Archive

Archive for the ‘paylaşmalık’ Category

Son günlerde…

Temmuz 19th, 2009 banu 4 comments

Evde bir üretim, bir hareket alıp başını gidiyor… İçimde de tuhaf bir huzur var. Bizim ailenin tipik zor zaman yaklaşımıdır; akılları boşaltabilmek için çeneler, eller, vücutlar çalışır… Annem bebekler için keçe şapka yapımına başladı… - muhteşem oldular bir ara blogu için fotoğraflarını çekmem lazım. - Babamın yatılı bakıcısı, Maya iki güne bir bol ajurlu bir kazak bitiriyor. - Kadın tam annemin ruh ikizi hiç boş durmuyor. - Halam babaannemden kalan oyalar ile bize kolyeler yapıyor. - Hergün bize gele gele o da duruma adapte oldu. - 25 yıllık emektarımız Satı Teyze sadece anneme yardımcı olabilmek için hergün yarım gün uğruyor, babamın durmaksızın yıkanan çamaşırlarını ütülüyor, bir yandan da Mira’ya incecik kazaklar örüyor. Baha ve Özge işlerini de getirdiler, Türkiye’den çalışıyorlar… Süha akşamın dokuzunda 5 km koşuya çıkıyor… Cenk’in de çenesine vurdu, kimsenin modunu düşürmemek için kendisi seyircisi bol seyyar standupçı modunda… Ben de işte pek yoğunum ama gece kendimi mutfak terapisine alıyorum… Dondurma yapmaya verdim kendimi… Yapıyorum, yediyorum. Il Laboratorio del Gelato‘nun Türkiye şubesi gibiyim :P - Bir ara fotoğraf çekip yazayım tarifleri… -

Bu koşturmaca ve kalabalıkda Mira çok mutlu… Gerçekten de size hayat veren bir canlıyı uğurlarken, sizin hayat verdiğiniz bir canlı, size güç öyle bir veriyor ki şaşıp kalıyorsunuz… En can acıtıcı zamanlarda annemin metanetine, ortalığı çekip çevirmesine hayranlıkla karışık hayretler içerisinde kalıp “İyimisin… Nasıl bu kadar güçlü oluyorsun?” diye defalarca sormuşumdur. O da her seferinde “İyiyim tabi anne olursan sen de anlarsın” derdi. - laftaki ince kinayeye dikkat - Neyse anladım sonunda annecim…

Read more…

Nereden çıktı bu blog yazma işi?

Temmuz 13th, 2009 banu 10 comments

Kitubi’deki şu yazıdan sonra farkettim; aslında bu soruların cevabını uzun uzadıya düşünmemişim bile… Sadece Mira’nın doğumu ile yaşadığım pozitif enerji patlamasını kayıt altına almam lazım, uzaktaki - yakındaki - tanıdık - tanımadık herkes ile paylaşmak lazım demiş, başlamışım yazmaya… Damla sayesinde bu akşam durdum düşündüm… Nereden çıktı bu bloglama işi? Neden yazmaya başladım?

Aslında ben, gerekli gereksiz aklıma takılan her konuda, çok araştırıp, çok okumama rağmen yazmaya hiçbir zaman heves duymamıştım. Hatta hayatım boyunca hiçbirşeyi uzun uzun yazarak kayıt altına da almadım. Yazar olmaya hiç heveslenmedim ama hep iyi çizerdim :) Öğrendiğim her konu hakkında çooook ama çoook konuşurdum. Biraz da meslek icabı daldan dala bir çok konuda işin uzmanları ile tanışma hatta çalışma imkanı da bulurdum. Böylece çenem de bol bol düşecek fırsat yakalardı… Yine de aman yazayım da paylaşayım diye bir dürtüm yoktu… Başta annem ve kocam olmak üzere yakın arkadaşlarımın başını ütülemek yetiyordu bana…

Read more…

- Üstünü başını karala yavrum :))

Temmuz 11th, 2009 banu No comments

JinYen ve Christopher isimli iki genç “chalkboardtee.com” ismiyle yeni bir tişört markası yaratmışlar ve internet üzerinden pazarlamaya başlamışlar. Ekipten Christopher, karatahta misali, üzerine tebeşirle kolayca yazılabilen ve sonrasında kolayca silinebilen bir boya yaratabilmek için uzun süre süre çalışmış. Tişörtlerin önünde Chris’in özel formülü ile boyanmış, tebeşir ile karalanabilecek bir desen var. Tişörtlerin üzerinde de tebeşiri koyabileceğiniz birer cep var ve her tişört yanında bir tebeşir ile satışa sunulmuş…

Read more…

- Yemeğinle oyna çocuğum :))

Temmuz 10th, 2009 banu 3 comments

Çocuğumuz bir yandan yemeğiyle oynasın, bir yandan yaratıcılığı gelişsin diye tasarlanmış bu tabak sayesinde biz anneler de bu çocuk niye yemiyor diye kendimizi yemekten kurtulacağız. Karnını doyurmasa da zekasını beslediği için içimiz rahat, gönlümüz ferah olacak :)

Bu komik tabak benim favori markalarımdan “Fred & Friends” ekibinden Jason Amendolara tarafından tasarlanmış… “Fred & Friends”in tüm kataloğu insanı gülümseten ürünler ile dolu… Katalogdan benim çocuklar - ve ruhu çocuk kalanlar - için diğer seçimlerim aşağıda…

Read more…

Polimer kil projeleri #2 : Çiçekçi Mira

Haziran 19th, 2009 banu 7 comments

Mira’cım çiçekçi güzeli… Gördüğü her çiçeği “çiiiğ” “çiii” diye gösteriyor. Bir de gidip kokluyor. Pek komik :) Kızımın çiçeklere olan aşkından gelen ilham ile; elimde kalan fimo hamurlarından çöp şişlerin uçlarına çiçekler yaptım, annemin kullanmadığı baharatlıklarından birine de vazo olması için el koydum.

Mira daha ben çiçekleri yaparken bayıldı bunlara… Yapım aşamasında her iki çiçekten birini önce koklayıp, sonra ev içinde gezdirip, en son mıncıklamak sureti ile bozdu… Fırınlandıktan sonra sertleşen çiçekler mıncıklanamayınca ve çok zorlayınca elinde kalınca pek şaşırdı… Bir iki zayiiden sonra zorlamayı bıraktı. Read more…

Polimer kil projeleri #1 : Balıkçı Mira

Haziran 13th, 2009 banu 13 comments

Yıllar - ama gerçekten yıllar önce - mutat Michaels ziyaretlerimden birinde polimer killerin acayip bir indirimde olduklarını görünce heyecanlanmış, bilumum renklerde çokça almıştım. Ama aldıklarım o kadar abuk subuk renklerdeydi ki, bir kaç saksı süslemek dışında hiç bir şey yapamadım. Tabi atacak değildim sakladım. Evlendiğimde de annem çeyizimle evime gönderdi… Geçen ay, nihayet aklıma bir fikir geldi de kendilerini gün yüzüne çıkarttım. Mira’cım için polimer kilden balıklar ve mıknatıslı bir olta yaptım.

Balıklara şekil verdikten sonra burun kısımlarına kalın ama kısa birer vida taktım. Göz yerine de birer metal pul koydum. Daha sonra fırınladım. Oltası için bahçedeki eski bambu fide sırıklarından birini temizledim, sap olmaya uygun boyda kestim. Bauhaus’dan ortası delik, küçük buzdolabı mıknatısılarından aldım, bir iple bambuların ucuna tutturdum. Bu mıknatıslar balıkları uçlarındaki vida ve pullardan yakalayacak kadar güçlüler…

Read more…

Escher çocuklar için tasarlasaydı…

Haziran 11th, 2009 banu 5 comments

Escher ile 25 yıl önce ortodonti tedavime başlarken dişçimiz Koray abi’nin duvarında asılı tablolarla tanışmıştım. Yıllarca dişçi koltuğunda ağzım açık yatarken, gözümle sonsuz merdivenlerin nereye gittiğini anlamaya çalıştım… Escher benim adını öğrendiğim ilk modern sanatçı oldu. Sonradan öğrendim ki aynı zamanda matematikçiymiş…

Escher sonsuzluğu 2 boyutlu bir kağıtta tasvir etmiş, paradoks, metamorfoz gibi soyut gelen kavramları somutlaştırmıştır. Birbirini çizen eller, içi dışa dönüşen yüzeyler, hep çıkan merdivenler, nesnenin zaman içinde alacağı tüm haller… çizgilerinde göze çarpar…

Read more…

Büyüme konusu ve Muzlu kek tarifi

Haziran 6th, 2009 banu 9 comments

Perşembe günü doktorda randevumuz vardı. Mira’cım ölçüldü biçildi karşımıza ilginç bir durum ortaya çıktı… İyi haber, 3 aydır uzamayan kızımız 20 günde 3,5cm birden uzamış - 81cm olmuş %78 persentilde - Levent Bey “bu da biraz fazla olmuş ama zararı yok” diye yorumladı.

Kötü haber, yine kilo almamış, hatta 70gr verip - 10,23kg olmuş, %40 persentilde - Levent Bey benim kafama çok uygun pek rahat bir doktor olmasına rağmen bunu iyi yorumlamadı… Bundan önceki aylarda kilo almadığı zaman “boyu uzamamış, niye kilo alsın ki, enine mi büyüyecek çocuk, işini biliyor Mira’cım” diye bir yaklaşım sergiliyordu. Ama bu sefer en azından 150gr alması beklenirdi dedi. Mira iştahsız bir çocuk olmadığı için iştah şurubu vermenin anlamsız olacağını ama gerekirse pe.di.a.sure ile besin takviyesi yapabileceğimizi söyledi. Yapay beslenmeye gıcığım ya… O da bunu bildiğinden “bu bir alternatif sen değerlendir” dedi. Ben de önümüzdeki 15 gün ağırlıklı otçul olan beslenmemizi, homini gırtlak karbonhidratlar ile zenginleştirmeye karar verdim. Biz nefsimize hakim olacağız. Mira’yı 15 gün sonra enine boyuna bir daha ölçtüreceğiz.

Read more…