Geçen sene, tam da bu zamanlarda, Kitubi’de parmaklığa veda ve genç yatağına geçiş yazılarını okumuştum. Yerde yuvarlanan 5 aylık bebeğime bakınca Ilgaz pek büyük gelmişti gözüme ve daha çoook zamanımız var diye düşünmüştüm. Oysa zaman denilen şey - hele ki bebekli yaşama geçişten sonra - dünyadaki en nankör şey…
Bu sabah bir toplantım vardı… Mira’nın Hatice Ablası kapıdan girer, ben bacadan çıkar şeklinde bir sabah olacaktı ki… İlk öncetelefonum çaldı; toplantı ertelendi… Hemen peşi sıra kapı da çalındı… Hatice geldi… Elinde de minicik bir serçe yavrusu… Eh bu ikisi günün akışını bir hayli değiştirdi…
Yavruyu kaldırımın kenarında bulmuş. Hoplaya zıplaya bir kediden kaçmaya çalışıyormuş. Herhalde heveslenmiş yuvasından erkenden uçmaya çalışmış. Hatice bakınmış yuvasını bulamamış… Pek minik… Elime aldım. Hiç korkmuyor. O kadar minik yani… Büyük olsa yüreği pıt pıt diye ağzında atardı. Read more…
Evde bir üretim, bir hareket alıp başını gidiyor… İçimde de tuhaf bir huzur var. Bizim ailenin tipik zor zaman yaklaşımıdır; akılları boşaltabilmek için çeneler, eller, vücutlar çalışır… Annem bebekler için keçe şapka yapımına başladı… - muhteşem oldular bir ara blogu için fotoğraflarını çekmem lazım. - Babamın yatılı bakıcısı, Maya iki güne bir bol ajurlu bir kazak bitiriyor. - Kadın tam annemin ruh ikizi hiç boş durmuyor. - Halam babaannemden kalan oyalar ile bize kolyeler yapıyor. - Hergün bize gele gele o da duruma adapte oldu. - 25 yıllık emektarımız Satı Teyze sadece anneme yardımcı olabilmek için hergün yarım gün uğruyor, babamın durmaksızın yıkanan çamaşırlarını ütülüyor, bir yandan da Mira’ya incecik kazaklar örüyor. Baha ve Özge işlerini de getirdiler, Türkiye’den çalışıyorlar… Süha akşamın dokuzunda 5 km koşuya çıkıyor… Cenk’in de çenesine vurdu, kimsenin modunu düşürmemek için kendisi seyircisi bol seyyar standupçı modunda… Ben de işte pek yoğunum ama gece kendimi mutfak terapisine alıyorum… Dondurma yapmaya verdim kendimi… Yapıyorum, yediyorum. Il Laboratorio del Gelato‘nun Türkiye şubesi gibiyim - Bir ara fotoğraf çekip yazayım tarifleri… -
Bu koşturmaca ve kalabalıkda Mira çok mutlu… Gerçekten de size hayat veren bir canlıyı uğurlarken, sizin hayat verdiğiniz bir canlı, size güç öyle bir veriyor ki şaşıp kalıyorsunuz… En can acıtıcı zamanlarda annemin metanetine, ortalığı çekip çevirmesine hayranlıkla karışık hayretler içerisinde kalıp “İyimisin… Nasıl bu kadar güçlü oluyorsun?” diye defalarca sormuşumdur. O da her seferinde “İyiyim tabi anne olursan sen de anlarsın” derdi. - laftaki ince kinayeye dikkat - Neyse anladım sonunda annecim…
Tam 8 gündür babam hiç gözünü açmadan uyuyor. Bilinci kapandı… Yüzü çok huzurlu… Ağrısı sızısı yok demekmiş bu durum… Doktoru “artık rahat bırakın adamcağızı… herkesin kendi yatağında huzurla ölme hakkı vardır…” diyor. Dua etmekten öte hiçbirimizin ve hiçkimsenin yapabileceği bir şey yok…
Nasıl oluyor bilmiyorum ama hepimiz pek metanetliyiz… Kimse sızlanmıyor. Yapamadıklarımızdan yaşayamadıklarımızdan değil yaşanmış güzel günlerden bahsediliyor. Anılar tazeleniyor hatta gülünüyor. Gerçi eninde sonunda, bizler sabah oluyor işimize gidiyoruz, gece oluyor evimize geliyoruz. Annem ise 7 gün 24 saat başında… Annem dimdik durunca da bize diyecek söz kalmıyor. Bugün Baha ile Özge de geliyorlar Amerika’dan… Babacım bilse keşke hepimizin yanında olduğunu…
Anlatmaya daha yola çıkmadan öncesinden başlamak gerekiyor. Çünkü başımıza neler geleceği daha o günlerden belli idi… Gideceğimiz haftanın başında, bir yıldır üzerinde çalıştığımız, benim için son derece önemli bir kongre başlıyordu. Dolayısıyla önceki haftalarda, bunun doğal yoğunluğu vardı. Zorlayan kısmı, aynı tarihlere, benim için aynı derecede önemli, iki ekstra projenin daha kritik işlerinin çakışması idi… Çook uzun zaman sonra ilk defa doğumdan önceki zamanlardaki tempoya yakın bir çalışma dönemi yaşadım. Hemen hemen hiç bir akşam Mira’nın yemeğine yetişemedim. Mira ile doğru düzgün ilgilenemedim. Garip ve suçlu hissettim.
Kongremiz hafta başında olunca, mecburiyetten hafta sonu da çalışıldı. Sadece Pazar günü Babalar Günü şerefine Papazın Bağı’nda küçük bir kaçamak yaptık ama akabinde ailecek benim ekibin yanına gittik. Resimler çocuk işçi çalıştırdığımızın ispatı gibi oldu
Oslo detaylarını yazmak için oturdum ama öncesinde bugün akşam eve geldiğimdeki manzarayı paylaşmadan edemedim. Altı sene önce bahçenin köşesine diktiğimiz bir kaç frambuaz dalı yıllar içinde pek azgınlaştı. Görüldüğü üzere Mira’cım dalından yemenin keyfine varmış durumda… Bu resimleri çekmeden önce iki avuç dolusunu yemişti ona rağmen zor ayırdık… Bıraktık mı “mamma” diye hemen koşuyor frambuazların başına
İşler yoğun ve zor… Gün geçtikçe beter bir hal alıyor. Hani şu önce varlığı red edilen, sonra teğet, en nihayetinde sürtünerek geçeceği söylenen mesele bizi, derince deldi ama geçemedi… Bir de üzerine “hamili kart yakinimdir” desteği olmadan devletimin dairesinde işlerimizi halletme gibi ütopya yaşamaya kalktık. Günlerce sabah memurlardan önce oradaydık, mesai bitiminde boş döndük. Gelinen nokta dedim ya; ütopya… Sabah Hatice kapıdan girince ben bacadan kaçar gibi işe gidiyorum. Akşam ise ben kapıdan o bacadan… İşte aklım yüz parça bir şeyler yapıyorum. Yüz parçayı da bir an önce bir araya getirmem lazım. Vaktim dar… Dün Görkem uğradı onu mu yetiştirecem, bunu mu derken iki kelam konuşamadım. - Gorki kusura bakma lütfen - Kaçarcasına eve geliyorum ve dünyam değişiyor. Ama yarım anne, yarım eş, yarım iş, yarım evlat… bugünlerin özeti budur.
Aslında bu yazdıklarım “ondan şikayet, bundan şikayet” durumu değil… Kabullendim ben bunu… Bugünlerin böyle geçmesi gerekiyor. - anahtar kelime “geçecek” olması - Nefes alınacak en küçük kaçamağı değerlendiriyoruz, elimizden geldiğince… Özellikle hafta sonları derin derin nefes alıyoruz, hafta içi dişimizi sıkmak için…
Önceki haftasonu arkadaşlarımız Funda, Ercan, bir numaraları Defne ve yeni numaraları Deniz ile çok güzel dolu dolu bir gün geçirdik. Önce Çıtır Simit’te kahvaltı ettik. Sonra Bilkent mezunlar panayırına gittik. Biz pek tanıdık birilerini göremedik ama Mira yeni arkadaşlar ile tanıştı. Ve günün sonunda da Panora Zıkkım’da yemek yedik.
Sabah sabah kocamdan gelen bir mesaj kocaman gülümsetti beni… Bir video yollamış. Videoda beni yılın annesi olarak anons ediyorlar Çok eğlendim. Ben de tüm annelerin ve anne adaylarının anneler günü kutluyorum ve hepinizi yılın annesi ilan ediyorum