar çiçek açtı… Günler daha uzun… Bir de hava aydınlıkken işten çıkıyoruz ya… kıpır kıpır ortalık… Bugün soğuyan havaya, dün ortalığı kasıp kavuran yağmura rağmen içimden bir an önce şıpıdık terlikler ile dolaşmak geçiyor… Bahar resmen gelmiştir.
Bir yanda herşey altüst hayatımızda… Aile, sağlık, iş, para ile ilgili herşey zor, hatta çok zor… Zorlamayan iki şey var birincisi aydınlık havalar, ikincisi de tabi ki Mira’cım… Bu kadarı herşeyi kolaylaştırmaya yetiyor… Daha önce olmayı bilmediğim kadar mutluyum… Öyle ki bazı anları dondurup, hep orada kalmak istiyorum.
Cumartesi günü hava muhteşemdi. Mira’cım ile ben bahçede eşelenirken Cenk daha cazip bir teklif ile aradı… Erken çıkacakmış, kalede dolaşsak dedi… En son ben Mira’ya hamileyken gitmiştik kale civarına, yine bir Cumartesi’ydi, yine hava bu kadar güzeldi… Bir sürü güzel fotoğraf çekmiştim. Yolda Cenk ağzından baklayı çıkarttı. Fotoğraf çekmeden önce… Meşhur Dönerci Köfteci Dursun Usta‘dan döner yiyecekmişiz. Onun için gidiyormuşuz Kale’ye… Şaşırmadım
Read more…

Bir önceki haftasonu yavaş yavaş bahar geliyor demiş. Sabah erkenden, kentimizin hak ettiğimiz şekilde yönetileceğine dair bir hayalperestlikle oyumuzu kullanmış. Dışarıda güzel bir kahvaltı yapmış ve sonrasında kendimizi parka atmıştık. Seçim vesilesi ile tatil yapan kocam, hadi deyince kapı önüne koşan kızım ile harika bir gün geçirmiştik. Çok güzel de fotoğraflar çekmiştik. Yanlız fotoğrafların olduğu kartı evin içinde şeytan alıp götürüp, bugün geri getirmeye karar verdi… Geç meç farketmez, bu fotoğrafları blogumuza koymazsam çatlardım 
Read more…

Hatırlıyorum… Yaşım 30′u geçip, çocuk sahibi olmamız fikri aklıma düşmeden çok çok önceleri, ne bebek, ne de çocuklar ile vakit geçiremezdim… Sıkılıyorlarmış gibi gelirdi ama itiraf ediyorum aslında sıkılan bendim. Karşımda gördüğüm sadece benim sıkılgan psikolojimin bir yansımasıydı.
Amazon’dan 4 al 3 öde kampanyası ile hamileyken aldığım kitaplardan biri idi :
The 2,000 Best Games and Activities… Sadece 344 sayfada bebeklikten - 8 yaşa kadar aktivitelerin anlatıldığını okuyunca kitabının kapsam ve içeriğinden kuşku duymuştum. Bebeklik dönemine ait fazla bir şey bulamayacağımı, diğer yaşların ise çok yüzeysel geçildiğini düşünmüştüm. Kampanya kapsamında alacak 4. kitabı bulamayınca nasıl olsa bedavaya gelecek diyerek almıştım. Mira aramıza katıldıktan sonra bu kitap hakkındaki fazla ön yargılı yaklaştığımı düşündüm. Şimdiler de ise çok çok önyargılı yaklaşmışım, iyi ki almışım diyorum.
Read more…
Cümbür cemaat, Çınarişko’nun doğum günü kutlamasındaydık cumartesi günü… Bebiş kadrosunda eksik yoktu. Hala bebişler diyorum ama resmen “0″ numara bıcırık çocuklar oldu bunlar… Mimikler, eller, kollar, ayaklar… durmadan birşeyler anlatıyorlar…
Mira’cım, bir gece önce hepimizin artık sabah 4te kalkması ve oynaması gerektiğine karar verince, öğlen uykusundan erken kaldırmaya kıyamadım. Sonra da pastayı kesmeden yetişelim telaşıyla fotoğraf makinamı evde unuttum. Cepten çıkan kareler bu kadar…

Read more…
- bu blogun kumanda paneline daha dün girebiliyordum, şimdi şifre soruyor, ne yazacağım?
- gmail şifren ile giriyordun ya anne…
- aaa… herşeyi aklımda mı tutacam ben… sana soracam tabi ki…
… derken annem sonunda bloglamaya başladı. Evden şapkalarını yüklendi geldi. Hatta hızını alamadı benim dolaplarımı da döktü. Ben de netlemesi bozuk fotoğraf makinam ile çektim fotoğraflarını…
Artık annemin sayfası FAZODesign resmen yayında, sizi de bekleriz 
Bir çok evde olduğu gibi, bizde de, benzinciden hediye oyuncak bir Ferrari var. Geçen evdeyiz. Annem ile mutfakta çene çalıyoruz. Mira’da yanıbaşımızda araba sürüyor. Vınn… Ferrari gidiyor. Pıtı pıtı… Mira koşarak getiriyor. Derken bir kaç dakikalığına önce Ferrari’nin, ardından Mira’nın sesi kesiliyor. Bir bakalım ne yapıyor diye mutfaktan kafamızı uzatıyoruz ki… Mira’cım koridordan koşarak geliyor. Parmağında siyah conta gibi bir şey, eli önde anneme “ıhhh” (bak) diyor. Parmağındakine dikkatle bakıyorum. Bizimki Ferrari’nin ön tekerini sökmüş, parmağına yüzük yapmış
Mira’nın gözü hep benim takılarda… Kolyemi alsın, kafasından geçirsin. Yüzüklerimi kapsın, parmağına taksın. Bilekliklerimi koluna geçirip, düşmesin diye el havada gezsin. Annem “Kızımı kokoş yapamadım. torunumu yapacam” diye dalga geçip duruyor. “Özellikle uğraşmana hiç gerek yok, zaten sana benziyor” diyorum…
Bizim komik kıssadan, iki küçük hisse… Birincisi, bizim başımıza gelmedi ama parçaları ayrılabilen oyuncakları oynarken gözünüz üzerinde olsun. Yutmaya kalkabilir. Boğazına kaçabilir… İkincisi, Damla’nın Kitubi’deki Cinsiyet ayrımcılığı yapmayan nesiller yetiştirmek? başlıklı yazısını okuyun. Anne baba olarak bizim güzel kızım veya aslan oğlum diye abartılı davranışlar sergilememize gerek yok. Bir yaşını geçtikten sonra çocuklarımız zaten yavaş yavaş cinsiyetlerine göre taklit etmeye başlıyorlar. Yoksa nereden bilecek bizim sıpa lastiği yüzük yapıp parmağına takmayı… Bu arada bugun sabah bir baktım. Yine sökmüş lastiği, takmış parmağına ama beğenmemiş ki… Tekrar arabaya takmaya çalışıyor. Tabi beceremiyor, uzatıyor bana “ıııhh” (tak yerine) diye 