Bebek ve çocuk kitapları üzerine…

Başak, Kids’in bebek ve çocuk kitapları üzerine başlattığı anketi bana paslamıştı. Zaten özel olarak paslanmasa da yazılası bir konu ama ben yazmakta pek geç kaldım…

1. Boncuğunuza kitap seçerken en çok önem verdiğiniz kriterler neler?

Genel olarak kitap konusunda çok katı bir seçiciliğimiz yok… Halaları, dayıları, amcası, anneannesi, babaannesi nazımızı çekip, oyuncak ve abur cubur alma konusundaki ambargo koşullarımıza destek çıkıyorlar. Ancak istedikleri gibi kitap alabiliyorlar.

Kendimiz kitap seçerken en önemli kriterimiz; Mira’nın ilgisini çekme ihtimalinin olması… Fantastik-uçuk kaçık olabileceği gibi yanıltıcı-yanlış bilgi içermediği sürece öğretici-eğitici de olabilir. Çoğunlukla kitapçıya gitmeden önce göz atmak istediğim kitaplara dair bir listem oluyor. Bunlardan bir kaçını orada Mira’ya okuyorum, en beğenilen alınıyor. Liste oluşturmada arkadaşlarımın önerilerini, bloglardaki paylaşımları, Görkem Yeltan’nın Radikal Kitap’taki köşesi‘ni, İyi Kitap‘ı ve tabi ki Bir Dolap Kitap‘ı referans alıyorum…

Yurtdışına çıktığımızda da oraya özgü ilginç bir kitap görürsek hiç takılmadan alıyoruz. Kitapçılardaki indirim köşelerini ve özellikle Amerika’da Marshall’s – TJ Maxx gibi serisonu dükkanlarını fırsat bulursak ziyaret ediyor, bir kaç dolara bulduğumuz kitapları pek kriter göz etmeden stokluyoruz. Kütüphane imkanlarını geçtim de en azından Türkiye’deki kitapçılarda da bu tip köşeler olabilmesini isterdim.

2. Bir kitabın kapak tasarımı sizi cezbeder mi?

Kesinlikle eder. Ancak tek başına kapak yeterli olmuyor tabi ki… Kapak tasarımı kadar içindeki çizimleri, ismi, hikayesine de bakıyorum.

3. Çocuk kitaplarının didaktik yaklaşımlarını nasıl buluyorsunuz?

Karakter gelişimi diye amaçlandırılmış, bunun da idealize karakterler ile fazlasıyla gözüne gözüne sokulduğu yer aldığı kitapları sevmiyorum. Cemile’lerden, Ayşegül’lerden ve onların fazlaca şekerli konuşan ailelerinden rahatsız oluyorum – istisnasız tüm cümlelerinin sonunda tatlım, balböceğim, yavrum, güzel kızım, canım, birtanem… vs. vs. kullanılması – herhalde kendim pek kullanmadığımdan – batıyor.

Didaktik hikayelerin çok korkunç dijital sesler pekiştirildiği sesli anlatımlı – müzikli kitaplara da tahammül edemiyorum – ki bunlardan biri bizim eve de girmiş durumda… Benim adım Mikrop, Mikrop şarkısına bayıldığı için yokedemiyorum da…

Ancak Lili ve 7 çocuğu gibi espirili hikayeleri veya TUBITAK erken çocukluk kitaplığındaki Dişhekiminde, Rüzgarlı – Karlı – Yağmurlu Bir Gün, Gölde, Yeraltında gibi gerçek yaşamdan kesitler sunan öğretici kitapları Mira kadar biz de seviyoruz.

4. Çocuk kitaplarındaki resimler nasıl olmalı sizce? Hikayesini beğendiğiniz bir kitabı ilüstrasyonlarından dolayı almamazlık ediyor musunuz veya tam tersi oluyor mu? Hikayesi uyduruk olan bir kitabı grafiklerine aşık olarak aldığınız oldu mu? Grafiklerde aradığınız temel özellikler var mı? Varsa nedir?

Hikayesi gerçekten güzel bir kitap ise çizimleri yüzünden almamazlık etmem. Ama çarpıcı bir hikayesi olmayan veya hiç hikayesi olmasına bile gerek duyulmayan veya hikayesi zaten çizimden ibaret olan hatta ilk bakışta sayı öğretmeyi amaçlıyormuş gibi duran bir kaç kitabı çizimlerine ve tasarımına bayıldığım için aldığım oldu 🙂 Tabi güzel tarafı, bunlar Mira için yaşından bağımsız kitaplar oldu. Bu kitaplar kendilerine baktırıyor, uzun uzun inceletiyor… görüyorum ki her dönemde farklı bir noktası ilgisini çekiyor.

Çizimlerin illa çocuksu olmasına gerek yok. Ancak marketlerin bile çocuk kitap reyonlarında en sık gördüğümüz Calliou, Mickey Mouse vb televizyon kahramanlarının kitaplarından elimden geldiğince olduğunca uzak durmaya çalışıyorum. Zaten bu tip kahramanların görsellerine her tüketim malzemesinde yeteri kadar maruz kalıyorlar, bu merakı pompalamamak için fazla vurgulama yapmaya gerek yok diye düşünüyorum.

5. Çocuğunuzun şu anda en çok sevdiği 3 kitap hangileri? Bu kitapların bir ortak yönü var mı?

Mira’nın favori kitapları sık sık değişkenlik gösteriyor. Bir kaç gün bir kitaba takılıyor – 30 kere okutuyor – daha sonra başka bir kitaba geçiyor. Bir süre sonra yeniden aynı kitaplara dönüş yapıyor. 3ten biraz fazla olacak ama tam bu günlerdeki en sevdiği kitaplar şunlar;

Özellikle Çizgili, Kırmızı Top ve Canavarlar Kedilerden Korkar Mira’nın iki yaş başında tanıştığı ve halen en çok okuttuğu kitaplar olduğunu söylemeliyim. Tek ortak özellikleri; yaşına uygun basit bütünlük içerisinde tamamlanan akılda kalıcı hikayeleri olması… Elimizde hiç kitap yokken – mesela umumi bir tuvaletteyken – “Annneee aklından bir kitap okurmusun, mesela XXXX’i okurmusun hadi…” şeklinde sipariş verilmesi olayımızın da bu kitaplardan çıktığının farkındayım. – tabi bizi yan tuvaletlerden duyanların kıkırdamalarını da farketmiyor değilim 😛

Yukarıda bazı sayfalarını fotoğrafladığım, ODTÜ Yayıncılık’ın, İranlı yazarların eserlerinden çıkarttığı, okul öncesi serisinin özellikle çizimleri ile çok dikkat çekici… Alışıgelinen çocuk kitabı çizimlerinden farklı; çoğu modern bir sanat eseri tadında… bazı hikayeleri ise fazlasıyla sıradışı – küçüklere okurken dikkatli olmalı… Kırmızı Top‘un yanısıra, özellikle çok küçük çocuklara okunabilecek tekerleme bilmece tadındaki Hepimiz Seniniz, gökyüzündeki tüm yıldızları yiyen açgözlü kedi ve kahraman minik yıldızın hikayesi Kedi ve Yıldızlar, hızlı gitmek için tekerler takan kaplumbağanın yavaşken gördüklerinden nasıl keyif aldığını anladığı Mutlu Kaplumbağa, ve Sabah Yazdım Sabah Oldu‘yu çok beğendik…

Favori Eric Carle’larımızdan From Head to Toe ve TUBİTAK yayınlarının 1001 Hayvanı Bulun benzeri Imagine ile artık Mira kendi kendine oyunlar kuruyor – tabi bizi de oynatıyor. From Head to Toe’yu okurken kafamızı penguen gibi çeviriyor, fil gibi tek ayağımızı kaldırıyoruz. Imagine ile salonun ortasını kutup bölgesine çevirip, yastıklardan penguenlere ev yapıyor, etrafımızda hangi hayvanları göreceğimizi konuşuyoruz.

If You Give a Pig a Party kitabı, kendi yaşının sonsuz isteme ve aynı şeyleri tekrar tekrar isteme halini yansıttığı için Mira tarafından pek seviliyor. Aynı seriden If You Give a Mouse a Cookie; Mira’nın okuttuğu ilk uzun ingilizce hikayeydi. Montessori Eğitimi blogunda İdil’in paylaştığı oyun da bunu tetiklemişti.

6. Bir çocuk kitabı yazsanız hangi temayı işlemeyi düşünürdünüz, ya da temasız öylesine bir masal mı uydururdunuz?

Tamamen farklı bir dünyada farklı canlılar ile temasız-mesajsız bir hayal dünyası yaratmak veya kendi dünyamızda günlük yaşanabilecek Piretorbası gibi sıcak bir hikaye yazabilmeyi isterdim.

Kitap seçimlerimizde fikirlerinden çok yararlandığım iki arkadaşım Umur ve Çiğdem‘den bu ankete cevap vermelerini bekliyorum.

Bu ankete verilen tüm cevaplara Nurturia’dan ulaşabilirsiniz.

Doğal Ebeveynlik tembel annelerin tercihi mi?

Belki biraz anormallik göstereceğim ama doğumdan bu yana anneliğimin iyi veya kötü, şu veya bu ekole ait olduğunu hiç sorgulamadım ben… Kusursuz değilim ama hatalarım için de kendimi yemedim. Daha Mira aramıza katılmadan Cenk ile nasıl anne-baba olacağımızı irdelerken, ana-babalıkta bir miktar hata payının pek normal olduğunu %100lük bir performans için kendimizi kasmamızın gereksizliği konusunda hemfikir olmuştuk. Bana göre anne-babanın vermesi gereken güven ve sevgi gibi en temel ihtiyaçları yerine getirdiğimiz sürece telafi edilemeyecek, onarılamayacak bir hata yok ebeveynlikte…

Hamileliğim süresince Tracy’den, Ferber’e, Karp’tan, Sears’a bir çok çocuk yetiştirme ekolünün kitabını okudum. Akıl süzgecimden geçirdiğimde saçma gelen yanlarına uyuz olmak yerine kulak tıkadım, kendi doğamıza uyabilecekleri, yeni yaşantımızı kolaylaştırabileceklerimi almakla yetindim. Ferber’de çocuğu ağlasa bile uyumaya terk etmek kısmına değil, uyku öncesi tutarlı bir rutin kurmanın olumlu etkisine takıldım. Tracy’nin yemek-aktivite-uyku-kendine vakit ayır sıralamasını ve erken tuvalet eğitimi yaklaşımını çok beğendim. Karp sayesinde kundaklamayı akıl ettim, 2 yaş krizlerinde ilk yapmam gerekenin derdine onun gözünden bakabilmek ve onu anladığımı anlatabilmek olduğunu öğrendim. Ama en çok Sears’ın dünyaya çocuk gözü ile olduğu kadar anne gözü ile de bakabilen yaklaşımına bayıldım.

Son zamanlarda bloglarda, sosyal ağlarda, yakın ve uzak çevremde Attachment Parenting – yani Doğal Ebeveynlik ile ilgili daha çok şey okuyor, duyuyorum. Doğal ebeveynliğin; SADECE kazık kadar olana kadar emzir, ağlamasına üzülmesine asla müsade etme, birlikte uyu, kucağında taşı, davranışlarının zamanı geldiğinde düzelmesi için sabırla bekle şeklinde yansıtılmasına, hatta ileri giderek bunları yapmayan annelerin “doğal olmamakla” suçlamalarına çok şaşırarak bakıyorum. Doğal Ebeveynliğin bahsi geçen olmazsa olmazlarının sertçe dile getirildiği ortamlarda benim araştırdığım / okuduğum / algıladığım Doğal Ebeveynliğin “Soft Attachment Parenting” olarak algılanmasına da pek şaşırmıyorum.

Slingomom‘ın Alternatif Anne’ye – dolaylı yollar ile – eklenen yazısındaki “Doğal Ebeveynlik çocuklarını dinleyen, anlamaya çalışan ebeveynler olmak demek…” sözü arkasında derin anlamlar barındırıyor. Aslında Doğal Ebeveynlik; uyku, yeme, disiplin gibi tüm konuları şekillendirirken de çocuğu anlamaktan vazgeçmemek anlamına geliyor. Herşeye göz yummak ise doğal olmayanı… En çok konuşulan – ve belki de en yanlış anlaşılan – kavramların üzerinden DOĞAL EBEVEYNLİK – ATTACHMENT PARENTING bakış açısı ile geçmek istedim. Herkesin doğasına uygun bir şeyler bulabileceğine eminim.

Emzirme
Bebeğin doya doya istediği zaman emmesi doğal olanıdır. Ama…
Emzirmiyor/emziremiyor, biberon veriyorken de doğal ebeveyn olunabilir,
– Annenin gece emzirmelerini kesmesi de normaldir,
– 12 aylıkken veya 3 yaşındayken farketmeksizin anne ve/veya bebek ne zaman hazırsa o zaman emzirmeyi tamamen bırakabilirler.
Önemli olan bu süreçleri anne ve çocuk için zorlanmadan, acısız atlatmaktır.

Mira 3 yaşına 3 ay kaldığı şu günlerde hamile olmama rağmen halen bir iki kere emiyor ve ben artık emmeyi ne zaman bırakmalıyım sorusunu kendime hiç sormuyorum – ki fazla düşkünleştiği bir kaç dönemde kesme sürecine girmekte çok geç kaldığım konusunda kuruntulanmıştım. Görüyorum ki onun düşkünleştiği dönemler aslında bir barometre görevi görüyordu ve ben başka arızalarımızı göremeyecek kadar yoğun ve yorgundum. Şimdi gözüme baka baka “ben daha büyümek istemiyorum annecim” derken, “hayır sen büyüdün artık” demek istemiyorum. “Sen de bir gün büyüyeceksin” demekle yetiniyorum. Nasıl artık toplum içerisinde emmeyi talep etmiyorsa, ben ondan önce emzirmeyi bırakmak istersem de bunu ona anlatarak yapabileceğimi biliyorum

Uyku
– Doğal ebeveynler illa ki çocukları ile uyumuyorlar ama ya hep benim ile birlikte uyursa gibi bir endişeyle bebekleri ile uyumaktan da korkmuyorlar.
Önemli olan bebeğin sağlıklı bir şekilde uyuması, güvende hissetmesi ve huzurlu olması… Kendi yatağında veya bizim yanımızda olması değil.
– Bebeğin anne babası ile uyumamış olması bağlanmanın zayıflığının göstergesi değil ama çocukla beraber uyumak da gün içerisinde yerine getirelemeyen bağlanma ihtiyacını gidermede yardımcı…
Doğal Ebeveynler de çocuklarının sonsuza kadar kendileri ile uyumayacağının farkında ve bunun için bir ayrılma stratejisi izliyorlar.
Çocuğun yanında ilişki gibi kavramın da hiç kimseye doğal gelmediği aşikar.

Bebekken kendi odasında kendi yatağında deliksiz uyuyan kızım, önce sabaha karşı bizimle uyumaya başladı, sonra da bizim yatağımızda yatmayı istedi. Duruma müdahele etme çabalamızın tüm düzenimizi bozacak bir huzursuzluğa davet çıkartmasındansa, biz onunla uyumanın tadını çıkartmaya başladık. Ama artık geceleri hiç emmiyor, hiç uyanmıyor ve dahası artık uyurken sıkıştırılmayı hiç sevmiyor. Tekrar kendi yatağında yatmayı istemesi de çok uzak değil hissediyorum.

Disiplin
Disiplin doğum ile başlıyor.
Ceza/ödülden daha etkin iletişim yöntemleri destekleniyor.
Disiplinde sertlik değil tutarlılık ve pozitif yaklaşım öneriyor.
Doğal ebeveynlikte kesinlikle, saldım çayıra, mevlam ne zaman isterse döner gelir şeklinde bir disiplin uygulaması yok. Hatta tam tersi bir durum söz konusu…

Biz anne – baba olarak çocukların sınırları sevdiği anlayışını benimsedik. Her yaşında onun algılayabileceği sınırlamalar koyduk. Hayırı çok kullanıp anlamsızlaştırmadık ama 7 aylıkken beni kemirmeye kalktığında da anlamaz demeden net bir şekilde kullanmaktan çekinmedik. Onun kendi alanlarını yarattık. Böylece bizim ve başkalarının da kendi alanları olduğunu anlamasını sağladık. Bu hafta okulundaki öğretmenleri ile birebir veli toplantımızda söylenen “Ortamın kurallarını çok iyi gözlemliyor. Genelde uyumlu ama o anda uymak istemiyorsa da kimseyi rahatsız etmiyor. Arkadaşlarının dikkati dağılıyor Mira’cım, biraz daha sessiz konuşurmusun gibi açıklamalı yapılan uyarıları hiç itirazsız yerine getiriyor” sözleri bize 2.5 yaş için yeterli bir disiplinin olduğunu gösterdi.

Bağlılık / Bağımsızlık
Doğal ebeveynler, çocuklarına kendi kendilerine öğrenmeleri için fırsatlar yaratıyorlar. Yapamadıklarında yanlarında oluyorlar ama onlar adına yapmaya kalkmıyorlar. Doğal anneler de bağımlı çocuk değil bağımsız ama bağlı çocukları olmasını arzuluyorlar. Tüm NORMAL anneler gibi…

Biraz uzun oldu sanırım ama kısaca özetlemek gerekirse… biberon ile besleyerek de, odasında uyutarak da aslında DOĞAL EBEVEYNLİĞİ benimsiyor olabilirsiniz. Önemli olan izlemek, dinlemek ve anlamaya çalışmak, pozitif yaklaşmak… Beslenme-psikoloji-tıp konularında uzman super anne değil, sadece anne olmak 🙂

——

Alternatif Anne’deki Doğal Ebeveynliğin Tuzakları başlıklı son yazıda da, haklı olarak, acaba ebeveynler başedemedikleri sorunlar karşısında Doğal Ebeveynlik maskesinin ardına mı saklanıyor? sorusu sorgulanıyor. Uzun yorum yapmak pek adetim değildir ama oraya çok uzunca bir yorum yazmıştım. Sanırım kullandığım linklerin fazlalığından spam yorum filitresine takıldım. O yorumumu az biraz toparlayınca da bu yazı çıktı ortaya…

Bu blogda en çok okunan yazılar

Hayatın ucunu kaçırmamak adına biraz boşlamıştım bloglamayı… Boş yere vicdan azabı çekmemem için  otokontrol sistemim devreye girmiş, bilinçaltım yazmaya vakit ayıramayacağımı bildiğinden olsa gerek, içimden de tek satır yazmak gelmiyordu. Nihayet bir kaç gündür, kaldığım yerden devam edebilmek için ufak ufak kaşınmaya başladım. Taslakta bekleyen onlarca yazıya elim gitmiyorken… Hele yazmayı tamamlayamadığım diğer şekersiz dondurma tarifi, kafamı kaldırdığımda camdan gördüğüm karanlık bulutlar ve sararan yapraklar ile son derece alakasız kalırken…  Pratik Anne’nin bu sobesi nereden başlasam ki derdime çare oldu… Şeytanın bacağını bu yazı ile kırıyorum ya, gerisi gelecek artık… (telkin, telkin, telkin…)

  1. Birinci yaşgünü organizasyonu ve 1. YaŞGüNü PaRtiSi
    Googledan en çok tıklama alan blogun en çok okunan iki yazısı… Bebeği yormadan anneliğin ilk yılı kutlamayı hakediyor. İlk yazıda kendi doğumgünümüzü organize etmeden önce nasıl bir kutlama yapılabilir konusunu iredelemiştim. İkinci yazı ise kendi tecrübemiz…
  2. El yapımı… Ev aksesuarlarımız…
    Bu yazı da kendi kendime bir telkin yazısıydı ama işe yaramamış 😛 Mira için bir sandalye yapmaya heves etmiş, kendi kendime hadi yaparsın gazı vermek için bugüne kadar yaptığım en iddalı 3 parça ev eşyasının fotoğrafını çekip anlatmıştım. Aslında tamamlanmışlar yerine yarım kalıp bekleyenleri de anlatsaymışım belki kendim için daha ikna edici olabilirmiş.
  3. At Pazarı, Koyun Pazarı, Saman Pazarı…
    Ankara Kalesi çevresine dair yazılmış o kadar az şey var ki, onlarca seyahat yazısının arasından bunun öne çıkmasının tesadüfü olmadığını düşünüyorum.
  4. Tuvalet eğitimini tamamlamaya hazır mı(yız)? ve Tuvalet konusunda yardımcılar
    Bebekken tuvalet alışkanlığı geliştirmek, 2 yaşında tuvalet eğitimi konusunda çalışmaktan çok daha kolay 🙂 Bu yazılarda hem kendi erken tuvalet alışkanlığı tecrübemizi anlatmıştım, hem de benzer yöntemleri izleyen diğer blog yazarlarının yazılarını bir araya toplamıştım.
  5. B.E.Ö. Sonbahar
    Mira’nın ilk sonbaharı ve ilk sürpriz sepeti deneyimi 🙂 Baktıkça sıpa ne çabuk büyüdü demekten kendimi alamıyorum. Sanırım bu yazı mevsimsel olarak öne çıktı. Zaten hemen bir iki tık gerisinden takip eden diğer yazı da Nezle ile İlk Savaşımız olmuş 🙂

Yazmayan ve sobelenmeyen kim var ? KitubiHilalAçalyaKral ÇıplakPi-nik KuşSelen

Siz hala Nurturia’lılaşmadınız mı?

Blog dünyasını takip eden herkes duydu artık Kitubi‘mizin elinin emeği gözünün nuru Nurturia’yı… Ben duymayan arkadaşlarım için yazıyorum. Özellikle biri var ki – o kendini bilir – dünyanın bir ucundan SMS ile “yeşil kaka neden olur?” “len senin göbek ne zaman gitmişti?” gibi mühim sorular soruyor. Tabi benim SMS okuma alışkanlığım sıfır olduğu için, kendisine hiç bir zaman merakını giderecek kadar hızlı dönüş yapamıyorum… Nurturia sadece bu konuda bile derdine benden iyi derman olacaktır. Hem ben zaten oradayım. banushka‘yım. Beklerim.

Nurturia Nedir?
“Nurturia ile çocuğunu daha kolay büyüt”
Bebek bekleyen ve küçük çocuklu ailelerin çocuklarının günlük hikayelerini, gelişimlerini sevdikleri ile paylaşabildikleri, aynı zamanda diğer anne-babalar ile tecrübe paylaşarak yardımlaşabildikleri sosyal platform Nurturia.

Nurturia’da Neler Yapabilirsiniz?

  • Kendiniz için bir hesap açabilir, çocuklu arkadaşlarınızı ekleyebilirsiniz, yeni arkadaşlar bulabilirsiniz.
  • Kendi hesabınızın altında çocuklarınız için ayrı birer hesap oluşturabilirsiniz. Çocuklarınızın günlük maceralarını buradan paylaşabilirsiniz.
  • Çocuğunuzun anı defterini güncelleyerek hem anılarını hem paylaşırken, hem de gelecek için kayıt altına alabilirsiniz. İlkleri, dedikleri, yaptıkları, büyümesi…
  • Çocuklarınızın hesaplarını eşinizle birlikte güncelleyebilirsiniz.
  • Çocuk büyütmekle ilgili her türlü sorunuzu sorabilir, soru yanıtlayarak tecrübelerinizi paylaşabilirsiniz.
  • Gruplar kurabilir, varolan gruplara üye olabilirsiniz.

Hamilelikten itibaren

  • Hamileyseniz de üye olarak hamileliliğinizin nasıl geçtiğini, günlük heyecanlarınızı, sıkıntılarınızı paylaşabilirsiniz.
  • Henüz doğmamış çocuğunuz için profil sayfası açıp, anı defterini oluşturmaya başlayabilirsiniz. İlk tekmeleri, cinsiyetinin öğrenilişi, isim seçimi…
  • Tecrübeli anne-babalara hamilelik ve çocuk bakımı ile ilgili sorular sorabilirsiniz. Gruplara üye olabilir ya da kendi grubunu kurabilirsiniz.

Nasıl Üye Olabilirim?
Üyelik ücretsiz. www.nurturia.com.tr adresinden 1 dakikada üye olabilirsiniz. Kayıt olduktan e-posta adresinizi onaylamayı unutmayın.

Nurturia Tanıtım Turu Adresi: http://www.nurturia.com.tr/account/tour

Nurturia Ne demek?
Nurturia, İngilizce’de iyi bakmak, büyütmek anlamındaki “Nurture” kelimesinden geliyor. Yurt dışına açılma planlarından dolayı ingilizce kökenli bir isim seçilmiş.

“eğer gerçek süt içmiyorsanız, gerçek yoğurt yemiyorsanız, gerçek ekmek yemiyorsanız, gerçek et değilse yediğiniz… siz de gerçek bir insan değilsiniz ! ve gerçek olmayan bir şekilde öleceksiniz”

O gün” yapılan tüm konuşmaların videolarını Vimeo‘dan izleyebilirsiniz.

Ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz… Ya da ne verirlerse onu yiyeceğiz

Yılmaz Özdil bugün öyle bir yazı yazmış ki sarılıp öpesim geldi… Günün birinde bağlantıları değişirse hala ulaşıp okuyabilmek adına buradan da paylaşmak istedim.

Yakınımdaki örnekler ile kendi çocukluğumu kıyasladıkça endişelerim artıyor. Geçen aylarda bir kuzenimizin 5 yaşındaki kızına erken ergenlik tanısı koymuşlar. Sebepler arasında plastikler, kozmetikler, katkı maddeleri ve hormonlu GDO’lu gıdalar olduğu söyleniyor. Göğüslerindeki sertleşme nedeni ile gitmişlerdi, büyük ihtimal ile hormon tedavisine başlayacaklar. Çivi çiviyi söker hesabı… İşin acı yanı çok dikkatli, özenli, farkındalığı yüksek ailedir ama tek başına farkında olmak korumak için yetmiyor işte…

Tarım ülkesi olduğu söylenen ülkemde, gerçek gıda bulabilmek için kırk takla atmak ağırıma gidiyor ama en basidinden şu yandaki şebek surat için eli kolu bağlı ve karamsar kalamıyorum.

Zaten bugün yazacağım çok ama çok tatlı şeyler var. Gözlerimi yaşartan, günümü aydınlatan… ama akşamı beklemeli… şimdi işe dönmeli…

GDO’lu diyet tarifleri

Haliyle panik halindesiniz… “Nasıl anlarız? Genetiği değiştirilmiş organizma yemekten nasıl kurtuluruz?” filan.
Şöyle…
***
Annaneniz öpülesi elleri parçalanırcasına, ovalaya ovalaya tarhana yaparken, siz, “Aman annane be, boş versene” deyip, marketten hazır çorba alıyordunuz ya… Annane rahmetli oldu ve siz, o tarhananın tarifini annaneden alıp, bir kenara yazmadınız ya… İşte o nedenle, siz, genetiği değiştirilmiş organizma yemekten kurtulamazsınız maalesef.
***
Ne verirlerse…
Onu yiyeceksiniz.
***
Kız evlat yetiştiriyorsunuz, en iyi okullara gönderiyorsunuz… Piyano çalıyor, İngilizce konuşuyor, Grammy alanları tek tek biliyor. Bilmeli… Ama alt tarafı limon, şeker ve su kullanıp, limonata yapmasını bilmiyor! Yoğurdu çırpıp, ayran yapamıyor, ayran… İşte o nedenle, kızınız, genetiği değiştirilmiş meşrubat içmeye mahkûm maalesef… Torunlarınız da.
***
Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya üşendiğiniz için… İçinde ne olduğunu bilmediğiniz gofretleri, mısır patlaklarını kemiriyor sizin oğlan! Hamur tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu. Tahin-pekmezi “köylü işi”, vıcık vıcık yağ fışkıran kremaları “modernite” sandığınız için, daha 10 yaşında ayıya döndü, yuvarlana yuvarlana yürüyor, tıkanıyor, merdiven çıkamıyor.
***
Size zor geliyor ama, zor mu evde yoğurt yapmak? İstanbul’un güneşi müsait değil, anlarım, zor mudur İzmir’de, Antalya’da, Adana’da evde salça yapmak?
Şikâyet edip duruyorsun, içine katkı maddesi konuyor, zorla beyazlatılıyor diye… İster tam buğday unundan, ister çavdardan, hakikaten zor mudur evde ekmek yapmak? Bütün ailen kabız… Tonla para verip, abuk sabuk ambalajlı-meyveli saçmalıklardan medet umacağına, niye öğrenmiyorsun kabak tatlısı yapmayı?
***
Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler diye, pazara gidiyorsun… Eğri büğrü biberlere, doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini alıyorsun… Ne işe yaradı senin pazara gitmen?
***
Kocanız da, bu satırları okuyup, size akıl verecek şimdi… Söyleyin ona, ukalalık etmesin, götürün aktara, hatmi çiçeğiyle zencefili birbirinden ayırt etsin, ondan sonra konuşsun!
***
Enginar, börülce, radika, cibes pişirmekten haberin yok; gazetelerin tiraj almak için kıçından uydurduğu kıçımın uzmanlarından fıldır fıldır brokoli tarifleri öğreniyorsun… Brüksel lahanası yiyerek mi AB’ye gireceğini sanıyorsun?
***
Çin’den bal getiriyorlar mesela… Taaa Arjantin’den, Meksika’dan bal getiriyorlar. Neymiş efendim, içinde genetiği değiştirilmiş organizma olabilirmiş falan… İçinde tavuk ibiği, maymun kulağı olmadığına şükredin! Ben iddia ediyorum… Kaşla göz arasında frankeştayn ürünlere kapıları açan arkadaşlarla, Amerikan çiftçilerinin avukatı profesörlerimiz, sırf karakovan balına sahip çıksa, Şemdinli’de, Pervari’de terör bile azalır, terör bile.
***
Uzatmayayım.
Mutfak genetiğimizi kaybettik biz.
***
Elin adamı, mısırdan, soyadan, domatesten önce beynimizin DNA’sını değiştirdi!
***
Hurrraaa diye köyden kente göçerken, dışarda tıkınmayı şehirleşme zannettik. Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme zannettik.
***
Dolayısıyla, ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz… Ya da ne verirlerse onu yiyeceğiz.

Gerçek gıdaya eşit erişim hakkı çocuklarımızın en temel hakkıdır!

Dünya dünya olalı beri mısırın püskülüne konan kelebeği, artık ‘konmamaya’ ikna etmek üzere mısırın genetiğine işlenen bir kimyasal, yıkamakla çıkmaz, biliyorum; çünkü kızımın gözlerinin yeşili gibi, o kimyasal da, tümüyle mısırın kodlarında artık. Üzerinde ya da etrafında değil. İçinde.

Kelebek konarsa mısırın püskülüne ve yumurtalarını bırakırsa eğer, ürünün bir kısmı zarar görür, doğru. Ama, o mısırı kızım yediğinde, içine işlenen, yıkamakla temizleyemeyeceğim, haşladığımda gitmeyecek o kimyasal, kızıma ne yapar… Asıl onu merak ediyorum ben.

Diyorlar ki “üreticisi, eğer, GDO’lu ürünün zarar verdiğini fark ederse, ürününü piyasadan çeker!”

Diyorum ki, “benim kızım denek değil!

fikir sahibi damakların sözlerine kulak verin!
Lütfen okuyun ve paylaşın…

Henüz geç değil
satın alması, tüketmesi beklenen hedef kitle olduğumuza göre
biz talep edersek bazı şeyler değişebilir.

Tohumumuzu, toprağımızı, suyumuzu
yani çocuklarımızı hala koruyabiliriz.

Gerçek gıdaya eşit erişim hakkı çocuklarımızın en temel hakkıdır!

Tuvalet konusunda yardımcılar

Dün gece Adıyaman’dan döndük. Daha önce doğuya çok gittim ama bu kadar yakından görmemiştim… bu sefer ki unutulmayacak bir tecrübe oldu. Detayları anlatacağım.

Bu arada Adıyaman seyahati ile gece bez bağlama olayını da bitirmiş bulunmaktayız. Daha doğrusu ben değil de Mira bitirdi desem yeridir. Şaşırttıcı oldu, bu gelişme… Daha gittiğimiz ilk gece inat etti bezi giymeyeceğim diye… Biraz zorladım giydirebilmek için… ağladı, bağırdı… duyan boğazlıyorum sanmıştır. kaldığımız otel dağ başında olunca, etrafta ses namına bir çıt olmayınca, bir de sıcaktan cam da açık olduğu için bağırmaları Nemrut’un tepesinden duyulmuştur, eminim… Öylece pes ettim. “sabaha çiş içinde uyanırız, otel de bunu fark edecek kadar temiz değil zaten” dedim. Sarıldık uyuduk. Gece 2 gibi oturmuş gözünü dikmiş, bana bakarken buldum. “Çiş” dedi, kucağıma almam için kollarını uzattı, tuvalete götürdüm, hemen çişini yaptı. Sabah kuru kalktı. Sonraki günlerde hiç savaşmadım. Bez de takmadık. Gece 12 – 2 arasinda bir yerlerde bir kere kalkıp, çişe götürttü kendini, sonra meme emdi ve uyudu.

Geceleri nazlı ama sabahları tuvalete önümden koşarak gidiyor. İşi bittikten sonra elini yıkamak için lavaboya doğru zıp zıplıyor. Sonra bir kilot alıp, “don, don” diye sesleniyor. Bir bacağını sokuyor ama diğerini sokarken ilk soktuğu yerinden çıkıyor. Sinir oluyor. Donu kafasına geçirip duruyor. Görünce gülmemek mümkün değil ama gülünce de kızıyor 😀 Giymeyi beceremiyor ama altında sadece bir kilot varsa kendi kendine donunu çıkartıp koşarak tuvalete gidiyor. Sanırım bitti bu iş… bu kadar çabuk, zahmetsiz ve kolay olduğu için çok memnunuz…

Tabii… gece yatmadan önce ki bu “çiş, çiş” alarmı halen yataktan kaçma bahanesi olarak halen karşımızda… biz de sazan balıkları, hala yiyoruz numarayı…

Neyse bu bezden kurtulma sırasında ve sonrasında çok faydalandıklarımızı paylaşmak istedim… Olmasalardı, biz bugünlere gelemezdik 🙂

1) Tracy Hogg – Baby Whisperer ve Blog Annelerinin Yazdıkları
Açıkçası tuvalet alışkanlığını kazandırma işini günlük rutinimizin bir parçası haline getirmeyi bu paylaşımlar  olmasa düşünemezdim bile… Özellikle de bebeğiniz küçük ise bakış açınızı değiştirebilecek aşağıdaki yazıları mutlaka okumanızı önereceğim.

Pratik Anne iki çocuğuna, tamamen iki farklı yaklaşımda bulunmuş ve bunları paylaşmıştı.
Tuvalet Eğitimine Alternatif Tuvalet Alışkanlığı
Tuvalet Eğitimine Alternatif Tuvalet Alışkanlığı 1
Tuvalet Eğitimine Alternatif Tuvalet Alışkanlığı 2
Tuvalet Eğitimine Alternatif Tuvalet Alışkanlığı 3

Ada Kızın Annesi Yapıncak da Tracy’nin yöntemini ile kendi tecrübelerini özetlemişti…
Tuvalet Eğitimi 1
Tuvalet eğitimi 2

Pi-nik Kuş Erin’nin annesi Ayça’da benzer tecrübelerini paylaşmıştı…
SSS: Tuvalet

Tracy Hogg’un genel anlamda bebeğini anlamak ve onun ile iletişim kurmak üzerine kurulu bakış açısı bana çok uyuyor. Çok ince detay detay her dediğini uygulamadım – hatta okumaktan sıkıldığım bölümleri bile oldu. Ama ana fikri özümseyip hayatımıza katabildiğimiz her önerisi çok verimli oldu. O yüzden tüm anne – bebek kitaplarım arasında benim için halen en etkilisi… neyse diyeceğim şu ki… Tracy’i sevin veya sevmeyin, önerilerinden faydalanmış olun veya / hatta sinir olmuş olun, Baby Whisperer – Bebek Bakımı Sorunlarına Mucize Çözümler kitabında “Tuvalet Eğitimi” ile ilgili bölümü açın okuyun… Benim gibi erken tuvalet alışkanlığı konusunun uygulanabilirliliğine ikna olacağınıza eminim. Olmadı, daha geç dönem tuvalet eğitimi konusunda ki önerileri de işinize yarayacaktır.

2) Boon – Potty Bench
Tuvalet İletişimi (Tİ) yönteminde (Bezsiz Bebek) ve Tracy’nin önerisinde bebeğin kendi kendine lazımlığa oturmaya karar vermesini beklemeden ilgili işaretleri gördüğünüzde veya uygun zamanlamalar ile tuvalete oturtmanız öneriliyor.

Bunu için için rahat edeceği bir lazımlık – adaptör önemli diye düşünüyorum. Bu ürün bizim işimize çok yaradı.

Mira’yı daha 7 aylıkken bile üzerine son derece rahat oturtabiliyorduk. Hatta 11 aylıkken bezi çıkarttığınızda paytak ama dengeli bir şekilde kendi gidip oturuyordu.

Potty Bench’in kenarındaki iki yan haznesine, oyuncak – kitap – tuvalet kağıdı gibi konu ile ilgili aksesuarları koyabiliyorsunuz. İşi bittiğinde alt haznesi, çekmece şeklinde çıkartılıp kolaylıkla temizlenebiliyor. Hatta bu aralar Mira çekmeceyi kendi çıkartıp tuvalete dökmeye bile çabalıyor. Hijyen kaygılarıyla şimdilik bu işi yanlız yapmasına izin vermiyoruz ama yakında kendi kendine yapabilecektir.

Görüntüsünün tuvaleti andırıyor olmasının da lazımlık, adaptör, tuvalet geçişlerini kolaylaştıracağını düşünüyorum. Bu arada yurtdışında deliğinin küçük olması ile ilgili eleştiriler okudum ama bugüne kadar hiç bir dezavatajını görmedik 🙂 Tabi bu konuda çok küçük yaşta kullanmaya başlamış olmamızın etkisi olabilir.

Üst kapağı kapattığınızda 136 kg kadar taşıyabilen bir basamak – oturak haline dönüşüyor. Bu özelliği Mira için şimdilik üzerine çıkıp durduk yere sifonu çekmesine yardımcı oluyor.
Internette ararsanız bir kaç yerde birden satıldığını göreceksiniz ama sanırım Türkiye için en ucuzu şimdilik  burada…

3) Pamuklu Bezler
Ben sadece pamuklu bez kullanamadım ama kullandığım pamuklu bezlerin de tuvalet alışkanlığını erken kazanmada gerçekten etkili olduğunu düşünüyorum. Hazır bezlerin ıslaklığı hiç hissetirmemesi ve dolayısıyla bebeklerin bu durumdan hiç rahatsız olmaması günümüzde bez bırakma işinin gecikme sebeplerinden biri olarak gösteriliyor. Bebekler ilk doğduklarında altları ıslandığında tepki verirken, büyüdükçe bu duruma tepki vermemeye başlıyorlar. Hem Bezsiz Bebek hem de Tracy’nin kitabında söylendiği çok mantıklı “bebeklerimizi önce beze alıştırıyor daha sonra ise bezden kurtarmaya çalışıyoruz”

Pratik Anne geçenlerde pamuklu bez kullanımı ile ilgili bir video yayınlamış ve işin maddi olarak avantajlarını da ortaya dökmüştü. Kumaş bez kullanımı gözünüzü korkutmasın, ne temizliği ne de kullanımı zor… Hatta hazır bezlerden korkulur…

Türkiye’de pamuklu bez üreten iki firma biliyoruz: Baby Nap ve Baby Neo
Ben denemedim ama deneyenler yorum yaparsa sevinirim…

4) Alıştırma kilotları
Alıştırma kilotlarının bebek için değil ama asıl anne için rahatlatıcı olduğunu düşünüyorum. Sonuçta %100 sıvıyı içeride tutmuyorlar ama paçalarından aşağıya akmasını da engelliyorlar. Evde değil ama dışarıya çıkmaya onlar ile cesaret edebildik. Biz Mothercare’den aldık, memnun kaldık ama çok uzun süre kullanmadık. fazla durunca bu sıcaklarda poposu terliyordu 🙂

5) Potette Portatif Lazımlık & Tuvalet Adaptörü
Bezi takmadan sokaklarda dolaşabiliyorsak bunu en çok bu portatif alete borçluyuz 🙂 Katlandığında gerçekten küçücük oluyor ve çok az bir yer kaplıyor. Açıldığında lazımlık, dahası tuvalet adaptörü olarak da kullanılabiliyor.

Tuvalet adaptörü olabilmesi benim en çok beğendiğim özelliği… Sayesinde bulunduğumuz mekandaki tuvaletin hijyenine karşı paranoya geliştirmeden durabiliyorum.

Lazımlık olarak kullanırken kendi özel poşetlerinin içinde özel emici bir yüzey var ama arazide poşetsiz kullandığımız da oldu.

Bizim potette dayısı tarafında Amerika’lardan getirildi ama Türkiye’de mothercare ve joker mağazalarında satılıyor.