
Bir önceki haftasonu yavaş yavaş bahar geliyor demiş. Sabah erkenden, kentimizin hak ettiğimiz şekilde yönetileceğine dair bir hayalperestlikle oyumuzu kullanmış. Dışarıda güzel bir kahvaltı yapmış ve sonrasında kendimizi parka atmıştık. Seçim vesilesi ile tatil yapan kocam, hadi deyince kapı önüne koşan kızım ile harika bir gün geçirmiştik. Çok güzel de fotoğraflar çekmiştik. Yanlız fotoğrafların olduğu kartı evin içinde şeytan alıp götürüp, bugün geri getirmeye karar verdi… Geç meç farketmez, bu fotoğrafları blogumuza koymazsam çatlardım 
Read more…
Yeni beceriler için yeni oyunlar… (bölüm 1) den devam…

3) Merak (curiosity)
Öğrenme arzusu doğumla birlikte gelen bir duygu. Yaşamın hiç bir döneminde dünya çocuklukta olduğu kadar ilginç veya surprizler ile dolu gelmiyor. Çocuklar için hiçbir detay dikkaten kaçacak kadar küçük değil. Bu merak duygusu ile, çocuklar zaman zaman güvenlik limitlerini zorlayabiliyor veya ortalığı arapsaçına çevirebiliyor. Merak duygusunu yönlendirildikçe, çocukların yaratıcılık ve analitik düşünce becerileri hızla gelişiyor. Read more…
Beceriler ve oyunlar üzerine yazmaya devam edeceğim ama bugün bir arkadaşımın gönderdiği videoyu paylaşmadan geçemedim… Burada mutlaka yer alması gerekiyordu. Herşey bir yana çocuklar görerek büyüyor. Çocuklarımızı nasil yetiştireceğiz diye düşünmeye önce kendi hayatlarımızdan başlamamız gerekmiyor mu?

Hatırlıyorum… Yaşım 30′u geçip, çocuk sahibi olmamız fikri aklıma düşmeden çok çok önceleri, ne bebek, ne de çocuklar ile vakit geçiremezdim… Sıkılıyorlarmış gibi gelirdi ama itiraf ediyorum aslında sıkılan bendim. Karşımda gördüğüm sadece benim sıkılgan psikolojimin bir yansımasıydı.
Amazon’dan 4 al 3 öde kampanyası ile hamileyken aldığım kitaplardan biri idi :
The 2,000 Best Games and Activities… Sadece 344 sayfada bebeklikten - 8 yaşa kadar aktivitelerin anlatıldığını okuyunca kitabının kapsam ve içeriğinden kuşku duymuştum. Bebeklik dönemine ait fazla bir şey bulamayacağımı, diğer yaşların ise çok yüzeysel geçildiğini düşünmüştüm. Kampanya kapsamında alacak 4. kitabı bulamayınca nasıl olsa bedavaya gelecek diyerek almıştım. Mira aramıza katıldıktan sonra bu kitap hakkındaki fazla ön yargılı yaklaştığımı düşündüm. Şimdiler de ise çok çok önyargılı yaklaşmışım, iyi ki almışım diyorum.
Read more…
Cümbür cemaat, Çınarişko’nun doğum günü kutlamasındaydık cumartesi günü… Bebiş kadrosunda eksik yoktu. Hala bebişler diyorum ama resmen “0″ numara bıcırık çocuklar oldu bunlar… Mimikler, eller, kollar, ayaklar… durmadan birşeyler anlatıyorlar…
Mira’cım, bir gece önce hepimizin artık sabah 4te kalkması ve oynaması gerektiğine karar verince, öğlen uykusundan erken kaldırmaya kıyamadım. Sonra da pastayı kesmeden yetişelim telaşıyla fotoğraf makinamı evde unuttum. Cepten çıkan kareler bu kadar…

Read more…
- bu blogun kumanda paneline daha dün girebiliyordum, şimdi şifre soruyor, ne yazacağım?
- gmail şifren ile giriyordun ya anne…
- aaa… herşeyi aklımda mı tutacam ben… sana soracam tabi ki…
… derken annem sonunda bloglamaya başladı. Evden şapkalarını yüklendi geldi. Hatta hızını alamadı benim dolaplarımı da döktü. Ben de netlemesi bozuk fotoğraf makinam ile çektim fotoğraflarını…
Artık annemin sayfası FAZODesign resmen yayında, sizi de bekleriz 
Bir çok evde olduğu gibi, bizde de, benzinciden hediye oyuncak bir Ferrari var. Geçen evdeyiz. Annem ile mutfakta çene çalıyoruz. Mira’da yanıbaşımızda araba sürüyor. Vınn… Ferrari gidiyor. Pıtı pıtı… Mira koşarak getiriyor. Derken bir kaç dakikalığına önce Ferrari’nin, ardından Mira’nın sesi kesiliyor. Bir bakalım ne yapıyor diye mutfaktan kafamızı uzatıyoruz ki… Mira’cım koridordan koşarak geliyor. Parmağında siyah conta gibi bir şey, eli önde anneme “ıhhh” (bak) diyor. Parmağındakine dikkatle bakıyorum. Bizimki Ferrari’nin ön tekerini sökmüş, parmağına yüzük yapmış
Mira’nın gözü hep benim takılarda… Kolyemi alsın, kafasından geçirsin. Yüzüklerimi kapsın, parmağına taksın. Bilekliklerimi koluna geçirip, düşmesin diye el havada gezsin. Annem “Kızımı kokoş yapamadım. torunumu yapacam” diye dalga geçip duruyor. “Özellikle uğraşmana hiç gerek yok, zaten sana benziyor” diyorum…
Bizim komik kıssadan, iki küçük hisse… Birincisi, bizim başımıza gelmedi ama parçaları ayrılabilen oyuncakları oynarken gözünüz üzerinde olsun. Yutmaya kalkabilir. Boğazına kaçabilir… İkincisi, Damla’nın Kitubi’deki Cinsiyet ayrımcılığı yapmayan nesiller yetiştirmek? başlıklı yazısını okuyun. Anne baba olarak bizim güzel kızım veya aslan oğlum diye abartılı davranışlar sergilememize gerek yok. Bir yaşını geçtikten sonra çocuklarımız zaten yavaş yavaş cinsiyetlerine göre taklit etmeye başlıyorlar. Yoksa nereden bilecek bizim sıpa lastiği yüzük yapıp parmağına takmayı… Bu arada bugun sabah bir baktım. Yine sökmüş lastiği, takmış parmağına ama beğenmemiş ki… Tekrar arabaya takmaya çalışıyor. Tabi beceremiyor, uzatıyor bana “ıııhh” (tak yerine) diye 

Salyalar çeneden damlıyor. El ağızdan çıkmıyor. Üst dişler biraz daha uzadı. Alt iki dişi ile üst iki dişini sürekli gırç gırç birbirlerine sürtüyor. Dikkatini dağıtıp, gıcırdatmasını kesmeye çalışıyorum. Zor oluyor. Gırç gırç sesinin beni deli etmesi kadar, dişlerinin sağlığı içinde endişe duyuyorum. O süt dişlerine 7 sene daha ihtiyacı var… babycenter.com‘a bakıyorum… Özetle stres olmanıza gerek yok diyor. Biraz rahatlıyorum. Yeni dişlerine alışmaya çalışması, diş çıkartıyor olması, gergin olması gibi sebepleri olabilirmiş. Büyük ihtimal ile bir süre sonra vazgeçecektir.

Read more…